banner17

Her Nesil Kendi Tarihini Yazar

Ali Akyıldız’ın 1996 yılından 2018 yılına kadar olan dönemde çeşitli vesilelerle yayımlanan söyleşilerinden meydana gelen Yapay Tarihin Esirleri kitabı, tarihçiler için iyi bir rehber, tarih meraklıları için de zevkle okunabilecek bir eser. Abdurrahman Akdağ kitap üzerine yazdı.

Her Nesil Kendi Tarihini Yazar

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı olan Ali Akyıldız, tarihçiliği bir meslek olarak değil, bir hayat tarzı olarak gören bir tarihçidir. Çeşitli dergilerde, çeşitli zamanlarda yayınlanmış olan on beş söyleşiden oluşan Yapay Tarihin Esirleri kitabı Ali Akyıldız’ın tarihçilik serüvenini gözler önüne serer.

Kitabın isminin Yapay Tarihin Esirleri olmasının nedenini, her biri tematik tasnifle düzenlenmiş on beş söyleşiyi okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. Kitaba bu ismi koyarak bir toplumsal soruna, kendi tabiriyle “marazi” tarih algısına dikkat çekmeye çalışır yazar. Siyasetin ring alanı olan tarih tasavvurunun rasyonel bir düzleme oturtulmadan, geleceğin inşasında bir yol gösterici ve bir kılavuz rolü üstlenemeyeceğini savunur.

Toplumumuzda iki tip tarih algısı vardır: popüler tarih ile akademik tarih. Ali Akyıldız, gelecek tarihçilerin umut vadettiğini belirterek, bu konuda üzerlerine düşen görevlerini yapacaklarını düşünerek ümitvar bir tablo çizer. Ancak son zamanlarda gözlemlediği bir olumsuz gidişattan da bahseder. “Görebildiğim kadarıyla yeni nesil biraz sabırsız ve kendilerini, tamamen kariyer aşamalarına endekslemiş durumdalar. Akademik planlarını bir an önce bu engelleri aşmaya göre yapıyorlar. Gençlerin niteliği göz ardı ederek tabir caizse bu şekilde hedefe kilitlenmeleri ve acele etmeleri üzüntü verici.”

Kitapta ilk beş yazı tematik olarak birbirlerine bağlıdır. Kendisine yöneltilen sorular üzerinden genel bir çerçeve çizerek, tarihin ve tarihçinin sorunlarını irdeler Akyıldız. Toplumda tarihin nasıl bir görevinin olduğunu ve nerede durduğunu belirtir. Biraz bu konu üzerinde duralım isterseniz. Yazarın Haremin Padişahı: Valide Sultan kitabının önsözünde de belirtildiği gibi toplum tarihi bir kaçış sahası, altın çağ olarak görmektedir. Günümüzde popüler yayınlar, diziler ve sinema filmlerinin ortaya çıkarttığı marazi bir tarih ilgisi oluşmuştur. Ancak oluşan bu ilgi ve merak noktasında ciddi sıkıntıların olduğu da görülmektedir: “Esasında bir tarihçi olarak bunun beni memnun etmesi beklenir, ancak öyle değil. Çünkü oluşan bu ilgi ve merakın tatmin edilmesi ve bu açlığın giderilmesi noktalarında ciddi problemlerin olduğu görülmektedir.”

Gün geçtikçe büyüyen bilgi kirliliği

Toplumdaki bu ilgi, merakı ve zaafı gören tarihçi-yazarlar ve amatör tarihçiler büyük bir bilgi kirliliğine yol açmaktalar. Tarih onlar için popülerleşmeyi sağladığı için bir araçtan öteye gitmez. Bu da toplumda boş bir özgüven oluşturur, ancak Ali Akyıldız’ın deyimiyle “İçeriği zayıf bir özgüvenin toplumun geleceği üzerinde uyuşturucu bir etki yapacağı açıktır.” Yazar, bu sorun üzerinde tarihçiler kadar sosyal psikologların da durması gerektiğini düşünür.

Tarih, toplumun şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Siyaset ise tarihin şekillenmesinde güçlendirici bir etki yapar. Ali Akyıldız’ın kitabı yazma nedenlerinden biri de bu problemdir: “Tarih, toplumsal kimliğin şekillenmesinde güçlendirici bir etki yaptığı için zararsız olduğu düşünülen tarihe yönelik romantik yaklaşımlar, son dönemlerde yaşanan şekli muhafazakârlaşma neticesinde toplumun üst kesimlerine de sirayet ederek ciddi bir toplumsal gelecek sorununa dönüşür.” Tarihi bir inanç alanı olarak gören bu sorunlu bakış gerçeklikten uzak bir tarih tasavvuru tasarlar.

Günümüzde tarih sadece başarıları ön plana çıkarıldığı, sosyal bir tatmin aracı olarak görülmektedir. Ali Akyıldız, günümüzde tarihe olan bu ilgiyi marazi olarak adlandırmasının nedeni şöyle açıklar: “Söz konusu ilginin, tarihi iyisiyle kötüsüyle bir bütün ve rasyonel ölçütlerle ele alma ve değerlendirme düzeyinde olmamasıdır.” Bu yüzden tarih de günümüzde bir bilim olarak görülmemekte, herkes bu alanda hüküm verebilmektedir. Geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurması gereken tarihçi, toplum ile iktidar arasında sıkışmış görülür ve tarihin bazı alanlarına dair konuların tartışılmasına dahi tahammül gösterilmez: “Tarih konulu güncel tartışmalarda kimse kendi kutsalının tartışılmasına tahammül etmediği için bu tarih ilgisi toplumun geleceğine rasyonel bir katkı sunamıyor.”

Doktora döneminde Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde görev yapan Ali Akyıldız’ın kitapta, arşivler ve arşivcilik faaliyetleri ile kütüphanelerin, çalıştığı dönem ile günümüze kadar nasıl bir değişim geçirdiğini aktardığı pasajlar önemlidir. Akyıldız, “Formel eğitiminin yanında bir de arşivde Mehmet Genç, Mübahat Kütükoğlu, Nejat Göyünç gibi hocaların rahle-i tedrisinden geçtiklerini” belirterek, arşivin eskiden genç tarihçiler için bir akademi olduğunu belirtir. Şimdi ise bu durum tamamen değişmiştir.

Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir

Ali Akyıldız tüm eserlerinde başrolü her daim Osmanlı arşiv belgelerine vermektedir, lakin onları olduğu gibi değil, tenkit edilerek kullanılması gerektiğini vurgular. Bilim ahlakını gözeterek, ulaştığı bütün sonuç ve kanaati, komplekse girmeden biz okuyucularla paylaşır. Metodolojik hatalara da çok önem veren Akyıldız, bu gibi hatalı yazıların konuya uzak olan insanlar tarafından okunarak, yanlış genel kanaatlerin oluşmasına zemin hazırlamasından yakınır. Zira bu genellemeleri insanın kafasından atması zor bir iştir. Akademisyenlerin bilgiyi kendine saklamasına da değinen Akyıldız, gelişmesi için bireysel çabaların büyük bir payı olsa da esasında bilimin, kolektif birikim ile çevrenin ürünü olduğunu belirterek, hocaların paylaşımcı olmaları gerektiğini savunur. Nitekim ona göre, “Bilgi paylaştıkça çoğalan bir hazinedir.”

Kitapta en çok hoşuma giden bölüm, Ali Akyıldız’ın akademik hayatında şanslı bir insan olduğunu belirterek, iki insana teşekkür yazısıdır: “Birinci şansım, doktora tezim esnasında Prof. Dr. Mübahat Kütükoğlu’nun yardımlarına ve ilgisine mazhar olmamdır. Sonraki dönemde de ilgisini benden esirgemedi. İkinci şansım ise eşim Semra’dır. Akademik hayatınızla ne ilgisi var diyeceksiniz; çok ilgisi var. Zira yukarıda bahsettiğim sıkı çalışma temposunda bir gün bile şikayet etmedi, hem benim ve hem de çocuklarımın sorumluluğunu üstlendi.”

Tarihçi, yöntem sahibi bilim adamıdır, geçmişte olanları anlamaya ve izah etmeye çalışır. Tarihi olay ve olguları, objektif bir şekilde değerlendirerek, hakikatleri topluma aktarır. Voltaire’den bir alıntıyla bitirelim; “Yaşayanlara saygı borcumuz vardır, ama ölülere hakikatten başka bir şey borçlu değiliz.”

 

Abdurrahman Akdağ

 

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2018, 07:44
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20