Hayatın Nefesi Var Mehmet Kahraman Öykülerinde

''Babamı Öldüren Şeyler'' kitabındaki öykülerinde kısa ve yormayan cümleler ile akıcı bir üslubu var Mehmet Kahraman’ın. Okuyucu ister istemez kendisini kaptırıyor öykülerin akışına... Mustafa Uçurum yazdı.

Hayatın Nefesi Var Mehmet Kahraman Öykülerinde

Hayatı anlatıyoruz. Yaşadıklarımızı, duyduklarımızı, gerçeğin içinden gelenleri öyküye konu ediyorum. Hayatta sürekli bir şeylerle uğraşıyoruz, başımıza bir sürü şey geliyor. İyi olduğu gibi kötü de var.” Böyle söylüyor kendisiyle yapılan bir söyleşide Mehmet Kahraman öykülerinin içeriğine dair.

Öykücünün elinde iki kaynak var; ya yaşadıklarını anlatacak ya da hayal dünyasının kurgusal ummanından devşirdiği yansımaları çağıracak öyküsüne. Kahraman, genelde gerçek hayatı anlatmayı tercih eden öykücülerimizden. Yer yer kurgulanmış metin izlenimi veren anlatımlar da çıksa karşımıza, hayatın derin izleri var onun öyküsünde.

Mehmet Kahraman’ın üçüncü öykü kitabı Babamı Öldüren Şeyler Ocak 2018’de Hece Yayınları arasından ulaştı okuyucuya. On dört öykü var kitapta. Yaşanmışlık hissinin ağır bastığı öyküler bunlar.

Ölüyoruz her gün yavaş yavaş

İlk öykü kitabı Minareden Düşen Ezan'dan başlayarak öyküsüne aşina olduğum bir isim Mehmet Kahraman. Elbette öyküleri kitaplaşmadan önce de dergilerden takip ettiğim isimler arasındaydı. Okuyucuyu daha ilk cümleden yakalayan, sıcaklığını hiç kaybetmeyen bir anlatım var öykülerinde.

Babamı Öldüren Şeyler, isminden başlayan bir okunma arzusu uyandırıyor okuyucuda. Kahraman’ın kitap ve öykü isimlerinde bu nokta dikkat çekiyor. Okuyucu daha isimden başlayan bir tercihle yöneliyor öykülere.

Kitapta, “Babamı Öldüren Şeyler” adlı bir öykü var. İnsan ömrü boyunca kaç defa ölürmüş, bunu anlatıyor yazar bizlere. Bilmeden, göz göre göre, görmezden gelerek ölüyoruz ömür dediğimiz bu hengâmede. Öldükçe de yaşamak denen sanrıya tutuluyor tüm bedenimiz.

İsmin bir çağrışımı olsa gerek, ben öykülere ölüm teması üzerinden baktım okumalarımı yaparken. Ortaya çıkan sonuç; ne çok ölüyoruz hepimiz. Bedenler olmasa da ruhumuz sınanıyor ölümlerle. Bazen bir aşkın kıskacında ölüyoruz bir boşluğa doğru yuvarlanırken (Cennet Gibi Bir Şey), her şey tamam dediğimizde bir de bakıyoruz eksik kalmışız ölüyor gibi (Ekmek Bayatlatma Odası), bazen çizginin dışına çıkmak istedikçe çizgiler çekerek öldürdükleri gibi içimizdeki heyecanı (Kurgulanmış Bir Hayat) ölüyoruz durmadan.

Okur da ortak bu öykülere

Kısa ve yormayan cümleler ile akıcı bir üslubu var Kahraman’ın. Okuyucu ister istemez kendisini kaptırıyor öykülerin akışına. Kendini kahraman ya da anlatıcı yerine koyan okuyucunun görevi aslında öykünün sonunda başlıyor. Bu, birçok öyküde çıkıyor karşımıza.

Sadece Mehmet Kahraman’a has bir tutum da değil bu. Yazar, öyküye okuyucuyu da ortak etmek istediğinde öyküsünü bol soru işareti ile noktalar. Gerisi okuyucunun bileceği meseledir. Yarım kalmışlık hissi falan da uyandırmaz bu. Hayal dünyasının uçsuz bucaksız evreninde okuyucu tamamlar öyküyü.

Kitabın son öyküsü olan “Bir Rüyanın Ömrü Kadar” tam da tarif ettiğim özellikte bir öykü. Uzun yıllar sonra sosyal medya üzerinden görüşmeye başlayan iki arkadaşın kısa süren muhabbetlerinin akılda bıraktığı tüm soru işaretleri okuyucuya emanet ediliyor: “Mesajım okunmamış görünüyor. Hayatta mısın? Hiçbir paylaşımda bulunmuyorsun. Keşke konuşabilseydik. Sana anlatacaklarım var.” Buradan sonrası okuyucunun dünyasında yer edinecek kendisine. Nasıl isterse öyle tamamlayacak birdenbire kesilen sohbetin karanlık noktalarını.

Herkesin yüzünden bir renk

Kişiler, olaylar ve dünyanın ortasında bir yazar. Çevresine karşı duyarlı. Görüp yaşadıklarından ve duyup hissettiklerinden öyküler toplayan bir öykücü. Ürkek, çekingen, titiz, dağınık, kırılgan, bezgin, umutlu şahıslar var öykülerde. Herkesin içinde olup biteni anlatmak daha güçtür yazar için. Sıradanlıktan kurtarıp cümleleri, kendi sesinin rengini vermeyi başardığı müddetçe kalıcı olur yazar. Mehmet Kahraman bunu başarıyor. Olaylara baktığı açı çok geniş. Bu yüzden de herkesin yüzünden bir renk var öykülerinde.

Son olarak “Kız Babası” öyküsüne değinerek bitiriyorum paylaşımımı. Annelerdir yazarların, şairlerin başkahramanı. Bu kitapta babalar daha baskın. “Kız Babası” öyküsünde olduğu gibi. İç burkan, bir babanın kalbinin evladı için nasıl bir kuş gibi çırpındığını gösteren bir öykü bu. Aslında bu öykü de bir ölümü anlatıyor. Kısa cümleler okuyucuya sanki hızla atan bir kalbin ritmini duyurmak istiyor. Evladının kapısının önünde bir adım öteye dokunamayan babanın kim bilir kaçıncı kez ölümü var karşımızda: “Çeşmeli sokağa geldiğinde bir kez daha yoklamak için damadın evine döndü. Belki bir ihtimal dedi içinden. Adımları güçlü değildi yalnız, çok yavaş yürüyordu. İsteksiz de denebilir. Etrafta neler olup bittiğine daha bakacak hâli yoktu. Kulaklarındaki uğultu gittikçe yükseliyordu. Daha fazla yürüyemeyeceğini anlayınca kenara oturdu. Evi arasa. O kadar halsizdi ki telefonu cebinden zor çıkardı. Üç cevapsız arama yazıyordu ekranda. Uzun süre telefona baktı. Eli bir türlü tuşa gitmedi.”

Mehmet Kahraman, tekrar tekrar okunacak öyküleriyle okuyucularını bekliyor.

 

Mustafa Uçurum

Mehmet Kahraman, Babamı Öldüren Şeyler

Yayın Tarihi: 29 Haziran 2018 Cuma 18:00 Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2022, 11:52
YORUM EKLE

banner19

banner36