Hayat ve kıyamet bugünde saklı

Biz insanlar Muharrem'in 10'u geldiğinde Hüseyin yalnızlığını, susuzluğu daha fazla hatırlarız belki ama...

Hayat ve kıyamet bugünde saklı

Her yer Kerbela, her gün Aşura… Bu sözün slogandan öte bir anlamı vardır, kıymetini bilenler, anlamına vakıf olanların dimağında. Zira, bugün, seçilmiş bir gün gibi durmaktadır tarihin yapraklarında. Her ne kadar aklımıza Fuzuli’nin tabiriyle “Kerbela Faciası” gelse de Muharrem on denildiğinde, bu keder gününden ziyade; bağışlanma ve inşirah günü olma vasfı daha bir öne çıkmaktadır tarihte.

Öyle ki bu ayın genel adlandırması "Şehrullahi'l-Muharrem"dir. Allah'ın ayı… Hiçbir günü ayrı şekilde aidiyetle daraltmak haddimiz değildir. Zira vaktin sahibi Allah'tır. Ancak, İslam tarihi boyunca “Allahın, peygamberinin ve kullarının ayı” vasfı yaygınlaşmış ve bu yaygınlaşmanın temelinde ise hadislerdeki göndermeler temel alınmıştır.

Onuncu Gün, on farklı mucizeyi, on güzel peygamberin hayatındaki önemli anları bugün içinde yaşadıklarını göstermekle birlikte; Kerbela Faciası’nın, Kabe’nin örtüsünün değiştirilmesinin, Yahudilerin ve Haneflerin bugün oruç tutmalarının da kabzolduğu gündür. 
 Allahın ihsanı, bereketi ve affı adeta bugüne yoğunlaşmış gibidir:

Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir: Büyük buluşma, Adem'le Havva’nın bir araya gelmesi, insanlığa neşet eden yürüyüşün başlaması, bir nevi dünya hayatının tetiklenmesi bugün olmuştur. Aşkın doğduğu gün. Aşıkların buluşma günü. Hasretin vuslata erdiği, pişmanlığın mükafata döndüğü gün. 

Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir: İnsanlığa dünya hayatının yeniden sunulması, kalanların affa ve mağfirete nail olması, yeni bir inşa faaliyetinin başlaması, insanın dünyaya yeniden ayak basması, acının, hüznün, sevincin, ibadetin, günahın kapılarının yeniden aralanması… Kaybeden insanın, kayıplarını asla unutamayacağı bir gün. Altımızdaki dünyaya o kadar da güvenmememiz gerektiğini hatırlatan bir gün. Dünya her ana ayaklarlımızın altından kayabilir, diyebiliyorsak bugün Aşura demektir. 

Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur: Duanın kabul olacağının en kesin alameti olan bir peygamberin, sıkıntıdan, karanlık içindeki karanlıktan çıktığı gün. İnşirah’ın en keskin bir şekilde bir namaz ferahlığıyla günyüzüne çıkması… 

Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir: Demiri elleriyle büken, yeryüzüne hükmetmiş ender insanlardan, günaşırı oruç tutmaklığıyla dünya nimetine sırt dönmüş bir hükümdar peygamberin yüzünün ışıdığı gün…

Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır: Karanlıklar içerisinde bir çocuk peygamber; kaç günde, kaç zamanda o kör kuyuda Yusuf oldu?.., Yusufluğun kadrin bildi, Yusuf’a vasıl oldu o çocuk haliyle…Ve bir köle peygamber olarakta çıksa kuyudan; o göklerin ve yerin boyun eğdiği Kenan’ın peygamberiydi. Mısır'dan kovulacak olanların atasıydı. Günışığı nûra dönerdi gözlerinde…

Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır: Kimi otuz yıl der, kimi otozüç sene der… Dünya takvimince bilinmez Yusuf’un hasreti! Lakin, Yakub’un kör olduğunu zanneder basireti bağlanmış olanlar. Bir mü’min’in “umud”unun nasıl olması gerektiğini, Rabb'inden umudunu üzmeyenin Aşura Günü'nde nasıl ödüllendirileceğinin gözyaşı halinde isbatıdır bugün. 

Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur: Derler ki, en sonunda eşi terk etti Eyyub’u. Yine derler ki yaralarının içinde kurtlar var idi. Ve dahi zikreden diline ulaştığında hastalıklı kurtlar: Rabbim zikrimden alıkoyma beni! diye dua ettiğinde Muharrem’in onu idi. Bir peygamberin dili yeniden çözülüyorsa bugünde; elbet bir mü’min’in dili de duaya çözülebilir inşirah ve bağışlanma gününde. 

Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur: İlikleri kurumuştu, der yanında yöresinde bulunanlar. Ama, bir Peygamber’in ne zaman mucize göstereceğini –Allahı'n izniyle- Allah'tan başkası bilemezdi. Bazen o peygamber dahi ne vakit mucize göstereceğini bilemez ve şaşırabilirdi. Hani, Rabbinden ölümden sonrasına dair delil istirham eden peygamber de Halil-ür Rahman değil miydi? Ne güzel şaşkınlıktır o “yaşı geçtiği” halde çocukla müjdelenmesinin şaşkınlığı. Muharremin onuncu günü şaşırtıcıdır! Kabe’yi yeniden imar edecek olan bebeğin, “kes boynumu babacığım, acımaz!” diyenin, Zemzem’i ayakları dibinde bulacak olan günahsız sabinin günüdür. Ne hazindir ki İsmail suyu bulur en sonunda ama Kerbela adlı bir kızıl toprakta susuzluktan inler yetimler.

Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür: Mısır’dan Filistin’e kadar olan yolculukta on kere ihanet edecek olan ümmetine sabreden, suları ortasından yaran, gökten pirinç ve bıldırcın eti çağıran, yılanları ejderhasıyla alt eden, Nil’in beşik olduğu bir peygamber; bugün, bu saatte elinde asası ile suya hükmediyordu. “Asamla yaprakları dökerim, koyunlarım yer. Asama dayanırım…” diyen peygamber, yolun bittiği yerde yeni yolların olacağına inanan bir peygamber, Allahın kelimelerine şeksiz şüphesiz inananların en öncüsüydü suyu yarıp geçtiğinde. Aşura Günü suyla sınanmış bir gündür.

 
Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir: Babasız hayata gözlerini açan bir mucize letafeti vardır bugünde.Doğduğu gün de, göğe davet edileceği  gün de, yeniden dünyaya indirileceği gün de Hakk katında yazılı olan bir muştu saklıdır bu günde.

Mucizeler devrinin bitip bitmediğini ancak Allah bilir. Biz insanlar ise Muharrem’in onu geldiğinde Hüseyin yalnızlığını, susuzluğu daha fazla hatırlarız belki … Ya da, büyük mağazalarda poşetler içerisinde hazır satılan “Aşure”nin tadını biliyoruzdur; Nuh’un gemisinde arta kalan erzaktan yapılan taamın tadına eremesekte! Kimimiz de Irak’ta özellikle Aşura Günü’nde bombalı saldırılar yapıldığını… Unutturan bir çağdayız. Unutturan bir hafızanın sahibi de olabiliriz ama ne peygamberlere inşirahı taddıran mucizeler ne de İmam Hüseyin’e serin -suları olmasa da- şehadet şerbetini sunan bugünün azizliğini tarih unutabilir.

Aşura’nın tadı; insanın gözlerini yakacak kadar hüzne kesmiş bir bağışlanma ve sıcaklıkta; insanın etindeki suyu çekecek kadar ürpertici ve soğuk! Ama, bizi ferahlatan; Allahın ayı olan Muharrem’de “incinene nasıl incindiğini unutturacak kadar çok mükafat anlarının” olması… 

Not: Mucizelerin günleri Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140’dan alınmıştır.

 

Zeki Bulduk, Allahın yarattıklarından ve nefsinden Allahın gününe sığınarak yazdı.

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2009, 09:25
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
alevi
alevi - 9 yıl Önce

aşuranın tadı, şehitlerin tattığıdır. öyle bir lezzet ki; bin defa ölüp bin defa dirilmeyi sonra tekrar öldürülmeyi diletir.

Emin Hızlı
Emin Hızlı - 9 yıl Önce

Hatır, hatırlatma gafletten silkinme adına güzel bir yazı aklına gönlüne sağlık

banner19