Her sanat eseri bir dünya görüşüne dayanır

'Varoluşun Tanıkları', Turan Koç’un İslam düşünce, sanat ve edebiyatının öne çıkmış, öncü olmuş çeşitli şair, yazar, sufi ve düşünürleri ile ilgili metinlerinden oluşan kitabı. Muaz Ergü yazdı.

Her sanat eseri bir dünya görüşüne dayanır

Varoluşun Tanıkları”, Turan Koç’un İslam düşünce, sanat ve edebiyatının öne çıkmış, öncü olmuş çeşitli şair, yazar, sufi ve düşünürleri ile ilgili metinlerinden oluşan kitabı. Metinler daha önce Hece Dergisi birinci sırada olmak üzere çeşitli düşünce ve edebiyat dergilerinde yayınlanmış, sempozyumlarda bildiri olarak sunulmuş. Turan Koç kitabında, medeniyetimizin söz ve yazı vadilerinde namütenahi birer rüzgâr gibi esmiş ve halen gönlümüze, zihnimize ipek yumuşaklığıyla dokunan, varoluşumuzu anlamlandırmada rehber olan mümtaz şahsiyetlerin eserlerini büyük bir titizlikle, dikkatle ele alıyor, yorumluyor. Aslında zor bir şeye talip oluyor. Varoluşa ilişkin, varlık hallerine dair tecrübeleri, yaşananları, o ruh halini yorumlamak, bütün bunların üzerine konuşmak incelik, çok keskin bir dikkat ve duyarlılık gerektirir. Koç, ilmi müktesebatı ve şair kişiliği dolayısıyla bu zorluğun üstesinden geliyor.

İslam düşüncesi ve sanatının merkezinde Kur’an vardır

Dikkatle okunması gereken giriş bölümünden sonra “Buluşun Neşesi”, “Gölgeler: Pus Tecrübesi” ve “Yenilenen Varoluş Sözleşmesi”adlarıyla birbirini takip eden üç bölüme ayrılmış Varoluşun Tanıkları. Giriş bölümünde “Dünya Görüşü ve Edebiyat” başlıklı yazı önemli. Burada sanat ve edebiyat eserlerinin ortaya çıkışı ve ifade ettiği anlamlar üzerine geniş bir değerlendirme yer alıyor. Aynı zamanda mensubu olduğumuz İslam medeniyetinin estetik ve ahlaki kavrayışı üzerinde de duruluyor. “Buluşun Neşesi” adlı bölümde, Yunus Emre ve Mevlana’nın şiirleri merkeze alınarak Müslümanların varlık karşısındaki algıları, tutumları çözümleniyor. Yunus ve Mevlana’ya şiir söyleten, söylenemez olanı dillendirten, bir iç yaşantıyı sözcüklere dökerek görünür kılan oluşun arka planına dair değerlendirmeler söz konusu. Bu bölümde ayrıca Şeyh Galip ve Seyyid Burahaneddin Tirmizi ile ilgili yazılar var.

Kitabın ikinci bölümünde Mehmet Âkif’ten Necip Fazıl’a, Yahya Kemal’den Muhammed İkbal’e yakın dönem düşünce, edebiyat ve şiir dünyamızda yankıları duyulan, medeniyet dünyamıza akisleri düşen önemli şahsiyetlerin şiirleri üzerine değerlendirmeler bulunuyor. Turan Koç, şiirleri ve yazarları değerlendirirken bir merkezde duruyor. Bu merkezin ortasında ise Kur’an-ı Kerim var. Bu bölümde de değerlendirmeler yapılırken Kur’an referans alınıyor. Yazarın da ifade ettiği gibi, İslam kültür ve medeniyetinin ilk nüvelerinden bugüne düşünsel ve sanatsal uğraşıların form ve muhtevalarını belirleyen yegâne şey Kur’an olmuştur. Kur’an İslam medeniyetine ilişkin düşünsel ve sanatsal her türlü etik, estetik, metafizik her türlü kavrayışın temelini oluşturur. Bütün mesaisini İslami bir sanat poetikası oluşturma, kültür ve medeniyetimize ilişkin eserleri bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirme yolunda harcayan Koç, bu bölümdeki yazarları değerlendirirken de aynı perspektiften bakıyor. Üçüncü bölümde yoğun olarak Nuri Pakdil ele alınıyor. Bunun yanında Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Mehmet Âkif İnan ve Alâeddin Özdenören ele alınıyor.

Varoluşa tanıklık etmek çetindir, ağırdır

“Varoluşun Tanıkları”, kültür ve medeniyetimizin klasiklerinden güncele, ana metinlerden aktüel metinlere geniş bir yelpazeyi içeriyor. Klasiklerden bugüne tarihsel bir kırılma, durağanlık barındırmaksızın… Evet, zor bir yoldan yürüdüğünü söylemiştik Turan Koç’un. Bugün sanat, edebiyat, düşünce merkezini yitirmiş, dağınık, insanı bir menzile ulaştırmayan bir karaktere sahip. Sanat başıboş, anlamsız bir manzumeler yığını olarak yaşıyor kamuoyunda. Sanatçılar, dağınıklıklarına, varlığa dokunamamalarına mazeret olarak bizzat sanatı öne sürüyor. Turan Koçise bunun tam tersini vurguluyor. Sanatın bir varoluşsal eylem olduğunu söylüyor ve sanatçıların da varoluşun tanıkları olduğunu. Ve bütün sanat ve edebiyat eserlerinin hangi dil ve düzeyde gerçekleşirse gerçekleşsin, mutlaka belli bir dünya görüşünü açığa çıkaracağını ve bir varoluş formuna dayanacağını söylüyor. Sanatın sorumluluğuna işaret ediliyor aynı zamanda. Yeryüzünde hiçbir şeyin gayesiz, başıboş bırakılamayacağına da…

Turan Koç, İslam’ın yüksek algı ve varoluş ikliminden nasiplenmiş, İslam’la şereflenmiş hâl ehli kimselerin yazdıklarına, söylediklerine dikkat çekiyor. Dilin dünyasında yürüyen ve bizlere iz bırakan, sözlerinde, şiirlerinde, anlatılarında varoluşumuzun en güzel halini seyrettirenlerin dünyasına çağırıyor okuyucuyu. Sadece okumak, seyretmek değil maksat. Bizi seyre çağırmıyor. Bizzat hâl insanı olmaya, varlığa dokunmaya, tefekküre, zikre, iç yolculuğa çağırıyor.

“Varoluşun Tanıkları”nın dikkatle okunması gerekir. Kitapta söz konusu edilen kişilerin hakikat anlayışları, varlığa ilişkin tasavvurları ve yaşadıkları hâller dikkat gerektiren durumlar. Hâl ehlinin hâlinin yorumlanması ise ayrı bir dikkati gerektirir. Varoluşa tanıklık etmek çetindir, ağırdır.

Her şeyin magazinleştiği, edebiyatın sulandırıldığı, sanatın içinin boşaldığı bu günlerde ciddi metinler okumak isteyenler için iyi bir fırsat “Varoluşun Tanıkları”. Birer facebook ve twitterikonuna dönüştürülen Mevlana ve Yunus Emre hakkında gerçek, kayda değer değerlendirmeler için okumak gerekir “Varoluşun Tanıkları” kitabını. Bir medeniyet tasavvuru için. Davamızın etik, estetik, bütüncül bir sanat formunun oluşturulması için…

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:24
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13