Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül ya diken

Hayata ve başa gelenlere olumlu, pozitif yönden bakmaya yönlendiren, bardağın hep dolu tarafını görmeye davet eden bir usulü izlemiş Muacet Korkmaz, 'Vardır Bir Hayır' kitabında. Fatih Pala yazdı.

Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül ya diken

Muacet Korkmaz, Şafiiler için Namaz İlmihali, İslamköy’e Ağıt ve Bugün Bize Sabır Düştü kitaplarının yazarı olarak daha önce ismini duyurmuştu. Yeni çalışması olan Vardır Bir Hayır, geçtiğimiz Mayıs ayında Beka Yayınları arasında ulaştı okur dostlarına. Dikkat çekici bir isimle gelen kitap, satırlar arasında çıktığımızda yolculukta bu çekici hüviyetinden pek de bir şey kaybetmiyor.

Rabbimizin Bakara sûresinin 216. ayetinde “(…) Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için iyi/hayır olabilir; hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü/şer olabilir.” mealinde buyurduğu üzere öyle her şey bizim gördüğümüz, bildiğimiz, sandığımız, anladığımız, algıladığımız gibi değildir. Yaşanılan şeylerin içyüzünü bir tek Rabbimiz Allahu Teâlâ bilir. İnsanlar, kendi aciz, noksan, kısıtlı halleri ve bilgileriyle ancak Allahu Teâlâ’nın müsaade ettiği kadar bilir ve anlarlar bilip anladıklarını. Korkmaz da bizzat hayatın içerisinde yer bulan bu ciddi hadiseyi ele alarak, düşüncelerini ve düşüncelerinin yönlendirmesi sonucu yaptığı araştırmalarını iki kapak arasında toparlamış.

Hayata ve başa gelenlere olumlu, pozitif yönden bakmaya yönlendiren, bardağın hep dolu tarafını görmeye davet eden bir usulü izlemiş yazar kitabında. Hayrın, iyiliğin, güzelliğin, huzurun, mutluluğun fakirlikte mi yoksa zenginlikte mi; zindana girmekte, esarette mi yoksa özgür yaşamakta, azat olmakta mı; hastalıkta mı yoksa sağlıkta mı; girişilen savaşları kaybetmekte mi yoksa kazanmakta mı olduğunun bilgisi, ilmi bir Allahu Teâlâ’dadır. Bu hakikatlerin genişçe ele alındığı, kaynak eserlerden zengince istifade edilerek oluşturulan değerli bir uğraş olarak karşımıza çıkıyor Vardır Bir Hayır kitabı.

Rabbimizden bize sunulan hediyeler

Muacet Korkmaz için başımıza gelen bir musibet, bir bela, ticaretimizde meydana gelen bir zarar, sıhhatimizde doğan bir maraz/hastalık, peşimizi bırakmayan fakirlik gibi unsurlara kızma ve bu haller için isyan etme hakkımız yok. Bilakis bunlara, Rabbimizden bize sunulan bir hediye gözüyle bakmamız gerek. Payımıza kaydedilen bir lütuf olarak düşünmek gerek. Burayı hafifçe açmak gerekirse, zenginlikte gaflete dalıp yaratılış gayemizi ve biricik sahibimizi, terbiye edicimizi, hüküm koyucumuzu, hâsılı hayatımızda tek söz sahibi olan Allahu Teâlâ’yı unutacaksak; şu halde fakirlik bize büyük bir lütuf olur. Tam tersini düşündüğümüzde, fakirlikte Rabbimize isyan edecek, O’nun çizdiği çerçevelerin dışına çıkacak, hırçınlaşacaksak; zenginlik bizim için aliyyülâlâ bir ikramdır yüce Rahmanımız’dan. Kitapta ele alınan konuların ve gündem edinilen olayların çatısını, bu gerçekliğin ördüğünü görüyoruz.

Yusuf aleyhisselam’dan örnekler veren Korkmaz, belki onun bir haksızlığa, bir iftiraya uğramasının ömrünün baharında zindanı solumasına sebep olduğunu, zahiren bakıldığında belki acınacak duruma düştüğünü, ancak onun sonsuz hayatını garantilediğini ifade ediyor. Çünkü Yusuf aleyhisselam günah işlememişti; onun zindana girmesinde değil bir, birden çok hayrın olduğunu; tarih boyunca insanlığa iffetiyle, namusuyla, erdemli duruşuyla eşine kolay rastlanamayacak bir örneklikte bulunmasıyla ebedi âlemini garanti altına aldığından çıkarıyoruz.

Hastalık konusuyla ilgili Eyyub aleyhisselam’ı örnek veriyor yazarımız. Görünüşte şer gibi olan, zarar getirici olarak telakki edilen hastalıklı hallerin Eyyub Peygamber’in tecrübesinde olduğu üzere nasıl güzel ve mükemmel bir noktaya gelindiğini; tüm Kur’an okuyucuları, tüm peygamber hayatlarına dair bilgi sahibi olanlar müşahede etmiştir. İnsanın düşebileceği, deyim yerindeyse, en rezil duruma düştüğü halde ve üstüne üstlük şeytan aleyhillane’nin kışkırtıcı yanaşmalarına, uğraşmalarına, vesveselerine karşı O, sabırla göğüs gerişin, büyük bir direnişin destanını yazmıştır öyle pek fark edilmeyen. Nihayetinde kulluğunun ve elçiliğinin gereğini yerine getiren Eyyub aleyhisselam’a Allahu Teâlâ hayırların en güzellerini sunuvermiştir malumunuz.

Dünyaya ve içindekilere rahmet nazarıyla bakmayı becerebilmeliyiz

Farklı bir örnek olarak Hendek/Ahzap gazvesini paylaşıyor bizlerle Korkmaz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bu gazveden büyük başarılar elde ettiğine vurgu yapıyor. O’nun siyasî ve askerî açıdan propaganda ve psikolojik alanlarda en büyük zaferi kazandığını belirtiyor. Çünkü Arap yarımadasının o güne kadar sayıca (on bin) en büyük askeri birliğine sahip olan Kureyş ordusuna yaklaşık üç bin kişilik İslam ordusuyla galip gelinmişti. İslam ile nasiplenmeyen Arapların müşrik cenahı, bu savaşta bir ilki gerçekleştirerek Nebi aleyhisselam’ın ordusuna karşı güçlerini birleştirmişlerdi. Ve bu güç birliğiyle büyük bir hezimete şahitlik etmişlerdi. Başlangıçta şer gibi gözüken bu halin, Müslümanlara ne kadar büyük bir kazancın kapısını araladığı, savaşın bitiminde öğrenilecekti. Artık müşrikler, iman ordusuna karşı birleşme yoluna gitmeyeceklerdi; Kureyzaoğullarının kökünün kurutulmasıyla Müslümanlar, bundan böyle bir daha içten saldırıya uğramayacaklardı. Kısaca denilebilir ki, Hendek gazvesi vesilesiyle Müslümanlar için artık ne iç ne de dış denecek düşman kalmıştı.

Yine hepimizin bildiği Hudeybiye antlaşmasına, Muacet Korkmaz özellikle değiniyor. Müslümanların tarihinde yaşanan ve başlangıçta şer/hayırsız/aleyhte gibi gözüken, ancak içerisinde derin hikmetlerle büyük hayırların bulunduğu bir olaydır Hudeybiye barış antlaşması. Bu olayın akabinde Mekke’nin fethi gerçekleşir ve insanlar bölük bölük Allahu Teâlâ’nın dinine girerler. Barış antlaşmasından önce birbirlerine karışamayan, birbirleriyle kaynaşamayan ve bundan dolayı Rasulullah’ın davetine tam olarak muhatap olamayan insanlar, imzalanan antlaşmayla beraber Müslümanlarla birlikte olma imkânına ererler; Mekke ile Medine arası ziyaretleşmelerde bulunurlar; müşrikler, sahabi efendilerimizden en ince ayrıntılarına kadar Rasulullah’ın sözlerini, hareketlerini, nübüvvet belirtilerini, en doğru ve en gerçek haliyle yaşantısını dinleyip öğrenirler ve böylece de kalpleri, imanın o tarifsiz lezzetiyle tanışma fırsatını yakalamış olur.

Muacet Korkmaz, “Ümitvar Olunuz” başlığıyla verdiği son bölümle sözlerini güzel bir noktada bağlamış oluyor gerçekten. Rabbimiz, Zümer sûresinin 53. ayetinde “(…) Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Rahmetimden ümidinizi kesmeyin; şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” şeklinde işittirdiği buyruğunu hatırımıza getiriyor yazarımız. Allahu Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesenlerin ancak kâfirler olacağını yine başka bir ayet-i kerimeden (Yusuf sûresi 87. ayet) öğreniyorduk. Ümit ve korku arasında kurulacak dengeyle Müslümanca bir duruş ve yaşam sergilememizi isteyen bir inanç sisteminin mensupları olarak bizler, dünyaya ve içindekilere rahmet nazarıyla bakmayı becerebilmeliyiz. Rahmet ve mağfiretinin, öfkesini ve gazabını geçtiğini buyuran Rabbimiz’den daha ne isteyebilir ki

Başa gelenlerin içyüzünü ve bunlardaki hikmeti yalnızca Allahu Teâlâ’nın bilebileceğini bize hatırlatan ve çalışması boyunca yaptığı alıntılarla önemli öğütler, ibretler almamızı sağlayan değerli yazarımız Muacet Korkmaz’a teşekkürlerimizi sunduktan sonra tabiî ki de yeni çalışmalar beklediğimizi eklemek istiyoruz temennilerimizin arasına. Vardır elbet bir hayır sevgili dostlar o hayır gibi görmediklerimizde vesselam…

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2016, 16:20
banner12
YORUM EKLE

banner19