banner17

Hem Batı'yı okumuş, hem de Balıkesir ve Konya'yı

İsmail Özen ile can bağım hayli kuvvetli. Onun 'Günler Ne Kadar Kısaldı' isimli kitabını okurken bunu daha yakından hissettim. Mustafa Oral yazdı.

Hem Batı'yı okumuş, hem de Balıkesir ve Konya'yı

Üniversite yıllarında İbn-i Sina Hastanesinde hiç tanımadığım birisi yanıma yaklaşarak “sen Cevat’ın kardeşi misin?” dedi. Şaşırdım. Ben Balıkesir’in Büyükyenice kasabasındanım. Mütetavazı bir aileyiz. Garibanız; düğümüzde kimse oynamaz; cenazemizde kimse ağlamaz. Ben 13 yaşında memleketten çıktım. Yakın akrabalar dışında beni pek kimse tanımaz. Kardeşlerime, hele ağabeyim Cevat’a hiç benzemem; öyle sanıyordum. Fakat şimdi birisi karşıma çıkmış “sen Cevat’ın kardeşi misin?” diyor.

Adam Mallıca köyündenmiş. Yıllar önce bizim kasabaya gelmiş. Abimle tanışmışlar, dost olmuşlar. Beni görünce “Cevat’a çok benziyor. Kardeşi olmalı” demiş. O zaman bir daha anladım ki kendimizi ne kadar farklı görsek veya göstermeye çalışsak da seslerimiz, suretlerimiz, sözlerimiz, cümlelerimiz, kısacası cümle âlemimiz bizi ele veriyor.

Sen Cevat’ın memleketinden, Balıkesir’den misin?”

Evet; suretlerimiz, siretlerimiz, seslerimiz en çok da sözlerimiz, cümlelerimiz, öykülerimiz bizi ele veriyor. Nereliyiz? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Neciyiz? Ne değiliz? Kimlerdeniz? Kimlerden değiliz?... Bütün bunlara cevap veriyor öykülerimiz. Herkes birinin akrabası olduğu gibi her hikayenin de muhakkak iki akrabası, en azından ana-babası var. Bu akrabalık bazen kan, bazen de kandan öte can bağıyla kuruluyor.

İsmail Özen, Balıkesir’den; bizim kasabadan. Biraz kurcalasak akraba çıkarız. Ama birbirimizi 2-3 defa ya görmüşüzdür ya da görmemişizdir. Kader beni Trakya’ya, onu Konya’ya götürdü. Yüreğimizin götürdüğü yere gitmedik belki ama oralarda yüreklenip geldik. Ben Batı’dan, Trakya’dan baktım Balıkesir’e; İsmail abi doğudan, Konya’dan. Ben batıdan bakarken doğu gibi göründüm; İsmail abi doğudan bakarken batı gibi.

Özen ile kan bağım (akrabalığım) ne kadar kuvvetli bilmiyorum ama can bağım hayli kuvvetli. Onun “Günler Ne Kadar Kısaldı” isimli kitabını okurken bunu daha yakından hissettim. Okumaya başladığımda yazarın ismi ve Balıkesir’i hatırlatan yer isimleri olmasa bile yazarın bizim oralardan olduğunu hemen anlardım. Hastanede, postanede, nerede görsem, “sen Cevat’ın memleketinden, Balıkesir’den misin?” derdim. Değil mi ki, âlimin ilmi varsa da bizim gibi cahillerin de irfanı var.

Batıyı çok iyi analiz etse de dili yerli

Günler Ne kadar Kısaldı” 1971 doğumlu Özen’in ilk öykü kitabı. (2013, Profil Y.) Öyküleri İtibar, Aşiyan ve Mahalle Mektebi dergilerinde yayımlandı, yayımlanıyor.

Özen insanın türlü hallerini, müminin dünyadaki şaşkınlığını, taşranın sadeliğini, kentin kaosunu, buna karşın kainattaki sonu gelmez huzuru dillendiriyor. Sokak ağzının gerilimini okuyucuyu germeden mizahi bir dil ile öyküye taşıyor. Mizah izah istemez. Özen izah etmiyor. İçinden geldiği gibi konuşuyor. Okuyucuda “keşke hiç bitmese” hissi uyandıyor.

Hayatın her duruma hakkı vardır. İnsan bazen öyledir; bazen böyle Hanzala. Ummadığın durumda sözde edep ve nezaket abidesi kişilerden beklenmedik tavırlar ortaya çıkabilir. Baskı altında kalan, duygularını baskılayan kişilerde bu tür patlamalar daha fazla olur. Milli Kuvvetler Caddesinde kolonyacılık yapan şık ve inanılmaz kibar bir adamın Balıkesir maçında ağzı açılmamış küfürler edebilmesi bunun ispatıdır. (“Beşiktaş-Fener Maçını Nasıl İzledim?”)

Özen’in duruşu, oturuşu itibariyle Batıyı çok iyi okuduğu anlaşılıyor. Öykülerinde Batılı yazarlara sık sık göndermeler var. Bununla beraber Balıkesir’i ve Konya’yı hikayelerine başarıyla taşıyan Sabahattin Ali gibi Konya’dan, en çok da Balıkesir’den izler taşıyor. Batıyı çok iyi analiz etse de dili yerli, Balıkesir işi. Balıkesir denilince kolonya, höşmerim, Balkan muhacirleri, Balıkesir yerlisi manavlar ve yörüklerin şekillendirdiği bir kültür, Doğu ve Batının harmanladığı yaşam tarzı, Ege, Marmara ve Trakya şivelerin birbirine karıştığı menzil, orta ve üst yaştakilerin nezaket ve letafeti, düğünlerde gençler arasındaki düşük yoğunluklu kavgalar, alabildiğince rahat, olabildiğince neşe, son yıllarda ise deniz ve tatil beldeleri akla geliyor. Bizim gibi anadan olma değil, sonradan olma sözde muhafazakarlar içinse biraz Evranos Gazi ve Zağnos Paşa Cami, biraz da Mehmet Akif ve Hasan Basri Çantay. Özen, işte şehrin bu ruhunu başarıyla yansıtıyor. (“Arap Muharrem”, “El Teke Dönüyor”)

İsmail Özen hep kırk yaşında gibi

Zekeriya Özen, İsmail Özen’in bir kaç yaş büyük ağabeyi. Aslında İsmail Özen’in en iyi arkadaşı. Sincan tiyatrocularından. 28 Şubat'ta toplumu kin ve nefrete sevk ettiği iddiasıyla yargılandı. 30 yıl önce insanlar komünist, 28 Şubat’ta ise mürteci olarak suçlanırdı. Özen bu öyküsünde çok okuduğu için komünist yaftası yiyen karakter üzerinden “çok söylediği” için mürteci yaftası yiyen Zekeriya ağabeye bir anlamda göndermede bulunuyor. Cevat abime bakınca beni görenler, Zekeriya Abiye veya Zekeriya abi için yazılan öykülere bakınca İsmail Özen’i görürler gibi geldi bana. (“Öğleden Sonra”, “Beşiktaş-Fenerbahçe Maçını Nasıl izledim?”)

Çocukluk bizim kuşağın en eski bahçesi. Bilyalar, yağmur sularının getirdiği çivi, vida ve eski paralar, yağmur başlayınca ortaya çıkan salgongozlar, Teksas, Tommiks çizgi romanları şimdilerde uzakara birer anı olarak kalıyor. İnsan çocukken ve gençken arzularını dile getiren dualar ederken, kırkından sonra dünyadan kam alınamayacağını anlar da tövbe-istiğfara döner. Şairler her daim çocuk. İçindeki çocuğu yaşattığı müddetçe şiir yazar. Öykücüler ise kırk yaşın yolcusu. Yüzü geçmişe dönük. Çocukluğunu arar, durur. Bir de yarı çocuk-yarı kırklar var. Onlar hem düne hem yarına bakarlar. Yarı şair, yarı öykücüdürler. İsmail Özen hep kırk yaşında gibi. Şair değil, öykücü. Çocuk yaşta kasabadan şehre göç ederken, kasabaya, çocukluğuna dönmenin planlarını yapıyor. (“Salyangoz Toplama Gidiyoruz”, “Uzun, Eski Bir Kasım”)

Bende hikaye olayı, öykü olguyu hatırlatıyor. Bu minvalde Özen hikayeci ile öykücü arasında duruyor. İlk öykülerde hikayeci gibi dururken, sonlara doğru öykücü gibi. (“Ürkü”, “Düşbozumu”)

İsmail Özen geç gelen ama hep genç kalacak izlenimi veren öykücülerden birisi. Karakteri, birikimi, disiplini, dimanizmi, akıcılığı, anlatımdaki ustalığı, usulu ve üslubu ile önümüzdeki yıllarda kendisinden daha çok söz edilecek yazar hissini uyandırıyor. Bizi yanıltmayacağını umuyoruz.

Mustafa Oral yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 15:41
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20