Hikâye anlatıcılarının tüm güçleri kelimelerdir

Necip Tosun'un 'Doğu'nun Hikaye Kuramı' kitabında dikkate değer hususlardan birisi de hikâye anlatıcısı ile dinleyicisinin özellikleri... Hatice Ebrar Akbulut yazdı..

Hikâye anlatıcılarının tüm güçleri kelimelerdir

Hikâyeler öylesine kurgulanmış değildir. Kurgusallığın yapaylığı hikâyenin ruhuna aykırıdır. Yaşanmışlıklar hikâyenin oluşumuna zemin hazırlar. Kurgulanmış anlatılar olaylar zinciridir. Hikâyenin karakterinde ise bir mesajı iletmek ve dikkat çekmek vardır. Anlaşılır ve açık olmak, hikmetler sunmak vardır. Toplumun değerleri hikâyeye yansır ve bu değerler, anlatılagelen hikâyeyle birlikte gelecek nesle aktarılır. Robert Fulford şöyle bir ifade kullanır: ‘Bir sosyal bilimcinin değer yargılarından bağımsız bir sosyoloji yaratma hayali mümkün olabilir, ama değer yargılarından bağımsız hikâye diye bir şey olamaz.’

Diyebiliriz ki hikâyeler, toplumun başından geçen acı, sevinç, kahramanlık, zafer, yenilgi gibi yaşanmışlıkların izlerini anlatmak ve aktarmak içindir. Dinî inanışlar ve toplumun bünyesinde bulunan değerlerin tümü hikâyenin yapısında bulunur. Toplumun yaşadıklarından doğan hikâye, o toplumun kimliği hâline gelir. Her ferdin ve her toplumun yaşantısı hikâyelerden evler kurmaya adaydır. Kurulan bu evlerin temeli çürük de olabilir, sağlam da… Dedikodudan, sıradan bir olaydan hikâye türeyebileceği gibi bazen bir imgeden, unutulmayacak bir olaydan da hikâye ortaya çıkabilir. Hikâyeleri okuduğumuzda, iyinin ve kötünün varyantlarını iç içe görebiliriz.

Kitaplığımızda hikâyeye dair doyurucu nitelikte hazırlanan bir kitap bulunabilecek artık: Doğu’nun Hikâye Kuramı. Öyküleriyle tanıdığımız Necip Tosun’un kaleminden çıkan bu kitap, hikâyenin evreninde gezindiriyor okuyucuyu. Evrenin (hikâyenin) bütünlüğünü kavrayabilmemiz için evrenin içinden parçalar (örneklem) seçilmiş. Parçaların her biri kendi dönemi içerisinde adından söz ettirdiği gibi çağını aşmış eserlerdir. Mesnevî, Dede Korkut Hikâyeleri, Kelile ve Dimne, Tutînâme, Şahnâme, Makamat, Mantıku’t-Tayr, Binbir Gece Masalları, Bostan ve Gülistan, Leyla ile Mecnun, Amâk-ı Hayâl, Mem û Zîn ve daha birçok eser üzerinden hikâye serüvenimiz anlatılmış.

Doğu hikâyesinin doğasına eğiliyor

Necip Tosun, hikâyeyi tarih, sosyoloji, psikoloji, kutsal kitaplar, şiir ekseninde ele alır. Hikâyeyi başka alanlardan ve türlerden kopuk olarak görmez. Tarihçilerin göremeyeceği kadar hakikatlerle örülü olduğunu düşünür hikâyenin: ‘Hikâyeler, vakanüvislerin göremeyeceği hakikatleri sözün gücüyle kayıt altına almış, insanlığın birikimini yeni bir gerçeklikle ölümsüzleştirmiştir.’ Doğu insanın portresi hikâyelerin sahip olduğu çerçevede çizilir. İnsanın değeri ve insanlığın tecrübeleri hikâyelere konu edilir. Sevecen bir anlatımla dinleyicilere aktarılan hikâyeler insanların birbirlerini anlamalarına vesile olur. Toplumun ihtiyaçları, hikâyelerin etkisiyle açıklığa kavuşur. Necip Tosun, Doğu hikâyesinin doğasına eğiliyor ve birikimlerimizin bu hikâyelerde saklı olduğunu söylüyor: ‘Hikâyeciliğimizin tüm birikimleri gün yüzüne çıkarılmalı, maziyle aradaki kopukluk giderilmelidir. Birikimimiz tümüyle ortaya konmadan hikâye geleneğimiz hakkıyla değerlendirilmiş olamaz ve hikâye hafızamız hep eksik kalır.’

Kitapta hikâyeleri karakterize eden konular örnek olarak seçilen hikâyeler etrafında anlatılır. Adalet, aşk, savaş, kahramanlık, keramet gibi temalar bunlardan sadece birkaçıdır. Yazar, Doğu hikâyelerinin klasikler arasında olduğunu ve bu klasikleri neden okumamız gerektiği üzerinde de durur. Yazara göre klasikleşen hikâyeler, çağını aşmış, hem kendi döneminde hem de şimdimizde hâlâ yeni şeyler söyleyebiliyor olduğundan önemlidir: ‘Tüm klasikler zamanlarında çığır açmışlardır. Her şeyiyle öncüdürler. Zamanlarını/çağın ruhunu en iyi okuyan bu eserler, bir yandan da zamanlarının anlayış olarak dışındadırlar.’ Hikâyeler, geleneğimizi yansıtması bakımından önemlidir. Klasikler listesinde olmaları ise onların aynı zamanda yenilikçi olduğunun da göstergesidir. Klasikleşen Doğu hikâyelerimiz, Doğu’yu etkilediği gibi Batı’da da etkili olmuş.

Doğu insanı kelimelerle resmetmeyi sevmiş

Bilindiği gibi aynı hikâyeler bir başka yazar tarafından da kaleme alınmakta. Leyla ile Mecnun isimli eser Nizami Gencevi’ye ait olduğu gibi Fuzuli’ye de aittir. Burada aslolan aynı konunun farklı bir üslup ve biçimle ele alınmasıdır. Eserin ismi aynı olsa da içeriğin farklılığı itibariyle eser ölümsüzlüğünü korumuş olur. Necip Tosun, daha önce anlatılmış bir hikâyeyi yeniden anlatmanın, yeni bir hikâye anlatmaktan daha güç olduğunu, bu güçlüğün yeni bir dille aşılabileceğini söylüyor.

Kitapta dikkate değer hususlardan birisi de hikâye anlatıcısı ile dinleyicisinin özellikleridir. Hikâye anlatıcılarının ‘tüm güçleri kelimelerdir.’ Dolayısıyla hikâyeyi anlatanın ses tonlaması, ritimleri, duyguyu yansıtması, aktarımdaki akıcılığı sağlıklı olmalıdır. Hikâye dinleyicileri ise, tüm hissî fonksiyonlarıyla anlatılanlara iştirak etmelidir. Dinleyici, Necip Tosun’un deyimine göre, kulaklarıyla yolculuk yapar. Bütün bunlar sözlü kültürün yansımalarıdır. Yazılı kültüre doğru gidildiğinde de bu yansımalar görülür. Yazılan hikâye kitapları, konuşma/anlatma havası verilerek yazılır. Okur, yazarın karşısında kabul edilir ve hikâye yazarı kitabını bu bilinçle yazar. Doğu hikâyeleri, kitaptan okunduğunda okuyucuya birisinden dinliyormuş duygusu yaşatır.

Doğu insanı kelimelerle resmetmeyi sevmiş, anlatının gücünü kullanmış. Böylece Doğu toplumunda, tahayyülü derin, hissî yönleri gelişmiş insanlar yetişmiştir. Eski zamanların toprak ve kutsal ile olan ilişkisini düşündüğümüzde bunu olağan karşılıyoruz. Günümüz insanının modernliğin ablukası altında olduğunu düşününce, anlatım gücümüzün ve üretme mekanizmalarımızın ne denli zayıfladığının farkına varıyoruz. Hızlı yaşayan, gelişim aşamalarına tahammül edemeyen, direkt sonuca odaklanan bir düşünce ve duygu yapımız var. Mazide kalmış muamelesi yaptığımız Doğu insanının sabrı ve nazarıyla oluşan hikâyeleri anlamaya da yorgun zihinlerimiz. Hikâyelerin yapısında taşımış olduğu bir şey de bu sanırım. Herkes okunan ya da dinlenilen bir hikâyeden, kapasitesi ve duygularının olgunluğu doğrultusunda bir şeyler alıyor. Maruz kaldığımız sistemin hayatları bizi sığlaştırıyor, yaşamlarımız sıradan bir hâle geliyor. Bunu yenmenin birçok yolu var. Bir yolu da bizi anlatan, değerlerimizi yansıtan, ne olduğumuzu ve nereden geldiğimizi anlamamızı sağlayan hikâyelerimize kulak vermek olmalı. Necip Tosun’un Büyüyen Ay Yayınları'ndan çıkan Doğu’nun Hikâye Kuramı bu yol için bir başlangıç olabilir. Neticede her kitap bir çareye dokunur.

Hatice Ebrar Akbulut yazdı

Yayın Tarihi: 23 Ocak 2015 Cuma 14:19 Güncelleme Tarihi: 20 Ağustos 2020, 15:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26