banner17

Hüseyin Burak Us, 'Kim Geldi Penceresi' ile Yeniden Aramızda

Hüseyin Burak Us, suskun yirmi yılın ardından ikinci kitabıyla karşımıza çıktı: Kim Geldi Penceresi... Recep Şükrü Güngör yazdı.

Hüseyin Burak Us, 'Kim Geldi Penceresi' ile Yeniden Aramızda

Zor geçen kırk yılın ardından, suskun yirmi yılın ardından ikinci kitabıyla karşımıza çıkan Hüseyin Burak Us’un hayat hikayesini kısaca okuduğunuzda Kim Geldi Penceresi’nin şairini daha iyi kavrayacaksınız. 1977’de Maraş’ta dünyaya geliyor. 87’de ilkokulu bitiriyor. 94’te imam hatip lisesinden diplomayı alıyor. 96’da bir grup arkadaşıyla Sentez isimli tiyatro topluluğunu kuruyor. 96’dan 99’a kadar burada hem yazıyor hem oynuyor. 99’da Sütçü İmam Üniversitesi Büro Yönetimi Bölümü’nden mezun oluyor. 94-99 arasında Selam televizyonunda çalışıyor. Aynı dönemde Çağlayan radyosunda kültür sanat programları yapıyor. 2001’de kendi ismini taşıyan tiyatroyu kuruyor. 2002’de askerliğini tamamlıyor. 2003-2008 arası ajanslarda muhabirlik yapıyor. Ankara, Kocaeli ve İstanbul’da çalıştıktan sonra 99’da çıktığı Maraş’a 2008’de dönüyor.

2008’de hayatının dönüm noktası olacak bir olay yaşıyor: İlk eşi kanserden hayatını kaybediyor ve geride bir yaşında oğlan çocuğunu bırakıyor. Şair, bu olay üzerine oğlunu daha iyi bakacakları için Ankara’da anneannesine bırakıp Maraş’a dönüyor. 2008’de umutları sönen, hayatı kararan Hüseyin Burak Us, geçim derdiyle iş arıyor ve bir fabrikada o günden beri işçi olarak çalışıyor.

Şairi gençliğinden bu yana tanıyan Bünyamin K., geçtiğimiz günlerde Star gazetesinde yazdığı yazıda şairin edebi yolculuğunu şöyle özetliyor: “Hüseyin Burak Us, yaklaşık yirmi yıl önce şiirler yazan, yazdığı şiirleri gerçek üstü heyecanlarla yayınlayan bir şairimizdi. İnsan Saati edebiyat dergisinde yazan birçok gençten biri de Hüseyin Burak Us idi… Yaklaşık yirmi yıl aradan sonra Hüseyin’in boş durmadığını, şiirler yazdığını bu yeni kitabıyla görmüş olduk.”

Şiirdeki derin yara

Hüseyin Burak Us’un şiirindeki derin yara bu hayat hikâyesinden kaynaklanıyor. Şiir de öykü gibi hayattan beslenir. Hayattan beslenmeyen hiçbir tür sahici olamaz ve okurda gerçek bir karşılık bulamaz. Şair Us, kendinden uzakta büyüyen oğlunun acısıyla yazıyor. Eşinin kanser tedavisi ve sonrasında vefatı… Bütün bunları bilerek Kim Geldi Penceresi’ne baktığımızda şiirdeki derin acının, hüznün, yaranın şairin içinden çıktığını görüyoruz. Dert söyletir derler. Şairimize de dert yazdırıyor. Rasim Özdenören’in deyişiyle “derdi olan okur, derdi olan yazar”.   

Ahmet Doğan İlbeyi’nin Habervaktim’deki yazısında şu bölüm dikkatimi çekti: “ ‘Kanser Hanım yanlış düğüne geldin / Bu urumeli vakitte hiç üşenmedin…’ Şiirin kahramanı ‘Kanser hanım’ bir ironi, bir telmih, bir trajik insan tipi olarak etrafımızda çok. Fakat şair maksadını alabildiğine kapalı, rastgele gelen duygu ve düşüncelerle peş peşe mısralara dökmüş. Modern şiir tarzı böyledir.” Ahmet Ağabey, sanırım şairin içinden geçtiği cendereyi işitmemiş. Şiirin, şairin hayatıyla doğrudan ilintili olduğunu göz önünde tutarsak bu mısraları daha iyi anlarız. Kanser Hanımla uzun zaman uğraştı şair Us. Sonunda Kanser Hanım’ı kaybetti ve oğlunu kayınvalidesine bırakarak memlekete döndü. Bu hazin, bu iç burkan günler şiire yansımış ve bu mısraları doğurmuştur. Yani bu mısralar eşinin öldüğünü göre göre yaşayan bir adamın kaleminden dökülmüştür. Şair, “oyun havası” değil ancak “kanser havası” yazabilmiştir. Ayrıca kitabın hemen çoğu şiirinde geçen oğul göndermesi, oğul özlemi sözünü ettiğimiz o uzaktaki oğuldur. “Sonu gelmiyor benle başlanan sohbetlerin/ Hüzne açılan parantez kapanmıyor annenle”. “Masallardaki dönmeyen baba/ her gece ben oluyorum esmer bir oğula” diyen şair kendini “Acıların kırmızı ışığı yok ki” diyerek teselli ediyor.

Kitabın adı geleneğe dayanıyor

Öncelikle kitabın adının nereden alındığına bakalım. Eski Türk evleri genellikle iki katlı yapılır. Evin üst katında "Kim geldi penceresi" bulunur. Kimin geldiğine buradan bakılır ve kapı gelene göre açılır. Eve gelen erkekse kapıyı evin eri, gelen bayansa kapıyı evin hanımı açar. Kim geldi pencereleri sık kafesli ve daha çok ahşaptan yapılıdır. İçeriden bakan kendini göstermeden eve kimin geldiğini rahatça görebilir. Günümüzde görünme, gösterme şehvetinin alabildiğine bütün toplum tabakalarını kapsadığını düşünürsek bu pencerelerin ne kadar naif kaldığı, ne kadar elzem olduğu daha iyi anlaşılır.

Yoldaki Kalemler isimli internet sitesindeki yazısında Hasan Ejderha, “Kim Geldi Penceresi” için “Bu zamana kadar okuduğum en güzel şiir kitabı adı” demiş. Kitabın adı Ejderha’yı haklı çıkarıyor. Bir şiir kitabına yakışacak kadar şık duruyor. İlk şiirin sonunda yer alan “Açılmaktan utanan oruçlar tutuyorum/ Yorganım yok oğlum/ ayağımı kafama göre uzatıyorum” dizeleri okuru hemen çekiveriyor kendine.

İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümü “Kar Yaprakları”, ikinci bölümü ise “Annem Şair Olmamı İsteyince” ismini taşıyor. Birinci bölümdeki şiirler 1997-2017, ikinci bölümdeki şiirler ise 1992-1997 arasında yazılan şiirler. Aslında ikinci bölüm 97’de İnsan Saati Yayınları arasında çıkan Bir Çocuk Tutar Ellerimden isimli kitapta yer alan şiirlerin yeniden gözden geçirilmiş hali. Ekim 2016’da Bir Nokta Kitaplığı arasından çıkan kitabın editörlüğünü şiiriyle ve resmiyle sanat hayatımızda önemli bir yer tutan Bünyamin K. yapmış. İşin içine usta bir şair girince kapağıyla, sayfa tasarımıyla, tashihsiz denecek kadar hatasız yazımıyla iyi bir kitap çıkmış ortaya. Şiirlerin başlığını okuyunca da bunu görmek mümkün: Rahat Şiir, Huzurun Ni Hali, Kırmızı Yalnızlık, Medar-ı Maişet, Ruhun Düğmesi ve Sızının Gurbeti… Daha bunun gibi usta işi ve aykırı başlıkları var.

Şiirlerin muhtevasında tasavvufi derinlik var

Hasan Ejderha, adı geçen yazısında daha çok şiirin muhtevası üzerinde durmuş. Şiirleri tahlil etmeye çalışmış: “Hüseyin Burak Us şiiri sizi hiç ummadığınız, öngörmediğiniz mecralara taşıyabilir. Hatta sizde bir şiirin, yazının, öykünün kapılarını açıp, sizi edebiyatın ortasına küreleyebilir.” Ejderha’nın bu sözlerini kitabı okurken yaşadım. Bazı şiirleri bitirince ya bir öykü başlığı not aldım yahut bir cümleye im koydum bir öyküde değerlendirmek üzere.

Kim Geldi Penceresi, modern biçimle kaleme alınan şiirlerden ibaret. Yer yer semboller karşımıza çıkıyor. Ahmet Doğan İlbeyi, köşe yazısında şiirinin İkinci Yeni şiirine yakın, modern ama aynı zamanda yerli bir şiir olduğunu söylüyor. İkinci Yeni’den sonra yazılan bütün şiirlerde İkinci Yeni tesiri vardır. Us’un da kendinden önceki en etkili şiir topluluğundan beslenmemiş olması düşünülemez. Bunların yanında kullandığı tabirlerden hareketle yerli, milli bir duruşla tasavvufa ışık yaktığını söyleyebiliriz.

Hangi aynadan yekindirdiysem kendimi/ Tufan olup koptu koçanından/ moralimin ahsen-i takvimi.” dizelerinde geçen “ahsen-i takvim” tamlaması tam da dediğimizi imliyor. Tîn sûresinin 4. âyetinde; "Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvîm) yarattık" denilmektedir. Bu tabirde geçen "takvîm", eğriyi doğrultmak, kıvama ve nizama koymak; "ahsen" ise en iyi, en güzel manalarına gelir. "Ahsen-i Takvîm" tamlaması insanın en mükemmel şekilde yaratıldığını, hakkı bâtıldan, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıran ve düşünme yetisine sahip bir varlık olduğunun işaretidir.

Ejderha'nın “beni sarstı” dediği mısra sanırım sizin de ilginizi çekecektir: “Biz görürdük şehir de görürdü”.

kapıyı az ığdırmalı” dizesinde geçen ığdırmak kelimesini bilen var mıdır içinizde. Maraş’ta kapıyı hafif aralık bırakmak anlamında kullanılır. Şair Us, şairin kelime işçisi olduğunu, yerel bir kelimeyi edebiyat yoluyla genele taşıyarak gösteriyor.

Kitabın son şiiri  “Uzun Kaldırımlarda Yaşanmış Bir Aşktan” başlığını taşıyor:

Bir yıl daha uzaklaşıyor giderek

Ömrün yorgunluğuna yığılıyor anılar

 

Hikâyeyi dinlemeden üzülmeye hazırlanıyorum

Kuşların söyleştiği dallarda

Bir sanrı gibi yırtan kabuğunu

Erken açan tomurcuk ağaçlarda

Öptü de bizi kana kana yanaklarımızdan

Yıldızsız geceler ortasında kalakaldık

Sonuç olarak, Hüseyin Burak Us, sade Türkçe ile akıcı ve anlaşılır, kendi sesini belli eden şiirler yazıyor. Yer yer sembollerle kapalı yoldan yürüyor. Şiirin biraz da manayı örtmek olduğunu bilirsek bu yürüyüşün şair yolu olduğunu fark ederiz. Us, Kim Geldi Penceresi şiirleriyle kendini şiir ortamına taşımış ve adeta penceresinin önünde gelecek olanı beklemektedir. Uzaktaki oğlunu bekliyor olmasın?

Hüseyin Burak Us, Kim Geldi Penceresi, Bir Nokta Kitaplığı

 

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2017, 17:26
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20