Her istediğimizi yapmak bizi özgür kılmaz, benliğimize köle yapar

Prof. Dr. Müfit Selim Saruhan, “Özgür Ol” kitabında özgürlüğün her istediğimizi yapmama kudreti gösterdiğimizde ortaya çıktığını vurguluyor. Kitaba göre her isteğimizi sorgulamaksızın yaptığımızda benliğimizin kölesi oluyoruz. Orhan Tekin kitap hakkında bir değerlendirme kaleme aldı.

Her istediğimizi yapmak bizi özgür kılmaz, benliğimize köle yapar

Prof. Dr. Müfit Selim Saruhan’ın “Özgür Ol” kitabı “her istediğini yapan mı, yoksa yapmayan mı özgürdür?” sorusuyla başlıyor. Kitap 6 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden ilki “Özgürlük ve Anlam İfadesi olarak Kelime-i Şehadet”tir. Bu bölümün genel muhtevasına baktığımızda hayatın kaynağı, amacı, neliği, kelime-i şehadetin İslam’a giriş kapısı olduğundan bahsedilmektedir. Kelime-i Şehadet insanın evren tablosunu görüp bütün benliğiyle bu olağanüstülüğü, uyumu bütün hücreleriyle dışa vurmasıdır. Dünyevi olanın sömürüsünden kurtulup baki olanın teslimiyetini itiraf etmek olup bu itirafla gerçek manada özgür olduğunu ifade etmesidir. Allah bağlanılacak tek dayanak ve ona bağlılık asıl özgürlüktür. Allah’ın yaratmış olduğu evrende bir mürşide ihtiyacımız vardır. Allah için yaşadığımızı ne yapmamız gerektiğini yaratıcımıza ve insanlığa karşı görevlerimizi bizlere öğretecek bir mürşid o da Kur’an ve Peygamber’in sünnetidir.

İkinci bölüm “Fatiha’nın Açtığı Açılımlar” başlığıyla karşılıyor bizi. Burada her ayet tek tek ele alınıp genel olarak âlemlerin çokluğundan insanların da bu âlemler içinde bir zerre olduğu üzerinde durulmuştur. İnsanın aciz olduğu, bir hiç olduğu belirtilip kulluğun bizlere şah damarımızdan daha yakın olan Rahman, Rahim, din gününün Maliki sadece kendisine ibadet edilip ondan yardım istenilen âlemlerin Rabbine olması ve onun terbiyesine muhtaç olunduğu ifade edilmektedir.

Üçüncü bölümde Kur’an’daki din anlayışında insanı özgürleştiren ilkelere değinilmekte. Bu ilkelere baktığımızda rahatlıkla diyebiliriz ki İslam insanlar arasındaki farklı düşüncelere, inançlara tahammül etmektedir. İslam dini, müntesiplerine her insanın kendi inancını özgür bir şekilde yaşamasına fırsat tanımaları ve saygı duymaları gerektiğini bildirmektedir. İslam bir toplumun başka bir topluma kendi inancını zorla benimsetmesinin kabul edilemez bir şey olduğunu, inançların farklı olmasının Sünnetullah’ın bir gereği olduğunu ifade etmektedir. Allah isteseydi yeryüzündeki bütün insanların iman edeceği belirtilip farklı inançlara sahip olmanın doğal bir durum olduğu belirtilmektedir.

İnsan, inanmakta veya inanmamakta özgür bırakılmıştır

Kur’an farklı inançlara sahip insanlara karşı hoşgörülü ve anlayışlı olmak için insana yaşama sevinci sunar. Bu sunum neticesinde insan kendisinden olmayana karşı da tutumlu bir yaklaşım sergiler. Farklı inanca sahip olmak insan hakkıdır. Bu insan hakkını ihlal edip karşısındakini de kendisi gibi düşünmeye zorlamak ve bunu Allah adına yaptığını söylemek tarih boyunca sürekli karşımıza çıkmış bir durumdur. Kur’an’da yer alan ilkeler insana inanma ve inanmama hususunda özgürlük tanıdığı gibi diğerine de saygı duymayı ve kendisini tanımlama fırsatı verilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Kur’an bireyin kendi yaşantısında doğal haklarını kullanabilmesi ve başka insanların özgürlüklerine müdahale ortamı doğmaması için orta yolu öngörüp dini yaşantıdaki aşırılıklara da karşı çıkar.

Dördüncü bölümde yazar takva üzerinde duruyor ve takvanın insanlar arasında saygınlığın tek ölçütü olduğu vurguluyor. Türkçede takva kavramına korku anlamı verilmiş olması yanlış bir tanımlamadır. Takva aslında masivadan yüz çevirip Allah’a yönelmektir. Kur’an’ın bakış açısıyla takvaya en yakın olduğumuz an adaletli olduğumuz zamanlardır, adalet zulmün zıttıdır. Zulmün de şirk ile eşdeğer olduğuna değinilmiştir.

Beşinci bölümde hüzün-üzüntü üzerinde durulmuş kitapta. Üzüntü sevilenlerin kaybı ya da isteklerin gerçekleşmemesinden kaynaklanan psikolojik iyi olmama halidir. Bu hale Mevlana’nın şiiri ile destek verilip insanın sadece istemeyi bilmesi gerektiği Allah’ın bu istemeden sonra bizlere en hayırlısını vereceği belirtilmektedir. Allah’ın asla bizi unutmadığına, ne ekip ne biçen kuşların bile rızkını verdiği örneği ile bizlere aktarmaktadır. Ayrıca Kindi’den de ilkeler sunarak konu daha da pekiştiriliyor yazar tarafından. Değişimin olağan bir şey olduğu, dolayısıyla değişimlerden umutsuzluğa kapılmamamız gerektiği ifade ediliyor. Sevdiğimiz ve her istediğimiz şeyi sonsuza dek koruyacak bir güce sahip olmadığımız da belirtilmektedir.

Allah’ın insana en büyük hediyesi akıldır. Akıl sayesinde bizlere fayda temin edecek ve hayatımızı güzelleştirecek her şeyi elde edebiliriz. Fayda sağlayan bir hediyenin değerini onun işlevselliğine zarar verecek olan alkol, uyuşturucu gibi şeylerle düşürmememiz gerekir. Aklın davranışlar üzerinde kontrol edici bir etkisi bulunmakta ve bu kontrolü kaybeden kişi iradesini kaybetmektedir. Bu kişi kendisini insan ve özgür kılan temel hak ve özgürlükten yoksun kalmaktadır.

İnsan hep bir hikmet arayışında olmalı

İnsan hayatı bir nehre benzemektedir. O nehirden hem temiz şeyler hem de pis şeyler geçmekte. Bizim bu nehrin akıntısından bunları ustalıkla ayırt edip başarı ve sağlıkla ayakta kalabilmemiz gerektiği vurgulanmıştır.

Hayatta sevinç ve hüznün aynı anda yaşanabilmesi mümkündür. Sevincin bizi şımartmasına üzüntünün de bizi perişan etmesine müsaade edilmemesi gerekir. Bunlar dengeli yaklaşıldığı müddetçe insan olgunlaşabilir. İnsanın bu olaylar sonucunda “benim bundan çıkarmam gereken ders nedir?” sorusunu sorup kendisine verdiği cevaplar ışığında bundan sonraki hayatını dizayn etmesi gerekir. Bizim, kendi kendimizi özgür kılmamız gerekir. Dışarıdan kimse bizlere özgürlüğümüzü bahşetmeyecektir. Özgürlüğümüzü ancak içinde geçici bir süre kaldığımız bu dünyada emanetçi olduğumuz şuuruna sahip olduğumuzda elde edebiliriz. İnsana, eşyaya ve hayata değer vermek, ancak bağlanmamak gerekir. Bağlandığımızda kendimize yabancılaşıp özgürlüğümüzü yitireceğimiz aşikardır.

Kitabın son bölümünde ise Hz Musa’nın (a.s.) yol arkadaşlığından ve oradan kendimize çıkarmamız gereken derslerden bahsedilmekte. Evren bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde var kılınmıştır. Bu ilişkiyi görmezden gelip kaderci bir anlayışa sahip olmak ve gerçekleşen her şeyi Allah’a bağlamak bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İslam düşüncesinde yer edinmiş olan “her şeyin bir hikmeti vardır” sözü bu düşünceyi pekiştirmektedir. Kaderci bir anlayışla hareket eden birisinin “nasıl olsa ne olacağı bellidir” anlayışıyla sebepleri ihmal etmesi onu şuursuz bir hayatın içine atmaktadır.

Kur’an’a göre de insan hep bir hikmet arayışı içinde olmalıdır. Hz Musa’nın (a.s.) yol arkadaşıyla yaptığı yolculuktan olaylar hakkında peşin hükümlü ve aceleci davranmamamız gerektiği, görünüşlerin ardında yatan gerçekliği araştırdıktan sonra o konu hakkında hüküm vermemiz gerektiği dersini çıkarmamız gerekmektedir.

Sonuç olarak bu kitap gündelik hayatta yoğun bir şekilde kullandığımız inanç, özgürlük, mutluluk, bilgelik gibi kavramlara açıklık getirmesi, bireyin kemal arayışındaki önemini fark ettirmesi ve pratik bir ahlâk kitabı olması açısından dikkatle değer bir çalışmadır.

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 16:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26