Hayatın anlamı fedakarlık ve vazife idi eskiden

Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Âmâk-ı Hayal kitabındaki yolculuğa ‘hayal’ ile başlıyor. Zira o dönemde insanların elinde bulunan ve istibdata kurban gitmeyen belki de tek şey ‘hayalleri’. Özge Sena Bigeç yazdı.

Hayatın anlamı fedakarlık ve vazife idi eskiden

https://www.ktpkitabevi.com/urun/genler-iin-amak-i-hayal-115441417Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Âmâk-ı Hayal kitabını yayınladığında tarihler 1910’u gösteriyordu. Kitabın isminin anlaşılamaması üzerinden gidecektim ki; kitabın sonlarına doğru zaten muhteremin, adının bile anlaşılamayacağı bir kitaptan bahsettiğini gördüm. İç konuşmasında bu konuya da özel bir yer ayırmıştı. Ve belki de anlaşılamayan kelimelere tâlip olanları yanına davet ediyordu. Yoksa “Hayal’in Derinlikleri” de diyebilirdi kitabına. Ama asli karşılığından vazgeçmedi ve ‘âmâk’ dedi. Derinliği ancak bu şekilde izhar edebilirdi.

Dün ve bugün, ‘sade’ ismi adı altında (ki sadeliğe hakarettir bu) “öz”den uzaklaştırma faaliyetleri yaşandı. Harflerimiz, kelimelerimiz ve onlara mukabil gelen hayatlarımız, hatta ‘haya’mız çalındı. Üzücüdür ki; Nar Yayınları’ndan çıkan Âmâk-ı Hayal gibi mücahid bir kitabın sunumuna dahi, harflerinin sadeleştirilmesinin teşekkürü ile başlanmakta. Oysa muhterem Ahmed Hilmi, A’dan Z’ye, ya da elif’ten ye’ye kültür mücadelesi veren, asliyetin önemi üzerinde duran bir şahsiyettir. Kendisi bu durumu dahi sezmiş olacak ki, kitabın muhteviyatının da anlaşılamayacağını dile getiriyor. Kitabın sunumunun sonunda yapılan bu dikkatsizlik de kâtibin bu sezgisini ispatlıyor.

Bir tek hayal vardı ellerinde

Ahmed Hilmi Bey, 1900’lü katliam yıllarının sancılarını kalemine taşımış biri. Yolculuğuna ‘hayal’ ile başlıyor. Zira o dönemde insanların elinde bulunan ve istibdata kurban gitmeyen belki de tek şey ‘‘hayalleri’’… Sonra 'hayal’in yolu da tıkanacak. Öz’üne dair işaretler, harfler, kelimeler, manalar bulamayan insan, hayal de kurmaz olacak. Küçüldükçe küçülecek hayal dünyası. Ne verilirse onu alacak. Ne gösterilirse ona inanacak. Elinde Hakk’ın kılıncı, dilinde hakikatın lisanı olmayacak.

Katip Ahmed Hilmi’nin ‘hayal’ ile başlayan yolcuğunun üzerine sayfalarca yazsak, günlerce düşünsek o sancılanmaları anlamaya ve bulmaya yeterli olmayacak. Niçin hayal? Niçin derinlik? Niçin hayalin derinliği? Kimdir kitapta bâb bâb gezen o seyyah? Niçin dünyevi arkadaşlarını bırakır da mezarlıkta hakikati bulur. Bu bâblar arasında üzerinde aynalar taşıyan hikmet ehli Aynalı Baba da kim? Bâb’dan 'bâba’ya açılır kapı.

Eğip kamburca bırakan sistem

Âmâk-ı Hayal, eğitim sisteminin (‘eğil ve öyle kal sistemi’, ‘bir daha da kalkma’ diyen sistem) altında ezilen nesle, daha o tohum döneminde el uzatıyor ve yanlışlığa ayna tutuyor. Kitabın kahramanlarından marangoz Hamdun Ağa, çocuklarını okula göndermez. Bu haklı görüşünü de şu sözlerle ifade eder: ‘‘Mahalle mektebinde çocuk senelerini kaybediyor. Hem ahlaksız oluyor hem de hiçbir şey öğrenmiyor.’’ Peki ne yapar? Fakir bir hocadan destek alarak, kısa sürede çocuklarının okuma yazmayı öğrenmelerini sağlar. Çocuklar artık hem harfleri biliyordur, hem 'İkra’yı, hem de kendi mesleklerini öğrenerek helalinden para kazanmayı.

Kitabın seyyahı, berzah âleminde birçok kişiyle konuşur. Dünyada kişinin vasfı ne idiyse, orada onun akıbetiyle söyleşir bir bakıma. Bunlardan biri de edibtir. Edib, o âlemdeki insanlara dönerek şunları söyler. Buyurun 1900’lü yılları ve sonrasını ondan dinleyelim: ‘‘Artık hakkında yazı yazılacak hemen hemen hiçbir konu kalmadı. Çünkü zihniyetler değişti. Her alanda acayip ve tuhaf sonuçlara ulaşıldı, korkunç değişiklikler yaşandı. Eskiden garip ve zamansız kabul edilen şeyler, bugün yeni kuşaklar tarafından normal karşılanıyor. Zamanla birçok gelişmeler ortaya çıkmıştır. Bunlara yenilik mi desem, yoksa delilik mi? Bugünkü yeni neslimiz, en ciddi eserleri komik karşılayıp onlarla dalga geçiyor. Bu sebeple hayatı bir makine, ruhu bir hayal ve vicdanı bir gelenek şeklinde görmek, hayatın anlamını fedakârlık ve vazife gibi kelimelerle açıklayan geçmişteki büyük üstadlarımızla eğlenmek demek değil midir?’’

Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Âmâk-ı Hayal ile hayattaki en önemli noktayı bize göstererek, hayalin önemine dikkat çekiyor. Zira her güzel şey evvela ‘düş’ idi. Düşünü kaybeden insan, düşünmeyi de kaybetti. ‘O da olur mu?’ diyen ümitsiz ve umutsuz insanlar türedi, “kün fe yekun”dan habersiz. Dar alanlar kaldı insanlığa, kara bir yadigar! Şimdi yeniden düş kurmak zamanı! Ecdadı gülümseten, nesli hüsn-i harekete getiren, ecsadı dirilten düşler, düşünceler…

Özge Sena Bigeç, tarihi sorguladı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 14:46
YORUM EKLE

banner19