banner17

Hikayede sözünü söylemekten korkmuyor!

Edebi Müdahale, Tasfiye, Yedi İklim ve Nida gibi dergilerden tanıdığımız genç müdahaleci Veysel Altuntaş’ın hikâyelerini yakın plana aldık.

Hikayede sözünü söylemekten korkmuyor!

 

Son iki yüzyıl; siyasetin, hukukun, maarifin, sanatın ve sair mühim alanların literatürünün ciddi değişime uğradığı bir döneme tekabül eder. Osmanlı’nın yenileşme hamleleri, sebep ve sonuçları itibariyle hep tartışılageldi. Batı karşısında pozisyon belirleme kaygısı/çabası Osmanlı aydınını derin meselelerin eşiğine getirdi.

Yaşadığımız bu derin ‘dönüşüm’ sözlüklerin de değişmesine yol açtı hâliyle. Başka kelimelerin/kavramların altını doldurmak için ‘telef’ olan nesillerden mi dert yanalım; başkalaşan hayatların lügatlerimize armağan ettiği kelimelerden/kavramlardan mı yakınalım?

Batı’dan gelen soğuk hava dalgasının tesiri altında kalan bölgelerden biri de edebiyattı kuşkusuz. Sanatçı ile halk arasındaki kopukluğun tahlilini yapan, serencamını anlatan yüzlerce kitabın/makalenin söylediklerini/anlattıklarını tekrarlamaktansa edebiyatımızın sıradan bir entelektüelini tanıyalım. Daha çok Edebi Müdahale ve Tasfiye dergilerinin sayfalarında okuduğumuz; ayrıca Yedi İklim, Nida gibi dergilerde de karşılaştığımız bir hikâyeci Veysel Altuntaş.Tasfiye dergisi

Bunalım yok, Allah var!

“Düşlerimde Bir Fransız Entelijansiyasıydım”, Edebi Müdahale’nin 4. sayısında, bize, varoşlarda yaşayan, hasta babasına dua eden (dua mı?), eşini seven, doğacak çocuğu için neşe duyan bir sıradan yazar/entelektüel’den bahsediyor. “Ontolojik bunalımları yoktur Müslümanın; biz ‘Allah’ deriz, mesele kalmaz” diyor Ömer Faruk Dönmez. Bu bağlamı göz önünde tutarak, Altuntaş, belki bazı sorgulamalara gidiyor, çetrefil meselelere dalıyor bazen ama berrak bir Müslüman dokuyu sunmaktan da geri kalmıyor.

Onun hikâyeleri, hayatın içinde cereyan ediyor. Kişileri, olayları ve söyledikleri ile soluk alıp veren bir görüntü arz ediyor. Hikâyeleri okurken, bir komşunuzu, akrabanızı hatta kendinizi görebilmeniz işten bile değil. Gerçekçi ama duygusal; öfkeli ama adil. Okuyucusunu tanıyan; okuyucusu tarafından tanınan bir yazar bu haliyle.

Küçük dünyalarını anlamlı kılmaya çalışan kahramanları var

Yazar, umumiyetle kendi hayat serüvenini anlatmış hissi uyandırıyor yahut öz yaşamından alıntılarla kuruyor çatısını. Bu güzel. Kahramanlar tanıdık: işçi, öğrenci, fotoğrafçı, evinden işine, işinden evine giden sade bir vatandaş. Kimi zaman tarihî bir karakterin ruhunu yâd ederek tavır koyan; kimi zaman yaşantısındaki tüm sıradanlıklardan sıyrılıp bir entelektüel pencereden seslenen biri olsa da genelde halk içinden insanların hikâyesini okumaktayız.

Sıcak ve samimi gelen bir yanı var anlatılanların. Her şeye rağmen güzel olanı aramaktan vazgeçmeyen, küçük dünyalarını anlamlı kılmaya çalışan birilerinden bahsediyor bize. Arka sokağımızda, aşağı mahallede geçiyor hikâyeler. Yabancılık çekmiyoruz. Hasta bir baba, zorluklar içinde çırpınan bir anne, patronuna kızan, çocuğunu seven, eşine bağlı bir adam… Okuyucuyu kaybetmeyen, onu ezmeyen; bilakis sofrada, minderde ona da yer açan bir üslup var Veysel Altuntaş hikâyelerinde.

Yalnızlık teması dolaylı olarak bir sitem

Bir şeyler ters gitmektedir. Birileri aldatılmaktadır; birileri susturulmaktadır. İşte burada kahramanımız –tüm çaresizliğiyle– devreye girer. Fakat elinden bir şey de gelmez. En azından konuşarak, yazarak, anlatarak vazifesini yerine getirmeye çalışır. Veysel Altuntaş, hikâyelerinde bir duruş sergilemekten kaçınmaz, tarafını belli eder. Sanatın ve edebiyatın asıl gayesi insanları doğruya ve iyiye sevk etmektir. Bir yazar, sanatsal kaygılarla meselesini göz ardı edemez. Yazı, doğruyu anlatmanın, yanlışı gidermenin aracıdır. Yazmak amaç değil, araçtır yazar için. Kişi, yaratılma gayesi doğrultusunda bazı önemli sorumluluklardan kurtulmak için sanat ve edebiyatı kuşanır.

Hikâyelerin kahir ekseriyetinde kahramanımız yalnız başına yaşamakta ve düşünmektedir. Çoğu zaman bir eşten, anne babadan bahis açılsa da, yalnızlık başat niteliklerden biridir. Yalnızlığın kutsanması olarak algılanamaz elbette bu durum. Olsa olsa modern dünyanın kişiyi yalnızlaştırdığı, fikrî ve/ya fizikî yalnızlığını derinleştirdiği gerçeğine bir vurgudur. Herkesi kendi dünyasına çeken, aynı caddeyi paylaştığı insanlardan habersiz, konu komşudan habersiz hatta aile fertlerinden habersiz bireyler üreten bir sosyal/siyasal düzene dolaylı olarak bir sitem olarak okunmalı hikâyelerdeki yalnızlık ‘tema’sı.

Meselesi olmayan, okuyanın da yazanın da buhranda olduğu çağdaş öykü örneklerinin modern insanı bunalttığı şu günlerde Altuntaş öyküsü bir nefes aldırma gayretinde…

 

Emrullah Çakır sokağa inen entelijansiyayı haber etti

Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2012, 00:43
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
burak tekiner
burak tekiner - 7 yıl Önce

Özellikle müdahalenin 2. sayısındaki hikayesinden sonra takip mümkün değil. Ve bu genç adam hep yazsın...

Hüseyin
Hüseyin - 7 yıl Önce

Müdahale ile Tasfiye'yi kardeş dergiler olarak algılarım. Aralarında herhangi bir bağ olmadığını da yakinen bilirim, sadece edebiyata yaklaşımları itibariyle hissederim bunu. Veysel Altuntaş da ne gariptir bu iki dergide görünür sıklıkla. Meselesi olan bir gençtir. Onun edebîliğini değil de kaygısını tartışalım. 20'li yaşların başında olan bu arkadaşın, aşklı meşkli buhranlı kaotik metinler yerine ahlakı dini iyi'yi anlatıyor olmasını takdire şayan olan. Gerisi Hikaye!

Hüseyin Çelik
Hüseyin Çelik - 7 yıl Önce

Veysel'in arkasındaki mekan, en son ferdinin de bu yıl ahirete göç eylediği, taşranın da taşrasında, dedemin evi. Yaklaşık bir asır, içinde nice canların heyecanların yaşadığı/yaşandığı bir ev. Bunu niye fâş ediyorum? Şunun için: Veysel, hikayelerinde, geleneğe, yeni'den kopmamak kaydıyla eskiye vurgu yapıyor sürekli. Mekaniğin bitirdiği romantizmi anlatıyor kendince. Fotoğraf da günün anlam ve ehemmiyetine iyi gitmiş yani. Kardeşime hürmet ederim.

banner8

banner19

banner20