Her mısrada buram buram rayihası Türkçe'nin

Şehrin Şarklısı, üç bölümden oluşuyor. Kitabın “Şiir” adını taşıyan ilk bölümünde on, “Şair” başlıklı ikinci bölümünde on dokuz, “Hüzne Dair”de ise on bir şiir bulunuyor. Abdulhâlik Aker’in, toplam şiir sayısıyla iki kapak arasında çilesini doldurduğunu görüyoruz. Yaşar Keskin yazdı.

Her mısrada buram buram rayihası Türkçe'nin

Abdulhâlik Aker’in ilk şiir kitabı Şehrin Şarklısı, Mart ayında Ketebe Yayınlarından çıktı. 2012 yılından beri Dergâh, Mahalle Mektebi, İtibar, Yedi İklim, Tasfiye, Kundak, Alandayız gibi süreli yayınlarda neşredilen şiirlerin kitaplaşması sevindirici bir haber.

Şehrin Şarklısı, üç bölümden oluşuyor. Kitabın “Şiir” adını taşıyan ilk bölümünde on, “Şair” başlıklı ikinci bölümünde on dokuz, “Hüzne Dair”de ise on bir şiir bulunuyor. Abdulhâlik Aker’in, toplam şiir sayısıyla iki kapak arasında çilesini doldurduğunu görüyoruz. “Lethe Irmağı”, “Sitayiş”, “Burçlarda Yalnız”, “Hece”, “Düşmanlık Yasası”, “Yay”, “Beni Seven Kirazlar”, Yarım Şiir”, “Rövanş”, “Son Kerpiç” birinci bölümün şiirleridir.

Kitabın, okuru karşılayan ilk şiiri “Lethe Irmağı”dır. Lethe, Yunan mitolojisinde yer altında akan nehirlerden biridir. Mitolojiye göre bu nehrin suyundan içen ölülerin ruhları dünyada yaşamış oldukları hayatlarına dair her şeyi unuturlar. Başlık her ne kadar mitolojiden alıntıysa da içerik Kur’an-ı Kerim’den (2/247-251) izler taşırAker, Lethe nehri ile Talut’un askerlerinin, uyarıları dikkate almayıp yola çıkış gayelerinden uzaklaşmalarına sebep olan ırmak arasında “unutkanlık” yönüyle bağ kurar. “Davudî şairler” nitelemesiyle Hz. Davut’a telmihte bulunup eski gür sesli şairleri, bir avuç su içerek yola çıkış gayelerini unutmayan askerlere benzetir. Çözümlemeye çalıştığımız şiir, kitapta yer aldığı hâliyle şu şekildedir:

Şairlerin kalbine mısra mısra şiirler

lütfuyla ilham eden yüce Rabbin adıyla…

bir avuç su içtiler tüm Davudî şairler

şu hayat ırmağından savaşmak maksadıyla

Lütfet Allah’ım, lütfet el açıp yüz döndüğüm

Lütfet ki lisanımdan çözülsün şu kördüğüm (2020: 11).

En eski dönemlerden beri tevarüs eden, edebî çevrelerdeki ahbap-çavuş ilişkisi zaman zaman çeşitli mahfillerde eleştirilmiştir. İncelendiği taktirde Tanzimat yıllarından günümüze kadar süre gelen yazın faaliyetlerinde sıklıkla bu gerçeğe temas edildiği görülür. Aker, şiir sanatında alacağı mesafeyi, “sahici birkaç nefes”i, şahsi gayretleri dışında hiçbir desteğe yaslamak istemez. Farkında olduğu gerçekleri “Burçlarda Yalnız” şiirinde hissettirerek şiir sanatındaki yerini bu çalışmasıyla konumlandırır. Çevrili bir bahçede kök salmaktansa şiir vadisinde hür olmayı tercih eder:

Kendi yolumda yalnız benim tırnak izlerim

öz bayrağımı çektim kendi gönderlerime

ve buradan göklere açılan eşiklerim

sahici birkaç nefes aldırır içerime

Benim yazgım kuytuda açmış bir yaban gülü

bahçıvan güllerinden hiçbirisi olmamak

onlar gibi dalkavuk, onlar kadar övgülü

olmadan kokusunda bir hazine saklamak (2020: 13).

Süleyman Çobanoğlu ve Cahit Sıtkı Tarancı, eserleriyle genç şaire kaynaklık eden isimlerin başındadır. Özellikle Çobanoğlu gerek poetikası gerekse şiirleriyle Aker’in ufku gibidir. Aker, usta şairin sıkı bir takipçisidir. Bu etki, Şehrin Şarklısı’nda çoğunlukla şekil, az da olsa içerik özellikleriyle kendini gösterir. Şiirler Çağla’daki “Bir Şiir Yazıyorum”un “Terleyecek kan yürek kâğıda boncuk boncuk, / Ve o şiir bitince rahme düşen her çocuk / şair olacak!” (2011: 61) bendine cevaben yazıp Süleyman Çobanoğlu’na ithaf ettiği “Hece” şiirinin ilk dörtlüğü bu bakımdan dikkat çekicidir:

          Şiir bitti anamın rahmine düştüğüm gün.

          Bir şairin temenni ettiği kalıptanım.

          Ufuk göründü bana, gün doğdu bütün bütün

          Mısra can çekişiyor, diril şairlik yanım! (2020: 15).

Şairin “Düşmanlık Yasası”, “Su”, “Senin Hür Parmakların” şiirleri her bendinin bir, iki ve beşinci mısralarının 14, üç ve dördüncü mısralarının 7’li hece ölçüsüyle yazılması dolayısıyla Çobanoğlu’nun “Kuyu” (2011: 54-55) şiirini anımsatır. Zira bu tarzda yazılan şiir sayısı yok denecek kadar azdır.

Hece tekniğine hâkim olan Aker’in şiirlerinde içerik; şekil, üslup, ahenkle belli oranlarda uygunluk gösterir.

Yahya Kemal’e vefa ile kaleme alınan “Yay”, kitabın hece dışında tek şiiri olup aruzun Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün kalıbıyla tertip edilmiştir. Bilindiği üzere Yahya Kemal, “Ok” dışındaki tüm şiirlerinde aruzu kullanmıştır. Genç şair de tamamını hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerine “Yay”ı bir aruz çeşnisi olarak serpiştirmiştir. Şairin, bir şiirle de olsa aruzu Türkçeye uygulamasındaki başarısı takdire şayandır. Diğer şiirlerinde olduğu gibi bunda da yalın, anlaşılır, kıvrak bir dil kullanmıştır.

İkinci bölüm, kitaba da adını veren “Şehrin Şarklısı”, “Maça Kızı”, “Modern İman Denemesi”, İspanyol Paça”, “Ricat”, “Tecennün”, “Mesafe”, “Diyarbakır Surlarından Allahuekber”, “Adamlar Beni Gözümden Tanır”, “Hurma Çekirdeği”, “Arz-ı Hâl”, “Çocuk Kalbi”, “Karışık Rüyalar Antolojisi”, “Tünel”, “Ölümden Önce”, Âdem’in Torunu”, “Görülen Geçmiş Zamanda Okuldan Kaçmak”, “Su” şiirleriyle düzenlenmiştir.

Bu şiirlerden, “Hurma Çekirdeği”nde Aker, “Bamsı Beyrek”in bir varyantı olan “Ak Kavak Kızı”na göndermede bulunur. “Ölümden Önce” şiirinin adı, Cahit Sıtkı’nın “Ölümden Sonra” şiirinden mülhemdir. “Maça Kızı”nın ikinci bendi gerek üslup gerekse hatırlatmalarla yine Tarancı’yı işaret eder. “Görülen Geçmiş Zamanda Okuldan Kaçmak” şiirinde geçen “Cahit, minarelerle kuyuyu bir hizaya/Getirirken bana da bir terhis söylediler” (2020: 56) mısralarında Tarancı’nın “Gece Bir Neticedir” şiirine gönderme vardır:

          Renkler çekildi işte simsiyah bir saraya;

          Birbirine müsavi artık her şey: Gecedir.

          Geldi minarelerle kuyular bir hizaya;

          Ya her şey dev gibidir yahut her şey cücedir (2012: 78).

Son bölümün şiirleri “Bahê”, “Hayretli Bakışlar”, “Güzü Beklerken”, “Charlie Chaplin Posteri”, “Cahit Sıtkı Tarancı”, “Ana”, “Kar”, “Keskin Nişancı”, “Hiciv”, “Senin Hür Parmakların”, “Menemen Mızıkacıları” şeklinde sıralanır.

Asıl adı Cercis Kaptan olan Bahê, Mardin’in sembol isimlerindendir. Suriye’ye gitmek zorunda kalan annesi Bahê’yi “Bu manastırda bekle, seni almaya geleceğim” diyerek terk eder. Cercis Kaptan (Bahê), altı yaşında bırakıldığı Deyrulzafaran Manastırı’nda ömrünün sonuna kadar annesini bekler. Bahê’nin yetmiş yıl boyunca ahdine sadık kalarak annesini umutla bekleyen tavrı bir çocuğun duyarlığından şöyle yansıtılır:

Şüphe duymadım anne gelmeyeceksin diye

kulağımda son sözün: beni burada bekle!

yetmiş sene her bahar umut indi vadiye

yetmiş sene bekledim en imanlı yürekle (2020: 61)

Şehrin Şarklısı’na konu olan bir diğer sembol isim “Juba”dır. Bu isimle adlandırılan kişi, gerçek adı, uyruğu bilinmeyen; Irak işgali sırasında yüzlerce Amerikalı askeri öldüren bir keskin nişancıdır. Şaire göre, Juba’nın silahından çıkan her bir kurşun Irak’ta bir çiçeğe hayat vermektedir. Zaten çocuklar da birer çiçek değil midir?

Sen tespih tespih Juba, kurşun kurşun inledin

Kurşunun bir çiçeğe can veriyor gibiydi

Şu hüzünlü Bağdat’ı o namlun ve tetiğin

Savaşın kirlerinden gideriyor gibiydi (2020: 70).

“Menemen Mızıkacıları”, isim itibariyle “Bremen Mızıkacıları”nın bir parodisi gibidir. Şiirde biraz da geçip giden hayata hayıflanma söz konusudur.

Hece tekniğine hâkim olan Aker’in şiirlerinde içerik; şekil, üslup, ahenkle belli oranlarda uygunluk gösterir. Şiirin muhtevası gerek kitabın bölümlenme yöntemi gerekse tek tek şiirler bakımından kendi içinde tutarlıdır.

Kitapta şiirleştirilen konuların kaynağı çeşitlilik gösterir. Gerçek yaşantı, hayal dünyası, din, mitoloji, insan, eşya, tabiat gibi geniş bir yelpaze söz konusudur. Konuların kaynağına bağlı olarak onlara yaklaşım biçimi de farklıdır. “Lethe Irmağı”ndaki “Lütfet Allah’ım, lütfet el açıp yüz döndüğüm/Lütfet ki lisanımdan çözülsün şu kördüğüm” (2020: 11) ve “Sitayiş”teki “Yoktur, şah damarından daha yakın Allah’ı/Olana ne yalnızlık ne bir anlık ihtiraz” (2020: 12) beyitleri teslimiyetçi bir tavrın örneğiyken “Maça Kızı”ndaki “Madem sevmeyecektin neden annem Kürt dedin?” (2020: 30) mısraında ise düş kırıklığının sebep olduğu sorgulayıcı bir tavır vardır.

“Lethe Irmağı”nda Bakara Suresi’ndeki Talut-Calut savaşı ile Yunan Mitolojisine, “Hece”de Süleyman Çobanoğlu’nun “Bir Şiir Yazıyorum” şiirine, “Hurma Çekirdeği”nde Bamsı Beyrek’in bir varyantı olan Ak Kavak Kızı’na, “Ölümden Önce”, “Maça Kızı” ve “Görülen Geçmiş Zamanda Okuldan Kaçmak” şiirleriyle Cahit Sıtkı Tarancı’ya yapılan göndermeler aynı zamanda metinler arası ilişkiler kapsamında değerlendirilebilir.

Hece ölçüsünde, genel kabul görmüş konuların özgün bir izlekle yazılması serbest şiire nazaran daha güçtür. Bu tarz şiirlerde, klişe ifadelere, tekrar söyleyişlere sıkça rastlanır. Yenilik ve ilerleme adına hiçbir şey ifade etmeyen bu çabaların aksine Abdulhâlik Aker’in, ele aldığı konuları “yüz yıllık taş”a vurarak değişik sesler çıkarma denemesi gözden kaçmaz. “İspanyol Paça”, “Keskin Nişancı”, “Charlie Chaplin Posteri” gibi şiirlerinde ise daha özel konular işlenir. Şiirlerinde geçen şahıs ve eser adları, göndermelerde bulunduğu ifadeleri bir kenara bırakırsak Aker’in genel anlamda izleksel açıdan doyurucu ve özgün olduğu söylenebilir.

Şehrin Şarklısı’nda dikkat çeken bir diğer husus da şairin dünyaya, hayata, varlığa saf bir çocuk duyarlığıyla yaklaşımıdır. “Ricat”, “Hurma Çekirdeği”, “Çocuk Kalbi”, “Bahê”, “Ana” şiirlerinde bunu görmek mümkündür.

Abdulhâlik Aker’in, “Yay” haricindeki bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullandığını belirtmiştik. Bentlerden oluşan “Düşmanlık Yasası”, “Su”, “Senin Hür Parmakların” şiirlerinin birinci, ikinci ve beşinci mısraları 14, üç ve dördüncü mısraları ise 7 hecedir.  “Ölümden Önce”nin her dörtlüğünün ilk üç mısraı 14 heceyken son mısraların hece sayısı 7’dir. Her ne kadar hecenin iki ayrı birimi kullanılmışsa da söz konusu şiirler kendi içlerinde düzenlidir. Bunların dışında kalan 32 şiirinde 14’lü, 2 şiirinde 11’li, 1 şiirinde 15’li hece ölçüsünü kullanmıştır. Çıkardığımız sayısal verilerden de anlaşılacağı üzere şair, ekseriyetle hecenin uzun birimlerini tercih etmiştir.

Şehrin Şarklısı’nda 28 şiir dörtlüklerle, 7 şiir beyitlerle, 5 şiir de bentlerle düzenlenmiştir. Dörtlüklerle yazılan şiirler içerisinde 8 tanesinin sonunda kendi içinde kafiyeli birer ziyade beyit vardır.

Genellikle çapraz kafiyeli nazım şekli kullanan şair, “Sitayiş”, “Yay”, “Âdem’in Torunu”, “Görülen Geçmiş Zamanda Okuldan Kaçmak”, “Ana”, “Hiciv” şiirlerinde divan şiiri kaynaklı gazel formundan; “Maça Kızı”nda terza rima, “Karışık Rüyalar Antolojisi”nde koşma, “Kar”da ise sarmal şekillerden yararlanmıştır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Abdulhâlik Aker’in gelenekten beslenerek modern söyleyişle kaynaşan şiirleri etnik köken, coğrafya ayrımı gözetmeksizin insanlığı kucaklayan bir anlayışın mahsulleridir. Aker, hece şiirinin rağbet görmediği, küçümsendiği günümüzde şiirlerini bu ölçüye vurarak, özgün buluşları, güçlü tekniği ve dildeki kıvraklığı sayesinde adından söz ettireceğe benziyor.

Şehrin Şarklısı’ndan üç şiirle yazıyı sonlandıralım:

Düşmanlık Yasası

Akranlarım elinde şiir kanıyla gezer

Ümitlerden yıkanmış eksik yanıyla gezer

Şöyle baksan ansızın:

Dikiş tutmaz o sızın

Eskimiş bir gölgenin kof aksanıyla gezer

Ben bu şiirdir diye sustum yıllar boyunca

Bildim şair olunmaz şairlerle yununca

Yedi göğün edibi

Beni dinlermiş gibi

Ben de şiir söyledim kâinata doyunca

Şiir, yaşama dair amansız bir telaştı

Ben ona yürüdükçe o ölüme yanaştı

İşte böyle yaşadım

Günbegün, adım adım

Ta ki var olma arzum maveraya ulaştı

Birkaç arkadaş yakın, uzakta epey düşman

Böylesi bir tabloda şiir vardır her zaman

Boynu bükük çiçekler

Arkamdan diyecekler:

Öyle âşık olmuş ki olamamış kahraman

(2020: 16-17)

Adamlar Beni Gözümden Tanır

Benden uçan kuşların kanadı kırık biraz

biraz tedirgin akar hafızamın suları

hastasın, yanağında kıpkırmızı bir kiraz

işte tam bunun için seçtim o kuytuları

Hatıram kargışlarla el sallıyor yabana

kamaşırken gözlerim şehrin ışıklarından

tütsülü birkaç selam gönderseydin ya bana

her gün kanla kirlenen uçuk dudaklarından

Benim gözüm, en güzel iklimlerde yıkanmış

biliyorsun, adamlar beni gözümden tanır

onlar ki akşamüstü birkaç mısraa kanmış

buğulu mevsimini seyretmekten utanır

Onlar ki parmağını ilmek ilmek örünce

sen nazende bir kızın ipek saçları gibi

ve yağmurda yıkanmış ellerini görünce

özlenen bir yer olur yedi kat yerin dibi

Gurbet henüz bozkırdı, sıla bir hayli kadim

bu haller kaynatırdı delikanlı kanımı

iğneli beşiğimde bir tek sana söyledim

gecelerin sardığı bu kırılgan yanımı

(2020: 43-44)

Karışık Rüyalar Antolojisi

Bakışım kanatır mavi denizi

mavi bir kan akar memelerinden

gözümde bir eski savaşın izi

ve dahi bıkmadım sevmelerinden

Peşinden bir oğlak sürükler gibi

güneşli bir günde ay bekler gibi

karanlıkta koşan yürekler gibi

uzaklaş bildiğin kıblelerinden

Beklenen gelse de salaş iskele

mürekkep yıkanmaz alelacele

bayrakta tekbir yok dilde besmele

alevler sıçrıyor yelelerinden

Tanrı’ya yakınsın o dağ başında

dağda olanlar yok arkadaşında

infaz emri yüklü her bakışında

bir şaki kaçıyor beldelerinden

Külden yaprakların uçuşsun daha

ibrişim kaftandır sırtında çuha

üç İhlas okuyup bir de Fatiha

uyan da kurtul şu uhdelerinden

(2020: 49-50)

Yaşar Keskin

Kaynakça:

AKER, Abdulhalik (2020); Şehrin Şarklısı, İstanbul: Ketebe Yayınları.

ÇOBANOĞLU, Süleyman (2011); Şiirler Çağla, İstanbul: Profil Yayınları.

TARANCI, Cahit Sıtkı (2012); Otuz Beş Yaş, İstanbul: Can Yayınları.

Güncelleme Tarihi: 13 Ağustos 2020, 12:50
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26