Hüseyin Bin Ali'nin Kerbela destanını yazdı

Kerbela Vak’ası… Bir büyük acı, bir derin hüzün, baştanbaşa bir keder deryası…Kerbela Vak’ası… Bir büyük direniş, bir büyük hesaplaşma, baştanbaşa bir mazlum/zalim savaşı… Şeyh Asaf Durakoviç’in kitabı, bunlardan haber veriyor bizlere. Muaz Ergü yazdı.

Hüseyin Bin Ali'nin Kerbela destanını yazdı

Kerbela Vak’ası… Bir büyük acı, bir derin hüzün, baştanbaşa bir keder deryası…

Kerbela Vak’ası… Bir büyük direniş, bir büyük hesaplaşma, baştanbaşa bir mazlum/zalim savaşı…

Evet, Kerbela’nın kızgın kumlarına akıtılmıştı Ehl-i Beyt’in kanları. Aliyyül Murteza’nın göz nuru, Muhammed’ül Emin’in sevgili torunu Hüseyin şehit edilmişti Kerbela’da. Bir yönüyle büyük bir trajedi, sözcüklerin anlatmaya güç yetiremeyeceği kadar ağır bir yük. Bir yönüyle de bütün insanlığa apaçık, kocaman bir miras, bir destan. Zulme karşı direnmenin, güce boyun eğmemenin, imanın ve adanmışlığın yüce destanı. Hüseyin kendinden sonraya yüce bir direniş destanı bıraktı. Güce, otoriteye, saltanata teslim olmamanın destanını…

Bir büyük dert ve bela çölü

Hüseyin’in ve onun dostlarının, yol arkadaşlarının kıpkızıl çöldeki mahrumiyetleri, mahzunlukları, çaresizlikleri yüreğimizi derinden sızlatır her dem. Kimileyin bir mersiye olur hüzün dağlarında eser, kimileyin kanadı kırık bir turnanın avazında paramparça bir duaz-ı imam. Bazı bazı Fuzuli’nin beyitlerinden idrakimize saplanan bir sızı olur Kerbela. Bazı bazı kahırdan müteşekkil mısralar…

Asaf Durakoviç, “Hüseyin (r.a) Kerbela Destanı” adını verdiği kitabında, Kerbela’yı anlatıyor bizlere. Dert ve bela çölünü… Kerbela’nın şiirini söylüyor. Manzum bir destan. Hem gönül makamında, hem de akıl divanında. Bir büyük trajediyi, bir büyük mirası, kronolojilere hapsedilen bir anlatım biçimiyle sıradanlaştırmadan, genel geçer tarih anlatımının soğukluğuna düşürmeden, kalp ritimlerimizi hızlandırarak, olanı biteni hissettirerek anlatıyor. Yaşıyoruz Hüseyin’le beraber olan biteni, bu büyük acıyı. Biz de orada olsaydık; omuz omuza vuruşsaydık Hüseyin’le diyoruz. Zalime kılıç çekseydik. Hüseyin’e kalkan olsaydık…

Boşnak bir nükleer tıp uzmanı, şair, yazar, sufi Durakoviç. Bir şeyh… Durakoviç aynı zamanda, Körfez Savaşı döneminde ABD ve İngiltere tarafından kullanılan kimyasal silahların, insanlar üzerindeki etkilerini araştırıyor. “Körfez Savaşı Sendromu” ile ilgili derin araştırmalar yapıyor. Yani binlerce yıldır bitmeyen acılara eklenen yeni acılara bizzat tanıklık ediyor. Kerbela’dan beri bitmeyen dertlerimize, dinmeyen acılarımıza…

Hem gönül mızrabımıza dokunuyor hem de akıl terazimize dokunuyor bu kitap

Hüseyin (r.a) Kerbela Destanı, geleneksel literatürümüzdeki gibi bir anlatıma sahip. Lirik, manzum bir söyleyiş. Dışarıdan biri gibi bakmamış olan bitene. Ehl-i Beyt’in çektiği sıkıntıları hissediyor ve bize de hissettiriyor. Kuru bir metinle karşı karşıya değiliz. Yezit’in ve avenelerinin zulümlerine karşı, Kerbela mazlumlarının direnişi… Kitap on bölümden oluşuyor. Her bölümde altışar mısralık otuz kıta var. Hz. Hüseyin’in Kufelilerden mektup alıp yola çıkmasından, Kerbela’da şehit olmasına kadarki olaylar, bütün berraklığıyla ve çok etkili bir üslupla ortaya konuyor. Okurken duygulanmamak elde değil ama yazarın maksadı sadece duygusal bir atmosfer medyana getirmek değil. Aynı zamanda zalimlere, güç odaklarına karşı direnmenin, zalimi eleştirmenin ve mazlumun yanında yer almanın gerekliliği de vurgulanıyor.

Kitabı okurken kelamın gücünü bütün bedihiliğiyle hissedebiliyoruz. Tabii ki gönülden sadır olan kelamın gücünü. Kitaptaki bütün satırlar Kerbela’yı ta ciğerlerinde hisseden bir yazarın sadrından dökülüyor. O yüzden etkiliyor. O yüzden etkili…

Hz. Hüseyin’in “Kerbela Destanı”, bir folkorik malzeme ya da tarihsel bir metin değil. Hak için, adalet içiz, insan özgürlüğü ve onuru için baş vermenin adıdır. Makama, mevkie değer vermek yerine, insana değer vermenin mücadelesidir bütün mesele. Dünyevi hırs ve şeytani güdülerin karşısında insan kalma mücadelesi… “Kerbela Destanı”; sultanlık, yöneticilik, emirlik için hakikati satmanın değil direnmenin, boyun eğmemenin destanı… Istıraplar karşısında dimdik durabilmenin…

Şeyh Asaf Durakoviç,hem gönül mızrabımıza dokunuyor hem de akıl terazimize. “Hüseyin” diyor. Kerbela… “Her dem hatırlayın ve unutmayın!” diyor. “Başınızı iki elinizin arasına alarak derin bir tefekküre dalın…” diyor. Tam da tefekkürü, fikri, zikri unuttuğumuz şu günlerde. İktidar hırsının, kazanmanın herkesi esir aldığı bir dönemde Hz. Hüseyin’i yeniden düşünmeli, yeniden hatırlamalı mazlumları.

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 12 Aralık 2013 Perşembe 12:49 Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2020, 12:04
banner25
YORUM EKLE

banner26