banner17

Hüseyin Su'nun Gözünden Hikaye Anlatıcısı ve Öykücüler

Bir insan bazen kendinden daha çoktur. Kendileri farkındadır veya değildir ama öyle çoğalmışlardır ki binlerce başka insanın hayatında yaşarlar. Necip Fazıl gibi dehalar bunun farkına varırlar ve o farkında oluşu hem yaşarlar hem yaşatırlar. Hüseyin Su da bu çoklar arasında bir yazar. Su’nun Hikaye Anlatıcısı’nı Recep Şükrü Güngör değerlendirdi.

Hüseyin Su'nun Gözünden Hikaye Anlatıcısı ve Öykücüler

Hüseyin Su, mütevazılığı, insanlığı, ağabeyliği ile öne çıkmıştır. İnsanı önceleyen tavrı her zaman takdire şayandır. Öykücü, dergici, denemeci, eleştirmen ve yol göstericidir. Son özelliğini başa almak gerekir. Yolu Hüseyin Su’ya düşüp de ondan faydalanmayan yoktur. Ondan yol yöntem öğrenmeyen yoktur.

Uzun zaman Hece Öykü ve Hece dergilerinin editörlüğünü yaptı. Oradan hiçbir beklenti içine girmeden yerini Rasim Özdenören’e bıraktı.

Ana ÜşümesiGülşefdeli YemeniAşkın HalleriBir Yağmur Türküsü'nün yeni baskıları; Keklik VurmakYazı ve YazgıKalemin Yükü ve Hikaye Anlatıcısı'nın ilk baskıları Şule Yayınları’ndan peş peşe çıktı. Bu eserlerle Hüseyin Su'nun öykücülüğünün yanında denemeciliği, incelemeciliği ve eleştirmenliği de böylece ortaya çıkmıştır.

Salih Bolat, Murathan Mungan, Feridun Andaç, Semih Gümüş, Murat Gülsoy, Tahsin Yücel, Aysu Erden, Selçuk Orhan, Behçet Çelik, Necati Tonga ve Necip Tosun'un çalışmalarıyla hareketlenen öykü eleştirisine Hüseyin Su taze bir soluk getirmiştir.

Anlatıcı

Hikaye Anlatıcısı kitabı adını Walter Benjamin’in aynı ismi taşıyan yazısından alıyor. Su, Benjamin’in yazısını okuduktan sonra bizim tahkiye geleneğimizi aynı pencereden ele alıp anlatma ihtiyacı duyduğunu söylüyor. Anlatıcı olmadan anlatı olmaz. Anlatıcı inşa işinin failidir.

Eser, “Hikaye Anlatıcısı” ve “Öykü Okumaları” başlığıyla iki bölümden oluşuyor. Bölümlerin özelliklerini ve kitabın temel fikrini yazarın şu cümlelerinden okuyalım: “Kitaba adını veren birinci bölümde, özellikle Türk öykü geleneği bağlamında öykü üzerine düşünmeye çalıştık. Çeşitli vesilelerle yazılan ve konuşulan, bildiri olarak sunulan düşüncelerimizin bu bölümde bir bağlam içinde bütünlük oluşturduğu kanaatindeyim. Burada, genel olarak bugünkü Türk öyküsünün sorunlarıyla birlikte, görece de olsa bir gelişme kaydettiğini, umut vadettiğini ve bu umudun da sağlıklı bir yapıya ulaşması gerektiği yönündeki eleştirilerimizi, önerilerimizle birlikte tartışmaya çalıştık. … Hikaye Anlatıcısı, hem kitap olarak kurgulanışı, hem de Türk öykücülüğüne bakış açısı ve değerlendirme kıstasları açısından, daha önce yayımlanan ‘Öykümüzün Hikayesi’ adlı kitabımızın izleğinde oluştu. Her iki kitaptaki ‘Öykü Okumaları’ başlığı altında yer alan yazılar, eleştiri kuramları ve disiplinleri bağlamında yazılmış birer eleştiri metni değildir; okumadır!” (s.11)

“Anlatıcının İzinde” başlığı ile verilen girişte hem anlatıcının ne olduğu hem de eserin niçin ve nasıl kaleme alındığı anlatılıyor. Birinci bölümde ilk yazı bölüm başlığı ile aynı: “Hikaye Anlatıcısı”. Adem’den bugüne kadar bütün insanlığın bir anlatıcısının olduğu vurgulanıyor. Bir iç sesin sürekli insanda konuştuğu ve konuşan sesin aslında anlatıcı olarak nitelenen kişi olduğu fikri işleniyor. Hikaye anlatan kişinin de bütün insanlığın yani büyük hikayenin parçalarını anlatarak küçük hikayelerden asıl hikayeye ulaşamaya çalıştığını görmekteyiz. Kültürel dokunun gelenekle bağ kurarak korunabileceğini belirttikten sonra günümüz öykü birikimini ele alıyor ve buradan umutla çıkıyor. Çünkü yeni kalemlerin yetkin öyküler telif ettiğini belirtiyor.

Yazar, gerçeklikle kurgusal gerçeklik arasındaki farkı anlattıktan sonra metinde asıl olan gerçekliğin kurgusal gerçeklik olması gerektiğini vurguluyor. Öykünün edebiyatımızda gün geçtikçe daha da yükseldiğini ve nitelikli öyküler yazıldığını söylüyor. Bununla beraber eleştiride de bir niteliğin ve niceliğin oluştuğunu gösteriyor. Ömer Lekesiz, Necip Tosun, Alim Kahraman, Abdullah Harmancı, Hilmi Uçan, Aysu Erden gibi birçok eleştirmenin kitabını anarak bu konudaki gelişmelerin umut vaat ettiğini söylüyor.

İyi öykücü açıklamaz

“İyi Öykücü, Kötü Açıklayıcı” başlığında iyi bir öykücünün açıklamadan öykü anlattığını söylüyor. “İyi öykücü açıklamaz, açıklamaya kalkışıyorsa öyküsünü anlatırken, o artık iyi bir öykücü değil, kötü bir açıklayıcıdır.” (s.77) “Öykü Üzerine Düşünceler ve Tartışmalar” yazısında genç öykücüler arasında iyi öykü yazanlar olmakla birlikte çoğunun birörnek metinler yazdığı vurguluyor ve Semih Gümüş’ün genç öykü eleştirilerine değiniyor. Öykünün bir zihnî tat olduğunu ve bu tadın ancak yazdıklarımızın hayata ve insana dokunduğunda alınabileceğini vurguluyor. “Öykünün Soluğu Genişliyor” başlığı ile ele alınan konuda da yazar, Cumhuriyet dönemi öyküsüyle günümüz öyküsünü ele alıyor ve nitelik bakımından öyküden ve öykücüden umutlanıyor. Öykü dergilerinin, öykü yıllıklarının her geçen gün arttığını belirterek bu alanda güzel gelişmelerin yaşandığını belirtiyor. Bugün yazarın kendisi de Zeytinburnu Belediyesi’nin kültür salonunda her ayın son Cuma akşamı öykücülerle sohbet, söyleşi tarzında programlar yapıyor. Başka yerlerde başka öykücüler benzer faaliyetler yapıyorlar ve yazarın bu yazıda dile getirdiği umudu çoğaltıyorlar.

Kitabın en ilgi çekici yazılarından biri “Öykü Ânı” başlıklı kısa yazı. Burada yazar öyküyü nasıl yazdığını, öykünün içinde nasıl doğduğunu dile getiriyor. “Önce bir tohum halinde, öykülük bir düşünce düşer içime.” (s.110). “… bir öyküyü yazmak için bir türlü masaya oturmaya kendimi ikna edemediğim için öykünün kurgusal olarak yapısı neredeyse yüzde yüz düşünce planında tamamlanır. Bazı öykülerin sayfaları ve paragrafları bile kağıtla kalemin buluşmasından önce belli olur.” (s.111)

Öykü yazmanın yaşanan hayata bir misilleme yapma duygusu ve doygunluğu olduğu fikri de önemsenmesi gereken fikirlerden. Bu bölümün son yazısı kendini eleştiriye adayan Berna Moran’la ilgili. Su, Türk edebiyatında eleştirinin nasıl yapılacağını Berna Moran’ın getirdiğini belirtmektedir. İlk başta romanın ve öykünün Türk edebiyatında Batılılaşmanın bir aracı olarak var olduğunu ve toplumu Batılılaştırmak için kaleme alındığını belirtiyor. Son dönem olarak nitelenen dönemde Batılılaşma amacının dışına çıkan romanların, öykülerin yazıldığını görmekteyiz.

Öykü Okumaları

Kitabın ikinci bölümü “Öykü Okumaları” başlığı ile açılıyor ki adına uygun bir başlıktır. Yazar, Tanpınar, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Adnan Özyalçıner, Ramazan Dikmen, Nursel Duruer, Ahmet Sait Akçay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eserlerinden birer okuma örneği sunuyor. Okuma dediği aslında okuyarak eleştiri yapması. Eseri birkaç kere ele alması, yazarın oluşturmak istediği dünyayı ele alarak okuması. Bu yöntemle iyi bir eleştiri ortaya koyuyor. Modern Türk edebiyatının krizle başladığını söyleyen Tanpınar’ın yazdıklarını belirleyenin de o kriz olduğunu söylüyor. Tanpınar’ın öykülerini değerlendirirken aktardığı şu cümle dikkatten kaçmamalı: “Belki biz insanı da dilde bulacağız.” (s.147)

Bu bölümün ikinci yazısı “Kendini Arayan Benin Öyküleri”. Yazının adı Necip Fazıl’dan söz ettiğini hemen belli ediyor. Çünkü bazı kelimeler var ki o kelimenin geçtiği yerde Necip Fazıl’ın sesini, havasını duyarsınız. Necip Fazıl’ın öykülerinde ölüm, yalnızlık ve korku temalarını işlediğini görmekteyiz. Öykülerinde yenilik arayışı değil düşünsel arayışlar ve temellendirmeler merkeze alınmıştır. Necip Fazıl öykü yazmak için değil düşüncelerini söylemek için öykü yazmıştır.

“Diriliş Neslinin Öyküleri” başlığı ile Sezai Karakoç ele alınıyor ve Karakoç’un hem sanat yapmak hem de fikrini söylemek için öykü yazdığı dile getiriliyor. Sezai Karakoç bazıları gibi fikrini aktarmak için sanatı feda etmemiştir. Hem sanatı iyi icra etmiş hem de fikrini anlatmıştır. “Kasaba Edebiyatı” başlıklı yazısında öykünün, sanatın kasabada var olduğunu ve oradan hareketle hakiki sanata ulaşabileceğimizi anlatıyor. “Kasaba Edebiyatı” kuramını ortaya koyuyor ve bu kuramın örnek öykülerini, şiirlerini kendi yazıyor. Onun öyküleri hem düşündüren hem de kurgusal öykülerdir.

“Yarınki Türkiye’nin Öyküleri”nde Nurettin Topçu ele alınıyor ve Topçu’nun “Çalgıcılar” isimli öyküsünden dolayı sürgünle cezalandırıldığı dile getiriliyor. Topçu’nun bir sanat adamı olmaktan çok bir düşünce adamı olduğunu vurguluyor. Topçu’nun “Köy Hocası ve Nahiye Müdürü adlı öyküleri, Anadolu’yu kalkındırma projesinin öyküleridir.” (s232) “Yıldırım’ın Huzurunda” adlı öyküden aktarılan şu cümle dikkatle okunmalı: “Sabır gıdaları olsun, gayret duaları, birlik silahları olsun.” (s. 234)

“İçerden Bir Sesin Öyküleri” başlığında genç bir yazarın öykülerini ele alıyor. Hüseyin Su, bildiğim, gördüğüm kadarıyla genç yazarları yazmaz. Onlara değer verir, yol gösterir, ilgi gösterir; eserleri hakkında yazı yazdırır ama kendisi yazmaz. Sait Akçay ile bu tavrını değiştirmiş görünüyor. Sait Akçay için son cümle olarak “Bakalım direnebilecek mi önündeki yokuşa bu öyküler.” diyerek yazısının bir umut olduğunu vurgulamaktadır. Su’nun bir umut olarak ele aldığı genç yazar Sait Akçay’ın ne kadar bu umuda karşılık verdiğini öykülerini okuyarak görebilirsiniz.

Hikaye Anlatıcısı kitabının son yazısı Yakup Kadri’nin Panorama romanı hakkında. Uzun bir yazı. Panorama ile Yakup Kadri Atatürk devrimlerinin ne kadar başarılı olduğunu sorguluyor ve devrimden yirmi yedi yıl geçtikten sonra durumun umut ettiği gibi gitmediğini, dindar halkın bir yerlerde kümelenerek dirilme gayretinde olduğunu belirtiyor.

Hikaye Anlatıcısı ile Hüseyin Su, Öykümüzün Hikayesi kitabının devamını getirmiş ve öykü okumalarında günümüz yazarlarına, eleştirmenlerine yeni bir yol haritası çizmiştir.

Hüseyin Su, Hikaye Anlatıcısı, Şule Yayınları

 

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2018, 17:21
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20