banner17

Hiçbir şey söylememeyi nasıl beceriyoruz?

Fatma Barbarosoğlu, 'Okuyucu Velinimetimizdir' kitabında çok ince, hayatın hızlı akışı içerisinde görmediğimiz, kaçırdığımız ayrıntılardan yola çıkarak ne büyük değerleri yitirdiğimizi gösteriyor. Muaz Ergü yazdı.

Hiçbir şey söylememeyi nasıl beceriyoruz?

Zor zamanlarda yaşıyoruz. Bakmayın siz zor zamanlar dediğime. Aslında araç gereç bakımından, bilgiye ulaşmak açısından, yaşamı kolaylaştıran nesnelere sahip olmak yönünden, eşimizle dostumuzla haberleşmek noktasından en kolay dönemleri yaşıyoruz. Dünya, bir düğme kadar uzağımızda, eş dost bir telefon kadar yakınımızda… Sıradanlığa ve tekniğe varlığını hediye edenler için sıkıntı yok. İnceliği, dünyaya hayretle bakmayı, duyarlılığı unutanlar için her şey kolay. Kendi hikâyesinin peşinden yürümek yerine toplumsala teslim olup, evrenselin içinde yitip gidenlere zorluk söz konusu değil. İyi olma, iyilerden olma gayreti olmayanlar için her şey gayet kolay. Kendini dünya eğlencesinde oyalamak isteyenler için de… Varoluşun ve varlığın sınırlarında dolaşmayı göze alamayanlar için, varlığın sızısına dokunmayanlar için her şey çok güzel. Ezelde verdiği söze sadık kalmayanlar için…

Fatma Barbarosoğlu düşünen, varlığını hisseden, kendini toplumsala teslim etmeyen insan için zamanın neden zor olduğunu söylüyor bize. İz Yayınları tarafından yayınlanmış olan Okuyucu Velinimetimizdir kitabında çok ince, hayatın hızlı akışı içerisinde görmediğimiz, kaçırdığımız ayrıntılardan yola çıkarak ne büyük değerleri yitirdiğimizi gösteriyor. İnce duyarlılıkların yok olduğu, gönül köprülerinin yıkıldığı ve harflerin kuru gürültüye dönüştüğü, yüreğimizin çölleştiği gerçeğinden söz açıyor. Anadolu’da geçmiş zamanlarda düğün dernek sahiplerinin, düğünlerine davet için “okuntu” gönderdiklerini, böylelikle düğünlerine gelecekleri seçtiklerini, belirlediklerini anlatıyor; kendi de bu kitabını “okuntu” olarak okuyuculara gönderiyor. Bakalım kimler seçilecek, belirlenecek?

İnsan artık bir diğerini emanet olarak görmüyor

Okuyucu Velinimetimiz kitabında kitaplardan, yazarlardan derledikleriyle günümüz yorumlanıyor. İlhan Şeşen’in şarkısı “Neler Oluyor Bize?” ile bozulmanın, yozlaşmanın diplerinde gezinen toplumumuzu seyre başlıyoruz. Şarkılar, özellikle de dile düşen şarkılar her kesimin meselelerinin formüle dökülmüş halidir diyor yazar. “Aşk Layık Olanda Kalmalı” şarkısıyla aşksızlığa değiniyor sonra. Aşkın ve aşkınlığın yitirilişine… Hanneh Arendt, Heidegger, Canetti, Mevlana, Ömer Seyfettin, Anton Çehov, Behçet Necatigil, A. Hamdi Tanpınar, Knut Hamsun, Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek, Yahya Baba, Yahya Kemal Beyatlı, Eflatun, Unamuno, Cahit Sıtkı, Tolstoy… kitabın satır aralarında dolaşan güzel adamlardan.

Kitabı okurken gündelik dilde kullandığımız ve yozlaşmaya olan katkılarının farkında olmadığımız birçok laf deneme başlığı olmuş: Yıkılmadım Ayaktayım, Tamam Da Güzelim Bu Senin Sorunun, Kendine İyi Bak, Siz Çok Farklısınız, Önemli Değil, Dermişim, Yaşınızı Hiç Göstermiyorsunuz, Fala İnanma Falsız Kalma, Unut Gitsin, Ne Kadar Naziksiniz, Ay Ben Çok Zevkliyim, En Büyük Sensin Senden Başka Büyük Yok… Yazarın da ifade ettiği gibi bu tip kalıplaşmış laflar aynı zamanda modern düşünceyle ve ardından postmodern yaşamla birlikte bireyciliği, boşluğu, sorumluluk almamayı, bir şey söyleyip de aslında hiçbir şey söylememeyi vurguluyor. Artık sahici, samimi bir sosyal hayat yok. Herkes kendini olduğundan farklı görme ve gösterme sevdasında. İnsan artık bir diğerini emanet olarak görmüyor. Bedenler iyi bakıldıkça paslanmayacak, ömrü uzayacak makineler gibi. Hastalıkların, yaşlılığın, düşkünlüğün yeri yok artık dünyamızda. Gerçek insanı hatırlatan ne varsa hepsi estetize edilmiş bir dünya namına flulaştırılmış. İnsan modanın, tekniğin laboratuarlarında her daim üretilen bir deney nesnesine dönüştürülmüş durumda.

Okuyucu Velinimetimizdir, aynı zamanda bir sosyolog olan Fatma Hanım’ın son dönemlerimize ait enfes gözlemlerini de içeriyor. Bir sosyolog ve edebiyatçı cümleleri, dilimize pelesenk olmuş lafları, şarkıları, sloganları yorumluyor. Buralardan hareketle duygu ve düşünce dünyamızın topografyasını çıkarıyor. Sığınaklarımız, kaçıp kaçıp içinde yittiklerimizin ne kadar bizi koruyabildiğini sorguluyor. Dünya ile aramıza giren tekniği, ölümün estetize edilerek zihnimizden kovulmasını… Pilav yapmayı, yemeyi ve Mesnevi dinlemeyi bırakan Türklüğümüzün serencamını dillendiriyor.

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Şubat 2019, 18:21
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20