Her evlilik aslında ikinci evliliktir

Evlilik terapisti Dr. Bahar Tezcan’ın İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere kitabında yüzlerce vakadan hareketle yaptığı gözlemlerini psikoloji biliminin süzgecinden geçirerek üzerinde düşünülmesi gereken tespitlerde bulunuyor.

Her evlilik aslında ikinci evliliktir

Tarih boyunca toplumun belkemiğini oluşturan aile kurumu modern dünyada da öneminden bir şey kaybetmiş değil. Evet, ülkemizde ve dünyada her geçen gün boşanmaların sayısı artıyor. Parçalanmış aileler, ebeveynlerinin birinden uzak büyümek zorunda kalan çocuklar, bir ailenin yükünü sırtlanan yalnız anneler ve ulu bir çınar gibi evlatlarını gölgesinde toplamayı başaramayan babalar… Bunlar karşılaştığımız sorunlar. Buna karşın her yıl yüz binlerce insan büyük hayallerle dünya evine giriyor. Bütün bu olumsuzluklar ve zorluklar insanları topyekûn evlilikten uzaklaştıramıyor.

Peki neden? İnsanın varoluşu açısından aile hayatı neye tekabül ediyor? Bütün zorluklarına rağmen insanlar neden evleniyor? Öte yandan büyük hayallerle kurulan yuvalar neden dağılıyor? Bütün bir hayatı birlikte geçirmek amacıyla bir araya gelmiş iki kişi nasıl birbirine düşman kesiliyor? Başlangıçta birbirinin üzerine titreyen iki insanın hikâyesi nasıl vahşetle sonuçlanabiliyor? Evliliğin başarısı hangi faktörlere bağlı? Bu ve buna benzer onlarca sorunun cevabını, evlilik terapisti Dr. Bahar Tezcan’ın İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere kitabında bulmak mümkün. Yazar yüzlerce vakadan hareketle yaptığı gözlemlerini psikoloji biliminin süzgecinden geçirerek üzerinde düşünülmesi gereken tespitlerde bulunuyor.

Her insan tamamlanmak ister

Tezcan’a göre, dinî ve manevî değerlerin yanında, insanları evliliğe yönlendiren varoluşsal etken güvenlik arayışı. Hani şu büyüklerin gençleri evliliğe ikna etmek için kullandıkları “başını sokacak bir evin olsun”  ya da “sıcak bir yuvan” olsun cümlelerinde de açığa çıkan bir ihtiyaç bu. Çünkü hayatın geriye kalanını başka bir insanla birlikte yürümenin ve birlikte büyümenin hazzı, tüm zorlukların birlikte üstesinden gelmenin sağladı tatmin insanoğlu için eşsizdir. İşte bu sebepledir ki her insan varoluşsal olarak tamamlanmak ister.

Her evlilik bir yastıkta kocamak hayaliyle kurulur. Oysa sevgiyle, inançla ve türlü türlü emekle kurulan yuvalar her daim beklentileri karşılamaz. Herkese saadet getirmez. Neden? Nerede hata yapılmıştır? Dr. Bahar Tezcan işte bu noktada önemli bir tespitte bulunuyor. Yeni evlenen her çiftin hayatlarını, mutlu olup olamayacaklarını belirleyen asıl faktörün evliliğe dair ilk deneyimleri olduğunu ileri sürüyor: “Aslında her çiftin ilk evliliği kâğıt üstünde öyle gözükse de daima herkes için ruhsal düzeyde ikinci evliliktir bu. İlk evliliği elbette anne ve babası tarafından kurulmuş olan ve doğduğunda için düştüğü hikâyede saklıdır.”

Aynı çatı altında yaşamaya başlayınca çiftler arasında ortaya çıkan hayal kırıklıkları genellikle beklentilerin karşılanmamasından kaynaklanır. Peki, hayalleri biçimlendiren nedir? Beklentiler neye göre şekillenir insanların? Yazar buna şöyle cevap veriyor: “Evliliklerde beklentiler neredeyse ‘ilk tanıdığımız evlilikle’ birlikte başlar aslında ve yıllar boyunca şekillenir. Bu ilk evlilik anne ve babamız arasında olandır.” Geçmişten getirilen davranış kalıpları veya modeller, anne-babayla kurulan ilişkinin biçimi mutluluğa giden kapını anahtarı gibi adeta.

Yeni çiftin görünmeyen misafirleri

Dayanıp döşenen yuvalarına gelen çift aslında pek de yalnız değildir kitaba göre. Görünmeyen misafirleri vardır. Valizlerinde yarım kalmış hikâyeleri, mutlulukları ve mutsuzlukları da getirirler çünkü. Anne-babalar ve onların evlilik hikâyesi yeni kurulmuş yuvanın bir parçasıdır artık. Peki, geçmiş çiftlerin hayatını nasıl etkiler? Kitap bu konuda oldukça doyurucu ve ikna edici cevaplar veriyor. Evlilik bir bağlanma biçimi olduğuna göre; ilk bağlanma tecrübesi, yani anne ile yaşananlar bu alanda belirleyici oluyor. Doğum ve bebeklik döneminde anne ile kurulan ilişkinin niteliği hem şahsiyetimizin temellerini atıyor hem de ileride kuracağımız ilişkilerin mahiyetini belirliyor. Daha sonra sahneye baba çıkar. Yaşanan her bağlanma girişimi, biz farkında olamasak da, bu ilk tecrübenin izlerini taşır.

“Kendisiyle konuşulmuş ve sözleri dikkate alınmış bir çocuk ileride kendi eşiyle sözel iletişimde zorlanmıyor. Arzularını ihtiyaçlarını doğrudan dile getirip öfkelendiğinde bunu uygun bir dil ile dışa vurabiliyor. Aralarında sürekli kelime tasarrufu yapan, meseleleri konuşmak yerine birbirini anlamadan ve tanımadan hayata devam eden çiftlerin tuzaklarına düşmüyor, açık iletişimde oluyor.”

Benzer bir şekilde sevgiyi ve güveni; sevgide istikrarlı ve tutarlı davranışlar sergileyen ebeveynlerden öğrenen insanlar ileride kendi evliliklerini de –şüphecilik ve alınganlık yerine- sadelik ve dürüstlük üzerine inşa ediyorlar.

Bu sorunların üstesinden nasıl gelinir sorusu da karşılıksız kalmamış kitapta. Bir evlilik terapisti olarak yazar öncelikle geçmişin asla peşimizi bırakmayacağına dair bir farkındalık oluşturmayı salık veriyor. Çiftler için birlikte yaşamanın ve mutlu olmanın öğrenilebilen bir tecrübe olduğuna dikkat çekiyor. Elbette bu çokça emek ve fedakârlık gerektiren bir süreç… İkinci adım geçmişten getirilenleri tespit etmek ve mevcut sorunlarla bunlar arasındaki ilişkiyi sorgulamak. Ve elbette sonuncu adım doğru sorular eşliğinde geçmişin yüklerinden arınmak…

Ancak böyle yapıldığında beklentileri, hayalleri farklı iki insan gerçekten yeni bir başlangıç yapabilir. Sağlıklı bir toplumun ilk şartı da sağlıklı ilişkiler üzerine inşa edilen ailelerden geçer.

Nihan Su

Yayın Tarihi: 17 Eylül 2019 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2019, 13:04
banner25
YORUM EKLE

banner26