Hayatın Sırrının Saklandığı Kara Kutunun Anahtarı: Veda

Mustafa Ulusoy’un yeni kitabı ''Hayat Apartmanı''nda bütün hikaye Kilisli matematik öğretmeni Mualla Hanım'ın etrafında dönüyor. Hatice Kübra Karadeniz yazdı.

Hayatın Sırrının Saklandığı Kara Kutunun Anahtarı: Veda

Her insanın hayata açılan pek çok penceresi vardır. Bazıları geceyi, bazıları gündüzü, bazıları ikindi vaktini, bazıları ise güneşin doğuşunu ve batışını anlatır insana. O an hangi pencerede olmak istiyorsak ona yönelir ruhumuz ve kalbimiz. Sonra ilmek ilmek atılır hayata yaşanılanlar. Kim olmak istiyorsak o oluruz. Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz pek çok şey zamanla hayata karşı bakış açımızı değiştirir. Bunların çoğunu bilerek yapıyoruz ama bilmeden yaptığımız pek çok şey de var. İyilikler mesela! Aceleyle karşıdan karşıya geçerken âmâ bir genç kızın kolundan tutmak, miyavlayan bir kediyle sohbet etmek ya da bazen oturup bir köşeye kendini anlamak ve en önemlisi kendini anlatmak En Yüce’ye.

Mustafa Ulusoy’un yeni kitabı Hayat Apartmanı Mayıs-2017’de Kapı Yayınları’ndan çıktı. Toplam 328 sayfa. Romanın başrol oyuncusu Kilisli matematik öğretmeni Mualla Hanım. Bütün bir hikâye onun etrafında dolanıyor. Kendi hayatının başrol oyuncusu olan Mualla Hanım başka hayatların yan oyuncusu olarak çıkıyor karşımıza. Aynı şekilde onun hayatında yan oyuncu olanlar kendi hayatlarında başrol oyuncusu olarak devam ediyor. Böyle böyle bir gündüz bir gece hayat devam ediyor ve ölüm gibi bir son karşılıyor insanları. Mualla Hanım’ın bütün bir hayatının film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesine sebep olan kişi Cemile, Mualla Hanım’ın öğrencisi. Yerde can çekişerek yatan Mualla Hanım’a ecel terleri döktürüyor Cemile. Mualla Hanım’a sorular soruyor. Bu sorulara ise ayrı ayrı cevaplar aranıyor. Her hayata ayrı dokunuşlar gerçekleşiyor.

Hangi cevaplar uğruna ölüyoruz?

Derdi neydi bu Cemile’nin? Mualla Hanım’a yardım etmesi gerekirken neden onu yerde bırakıyor ve sürekli onunla uğraşarak hem canını acıtıyor hem de sorduğu sorularla onu gerçeklerle yüzleştiriyor? Aklından geçen her şeyi gören ve duyan Cemile ile uğraşması imkansızlaşınca bir an duraksıyor Mualla Hanım. Sonra aniden dilinden Allah’ın “ya Adl ya Mukaddim” isimleri dökülüyor. Olayın seyri bir anda değişiyor, karanlık olan bütün her şey yeniden aydınlığa kavuşuyor ve hesaplar bitince hayattayken düşlediği yerine konuveriyor Mualla Hanım.

Kitabın giriş sayfasında söyle bir yazıyla karşılaşıyorsunuz: “Onu endişe ediyorsun, bunu endişe ediyorsun. Ötekine takıyorsun, berikine takılıyorsun. Şunu dert ediyorsun bunu dert ediyorsun. O niye oldu, bu niye olmadı diye gece gündüz mutsuzluğa gark oluyorsun. Sonra, ölüyorsun. Hepi topu bu mu yani?” “Bu kadar basit miydi” sorusunu gençken sorguluyor, ölüm vakti gelip çattığında cevabını da almış oluyoruz. Peki, hangi cevaplar uğruna ölüyoruz? Soruları yanlış anlama ihtimalimiz yüzde kaç?

İnsanlar, merak ettiği birçok sırra ölünce vakıf olurlar

Mulayim neden bir işte dikiş tutturamamıştı? Mübarek, hangi işe girdiyse sıkılmıştır. Bir işte tutunamamasının sebebi, çabuk sıkılmasıdır. Hayattaki en büyük düşmanı sıkıntı hissidir. İçinde en ufuk bir sıkıntı hissi mi belirdi, hayat felsefesi şudur: Bu sıkıntı derhal bertaraf edilmeli, azken başı ezilmelidir. Üzüntüye, kadere, acıya tahammülü yoktur. Sıkıntı hissi onu boğar, hayatı ona dar eder.” Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri sıkıntı. Bunun altında çok şey yatmakta. Lakin en büyük sebep kişinin hayata karşı takındığı tavır, durum ve davranışlardır. Bunların çözülmeleri gerçekleştirildiğinde ancak buhrana cevap bulunabilir.

Salı günü, yani iki gün önce belediye otobüsüyle Kadıköy’den Erenköy’deki tren hattına dikey sokaktaki evine dönerken ‘veda’ kelimesine dair içinde tarifsiz bir merak uyanmıştı ansızın. ... Hayatın sırrının saklandığı kara kutunun anahtarıydı bu kelime. Vedayı çözerse hayatı çözecekti. Ölümü çözenin hayatı da çözecek olması gibi.” Ölüm kapımızı çalana kadar farkında olmadan yaşıyoruz çoğu zaman. Kapı çalınırken bir şeyler hissettiriliyor aslında. Lakin biz insanoğlunun bunları anlaması ölüm anında oluyor ve pek çok şey için geç kalınmış oluyor. Genel çerçeve halinde ölüm kavramına dışardan bakacak olursak, insan birden fazla yerde birden fazla şekilde ölüyor. Ruhlar âlemindeki yaratılışından anne karnındaki var oluşuna, dünyaya gelişine ve son uğrak yeri olan ahiret yurduna göçle son buluyor her şey. Sanırım bundan mütevellit büyüklerimiz hayatı dün, bugün, yarın olarak tanımlayarak üç gündür diyor.

İnsanlar, merak ettiği birçok sırra ölünce vakıf olurlar.” Sahi neydi bu sır? Bir sır için gelinir miydi taa buralara kadar. Tek bir sır varsa neden kimse bize kopya vermiyordu? Sanırım tek bir sır olmadığı için herkes kendi sırrına kendi hayatı çerçevesinde ulaşıyor. Tıpkı Mualla Hanım gibi. Müdahil olduğu hayatlarla kendi hayatını birleştirdiği noktada, tam da ölüm anında kendi sırrına erişiyor. Allah’ın “Ya Adl Ya Mukaddim” isimlerinin gerçek mahiyetine ulaşıyor.

Hayat Apartmanı, içinde pek çok aşikâr ve gizli sırları barındırırken bir de gizli özneyi barındırıyor. Gizli özne kitabın anlatıcısı. Kitabı ne Cemile, ne Mualla Hanım, ne Halepli Muhammet, ne de Mualla Hanım’ın oğlu Numan anlatıyor. Hepsinin üstünde farklı bir ses tonu çıkıyor karşımıza ve gerek hızlı gerek yavaş anlatımıyla okuru çepeçevre sarıyor. Hatta bu gizli özne her konunun içeriğinden etkilenerek kendini gerçek anlatıcısının kollarına bırakıyor ve konu müdahil olduğu kişi üzerinden devam ediyor. Sonra başka ölümlerin kucağında Hayat Apartmanı kendi ölümüyle ve diğer ölümlerle yüzleşerek hayata dair bütün bakış açısını ortaya sunmuş oluyor. Her başlangıç gebedir sonlara lakin o sonu biri/birileri vermiyor bize, sadece ve sadece bizler hazırlıyoruz.

Mustafa Ulusoy, Hayat Apartmanı, Kapı Yayınları

 

Hatice Kübra Karadeniz

Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2018, 16:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26