banner17

Hayatın gizemini keşfetme peşindeki öyküler

Esra Demirci, 'Kıyı'daki öykülerinde öfkeyi, karmaşıklığı, sıradanlığı, renkleri matlaşmış yaşamları, huzuru arayan insanları, insanı boğan ilişkileri anlatıyor. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

Hayatın gizemini keşfetme peşindeki öyküler

Kıyı tam olarak neresidir? Aklın (düşüncelerin) ve kalbin (duyguların) karmaşıklıktan kurtulup dinginliğe erdiği yer midir? İnsanın endişelerinden, korkularından, huzursuzluklarından kaçmayı başarıp huzuru bulduğu yer midir? Ömrün tik takları durduğunda zamanın ebedî olacağı o sonsuzluk yurdu mudur kıyı?

Kıyı hepimizin sılası ve aradığıdır. Şüphesiz herkesin sığındığı, kaçtığı, aradığı bir kıyı var. Bu kıyı bazen bir insan, bazen bir nesne, bazen bir şehir, bazen bir mekân, bazen bir kelime olabiliyor. Maceracı bir ruh ya da her şeyden usanmış bir ruh… Her ikisi de bir kıyıya demirlemek için yaşıyor. Küçükten büyüğe insanlar, bir koşuşturmacanın içinde. Öyle bir koşuşturmaca ki, koşuştururken tekdüze olan hayatlarımızın farkına bile vardırmayan, bizi başı dumanlı bir hâle getiren… İstanbul’un tramvaylarında, metrobüslerinde, otobüslerinde kendini koşuşturmacaya kaptırmış hemen her insanın dilinde aynı şikâyet vardı: “İstanbul’un keşmekeşliği” diyordu İstanbul’un insanları. Vapurda ise durum daha farklıydı. Etrafa huzur bulurcasına bakan gözler, el ele tutuşan insanlar, simitini martılarla paylaştıkça mutlu olan insanlar, denizin çarşaf çarşaf olan yüzünde kendisiyle yüzleşenler… Vapur ne zaman ki yanaşıyordu iskeleye, haldır haldır oluyordu insanların hâli. Bir itişme, bir kakışma, bir şikâyet başlıyordu.

Esra Demirci’nin Hece Yayınları’ndan çıkan Kıyı kitabını okurken zihnimden İstanbul’un ulaşım araçlarındaki atmosfer ve buradaki insanların hâl ve tavırları geçti. Demirci öfkeyi, karmaşıklığı, sıradanlığı, renkleri matlaşmış yaşamları, huzuru arayan insanları, insanı boğan ilişkileri anlatıyor öykülerinde. Yazarın kalemini güçlü kılan, bu kadar olumsuz temanın içerisinde insana umudu, mutluluğu, hayatın yaşanmaya değer olduğunu duyurabiliyor olmasıdır.

Hırçın, öfkeli ve arayış içindeki kahramanlar

Demirci’nin cümleleri, kullandığı kelimeler oldukça sadedir. Sadeliğini anlatımıyla süslemiş, sözcüklere hayat bahşeden anlamlar yüklemiş. Bir çilingir sözcüğü insanın aklına kapıdan başka, anahtardan başka ne getirebilir? Demirci’nin çilingiri insanın aklına kaderi, yazgıyı yazanı getiriyor. “Sahi, ummadığın anda önünde sayısız kapılar açan kaderin sırrını çözecek kaç çilingir tanıyorsun?” Demirci, öykülerinde insanın bir nefeslik ömrüne neler sığabileceğini, bir nefesin ne kadar değerli olduğunu, hayatın küçük dokunuşlarını anlatıyor. Küçücük bir şey insanı kendine getirebilir ya da kendisinden edebilir. Bir selâ sesi hayatın akışını değiştirebilir, bütün hayalleri, projeleri pat diye kesebilir: “Selâ sesi her şeyi bastırıyordu işte. Yaşamın gürültüsünü, okul çıkışı bahçeye doluşan çocuk seslerini, korna gürültülerini, ambulans sirenini, annenin çığlığını, bebeğin ağlayışını…”

Demirci’nin öykü kahramanları hayatın içinden ve bir o kadar da hırçın, öfkeli ve arayış içinde. Öykü kahramanları böyle olmasına rağmen Demirci’nin anlatımında bir sakinlik var. Bu zıtlık, okurun dünyasında bir ahenk oluşturuyor. “Muska” isimli öyküdeki kahraman da agresif ve sinirlidir. Boynundaki muska, geçmişin sarsıntılarından, korkularından uzaklaştırmakta, bir nebze olsun huzur vermektedir. Modern insan, başkasında gördüğü muskayı küçümser, anlamsız bulur. Yine modern insan muska ve benzeri şeyleri aksesuar olarak kullanmasını da bilir. Boynunda muska taşıyan öykü kahramanı da muskasını gizlemekte, onu göstermekten utanmaktadır. Bir gün iş yerinde muskasını düşürür ve bir arkadaşı bulur, alaycı bir ifadeyle kimin düşürdüğüne dair merakını dile getirir. Ve öykünün kahramanı, o muskanın kendisinin sığınağı, kıyısı olduğunu söyleyemez.

Öykülerde okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir hava var

Çocukluk zamanlarından beslenmeyi ihmal etmeyen Demirci’nin öykülerine çocukluğa dair izlenimleri renk katmış: “Çocukluk düşleri böyledir; gerçekliğin katılığı bir tebessümün yağında eriyiverir.” “Çocukken içimize korku salan, kafamızı karıştıran, canımızı sıkan her şeyin bir şekerlik canı vardı.” Kıyı’nın öykülerinde duygusal bir anlatım göze çarparken yazarın cümlelerinde yer yer şiirsellik görüyoruz. Bir şiire mısra olacak kadar zarif olan şu cümleler, bana göre kitabın en şiirsel cümleleri: “Buluttan nem kaptım, geceden gam! İçimin kanaviçesine bir yıldız işledi zaman.”

Kıyı’nın öykülerinde okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir hava var. Yazar bazı cümlelerinde okuyucuya telkinlerde bulunuyor, hayata dair rehber niteliğinde sözler söylüyor. “Mesafe” öyküsü “Önden gidene… Esma’ya…” atfedilmiş. Bu öyküde şehid Esma’yı arkadaşı, arkadaştan öte kardeşi gibi anlatıyor Demirci. Onunla geçirdiği zamanlardan bahsediyor ve ölümü ona hiç konduramıyor. “İhtimal” öyküsünde karı ve kocanın ilişkileri o kadar sıkıcı bir noktaya gelmiştir ki, kadın kocasının ölümünü isteyecek kadar katılaşmıştır.

Etkilendiğim ve çok başarılı bulduğum öykülerden bir diğeri “Çilingir” isimli öykü. Öyküdeki geçişler oldukça başarılı. Geçmiş, gelecek, anlık heyecanlar, ışık oyunları, kırık görüntüler Çilingir öyküsünün minik başlıklarıdır. Demirci insanı yeniden yakalamanın, insana yeniden sıcak bir dokunuşla dokunmanın, insanlar arasındaki samimiyeti yeniden canlandırmanın gerektiğini anlatıyor “Çilingir” öyküsünün şu cümlelerinde: “…bence, insanlar arasındaki en iyi sınır olmalı kuş bakışı mesafe… Zira bir kuşmuş da sanki eğilmiş çukurdan su içiyormuş gibi hayal edince, herhangi bir insan eşsiz bir güzelliğe sahip olabiliyor gözümüzde…”

Açı” isimli öykü ise farklı hayatların insanı bir noktada birleştirebileceğini, mutluluğun küçük şeylerde saklı olduğunu anlatıyor. Bir kadın ve bir adam “Açı” öyküsünün kahramanlarıdır. Kadın ve adam farklı şeyler yapmaktadır. Kadın kafededir, adam evindedir. Kadın çayını yudumlar, adam film izler. Ama aynı yağmuru izler, aynı serçelere yem verirler. Aynı cümleyi kurarlar sonra: “Bugün küçük bir serçe emeline ulaştı diye mutluyum!”

Kıyı’nın öyküleriyle Demirci’nin dünyasına yolculuk ediyoruz. Samimiyetini, neşesini, heyecanını yitirmiş yaşamakları anlatan Demirci’nin öyküleri, hayatın gizemini keşfetme peşinde. Hece Yayınları’ndan çıkan Kıyı bir ilk öykü kitabı. On yedi öyküden oluşuyor.

Hatice Ebrar Akbulut yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 14:15
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20