Hocamız Tanpınar, dersimiz Edebiyat

Dersimiz edebiyat ve hocamız Ahmet Hamdi Tanpınar. Yıl 1950’ler. Sınıf arkadaşlarımız Gözde Sağnak, Ali F. Karamanlıoğlu ve Mehmet Çavuşoğlu. Onlar gayet çalışkanlar, bir yandan hocayı dinliyorlar, diğer yandan ders notu çıkarıyorlar. Ömer Yalçınova yazdı.

Hocamız Tanpınar, dersimiz Edebiyat

https://www.ktpkitabevi.com/urun/edebiyat-dersleri-115130045

Dersimiz edebiyat ve hocamız Ahmet Hamdi Tanpınar. Yıl 1950’ler. Sınıf arkadaşlarımız Gözde Sağnak, Ali F. Karamanlıoğlu ve Mehmet Çavuşoğlu. Onlar gayet çalışkanlar, bir yandan hocayı dinliyorlar, diğer yandan ders notu çıkarıyorlar. Biz ise sadece dinliyoruz. Karşımızda konuşan bir Tanpınar var. Oysa bugüne kadar onun yazdıklarıyla muhatap olmuştuk. Şiir, roman, hikâye ve edebiyat tarihçiliğinde ayrı bir renk ve fikirdir Tanpınar. Onun eserleri için çetin ceviz desek yeri. Her kişinin, özellikle 1980 ve 1990’larda doğanlar için, dili, üslubu ve konularıyla. Fakat Tanpınar konuşurken daha sade ve anlaşılırdır.

Edebiyat Dersleri'nde konuşan, yani konuşurken düşünen bir Tanpınar’la karşılaşırız

Edebiyat Dersleri”nde konuşan, yani konuşurken düşünen bir Tanpınar’la karşılaşırız. Bunun birçok yönden önemi var. Her şeyden önce Tanpınar’ın mükemmelciliğinden kurtuluruz. Çünkü o, basit bir konuda deneme yazacağı zaman bile, konuyu çok ince eleyip sık dokur. Yalnızca konuyu değil, dili ve üslubu da azami ölçüde dikkat ve titizliğin ürünüdür. On defa düşünür, hatta yüz defa düşünür, bir defa yazar. Bir de yazdıklarını kaç defa değiştirir bilemeyiz. Her halükarda Tanpınar metinlerinin çetinliğinden söz edebiliriz. Bunlar romanları dahi olsa.

Tanpınar’ın “Huzur”, “Mahur Beste” veya “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” zorlanarak okuduğum romanları arasında. Zorlanmamın sebebi; bu romanlarla çok erken bir yaşta tanışmıştım. Henüz liseyi bitirmeden “Huzur”u bitirmeyi bir şekilde başarmıştım. Fakat yıllar sonra, “Huzur”u tekrar okuma ihtiyacı duydum. “Huzur”dan aklımda hiçbir şey kalmamıştı fakat onun önemine dair içimde birçok veri kalmıştı. Hiç de pişman olmadım, bu erken ve saf hareketimden. Çünkü ikinci okuyuşumda, ilk okumalarımdan birçok şeyler hatırlayarak, ikinci okumayı güçlendirmiş, çağrışımlar yoluyla zenginleştirmiştim. Çetin metinden kastımız; yazarın okuyucuyu yıllar sürecek bir okuma, anlama ve araştırma uğraşının içine sokmasıdır.

Çetin metinler o yazara karşı okuyucuda endişe ve korku da oluşturabilir. Tanpınar’ın çok karışık ve anlaşılmaz olduğunu düşündüğüm zamanlar da oldu. Mesela “Yaşadığım Gibi” başlığı altında toplanan Tanpınar denemelerini zor okudum. Daha sonra ise “Edebiyat Denemeleri”ni. Bir cümleyi dört beş defa tekrar edip, anlamını bilmediğim kelimeleri sözlükten bularak. Epey yorucu bir okuma. Çünkü “Huzur”dan öğrendiğim bir şey vardı: Şimdi anlamasam bile, bu, ileride anlamayacağım anlamına gelmeyecek. Aksine ona doğru yapılan güçlü bir yatırım olacak.

Hocamız Tanpınar, ders edebiyat…

Oysa “Edebiyat Dersleri” öyle değil. Çok kolay okunuyor. Kısa cümlelerden oluşuyor. Ve edebiyatla ilgilenen herkesi cezbedecek konularla ilgili. Bunlar haddizatında birer ders değil. Tutulan notlar da ders notu değil. Çünkü hiçbir edebiyat öğretmeninin, 2014’te bile söz etmeyeceği isim ve konularla ilgili, henüz 1950’lerdeyken Tanpınar, fikir yürütecek, düşünce üretecek şekilde konuşmuş. Bu yüzden “Edebiyat Dersleri” olsa olsa, Tanpınar’ın bir ders saatine sıkıştırılmış konferanslarıdır.

Tanpınar derslerde kendini hiç sıkmaz. Bildiği konularda rahatça konuşur. Belli bir programa veya kitaba bağlı da değil. Belki de konuları kendisi belirlemiştir. Çünkü dikkat ettiğimiz zaman, o günlerin gazete ve dergilerinde tartışılan, sorunlarına çözümler aranan konularla karşılaşırız. “Tanzimat”, “Edebiyat-ı Cedide”, “Servet-i Fünun”, “parnasizm”, “Fecr-i Ati”, “Yahya Kemal”, “ulusalcılık”, “Ziya Gökalp”, “Mehmet Akif”, “Recaizade Ekrem”, “Tevfik Fikret”, “Namık Kemal”… Şimdilerde bile okullarda Namık Kemal’i birkaç ders boyunca işleyecek müfredat mevcut mudur? Belki fakültelerde… Fakat Tanpınar gibi Namık Kemal’i, onun hangi romancılardan etkilenerek, o romancılarla kıyaslayacak, Namık Kemal’in dilinden üslubuna ve Türk edebiyatında gerçekleştirdiği yeniliklere kadar söz edecek hoca, sanırım parmakla sayılacak kadar azdır. Bu yüzden Tanpınar’ın “Edebiyat Dersleri” okuyucusunu hayretten hayrete düşüren, Türk edebiyatıyla Fransız, İngiliz ve Rus edebiyatı arasında bağlantılar kurarak değişik okuma ve düşünme önerileri taşıyan bir eser.

Tanpınar konuşur. Konuşurken daha rahat ve pervasızdır. Daha doğrusu hesapsız. Konuşurken belki de birçok bilgi hatası yakalanabilir. Bazen söylemek istemediği veya hiçbir zaman bir denemesinde yazmayacağı şeyler söyler. “Edebiyat Dersleri”, Tanpınar’ın ağzından kaçırdığı, normalde söylemeyeceği şeylerle dolu. Bu yönden de çok önemli. Çünkü Tanpınar’ın değişmez fikirlerine hangi düşünsel ve duygusal aşamalardan geçerek geldiğini gösterir. Diğer yandan Tanpınar’ın nasıl düşündüğünü “Edebiyat Dersleri”nde daha kolay anlayabiliriz. Onun kısa cümleleri örneğin, ilk defa “Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Baş Başa”da dikkatimi çekmişti. Çünkü deneme ve romanlarındaki uzun cümleleri epey yorucudur. Kısa cümlelerinde süsten arındırılmış, kendini kalabalıklar karşısında güzel göstermeye çalışan bir Tanpınar değil, günlük hayatında, konuşmalarında nasılsa öyle olan bir Tanpınar vardır. Bu yüzden “Tanpınar’la Baş Başa” ve “Edebiyat Dersleri” ayrıca yapılacak bir kazı çalışmasına ihtiyaç duyurmuyor. Hatta asıl eserlerinde kullanılabilecek, onları daha iyi anlamaya yarayacak alet ve edevat sunuyor.

O zaman doludizgin “Edebiyat Dersleri"ni okumaya… Hocamız Tanpınar, ders edebiyat.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 12:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13