banner17

Hatemî'nin hâtıraları İstanbul rüyasını perçinliyor

Hüsrev Hatemî, kendi ömür coğrafyasına düşenleri paylaştığı 'Tapu Sicil Muhafızının Anıları/Zerrât-ı Tahattur' isimli kitabıyla kapsamlı bir hatırat eserine imza atmış. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

Hatemî'nin hâtıraları İstanbul rüyasını perçinliyor

Hâtıralar, yaşanılanları ölümün ellerinden kurtarır. Hâtıraları paylaşmak, yaşanılanları başkalarına emanet etmektir. Ardından ölümsüz bir iz bırakarak gidenler, hâtıralarıyla yâd edilir. Birçok yazar, siyaset ve düşünce insanı, hâtıralarını paylaşmış; başka zihinlerde, gönüllerde hâtıralarıyla yeniden keşfedilmek üzere dünya mekânına bir çentik atmışlardır.

Yaşadığımız sistemde her şeyin kaydı tutuluyor. Güvenlik kameraları görüntüler biriktiriyor, okullar öğrenci kaydediyor, ufacık bir çip içerisinde dünya kadar kaydı saklıyor, memurlar resmî evrakları kayda geçiyor… İnsanın gözleri, beyni ve kalbi de yaşanılanları beden kalıbında saklıyor. Bedenin her bir azası bir hâtırayı gizliyor kendinde ve günün birinde bir çağrışımla beliriveriyor zihinde. Hüsrev Hatemî, kendi ömür coğrafyasına düşenleri paylaştığı Tapu Sicil Muhafızının Anıları/Zerrât-ı Tahattur isimli kitabıyla kapsamlı bir hatırat eserine imza atmış. Tapu sicil muhafızının ciddiyetle kaydını tuttuğu evraklar gibi hayatının hemen her döneminin kaydını tutmuş, tanıdığı insanları, mekânları, şehirleri anlatmış. Kitabın girişinde yer alan ve kitabıyla aynı ismi taşıyan şiiri, kitabın içeriğine ve ismine dair bilgi veriyor okura. 

Bir tapu sicil muhafızıdır ki / Eski günler ve anıların / Tapularını saklar.”

Hatemî, hâtıralarını paylaştığı kitabına zengin bir isim koymuş. Zerrât-ı Tahattur ismiyle de anılan kitap, uzun ve merak uyandıran ismiyle okurun ilgisini çekiyor. Zerrât zerrenin çoğuludur, zerreler manasına gelir. Tahattur ise, hatırlama, hatıra getirme, unutulduktan sonra hatırlanan şey manasına gelir. İki sözcük birleşince zerre kadar bir ânın bile hatıra getirilişi söz konusu olur. Dolayısıyla Hatemî anılarını saklamakta ve paylaşmakta ne kadar titiz olduğunu daha başından kitabının ismiyle anlatmaktadır. Hatemî, kendisi, ailesi, çevresi, doğduğu ve yaşadığı yer, mesleği, okul hayatı gibi hayatının birçok evresini yıl belirterek okurla paylaşır. Hâtıraları okunduğunda Hatemî’nin şiirleri de daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.

Zor dönemlerin çocuğu 

Kardeşi Hüseyin Hatemî ile içlerini burkan bir mezar taşını okurlar. Mezar taşında yazılanlar iki kardeşi derinden etkiler. Hüsrev Hatemî’ye göre bu etkileniş şiirlerindeki ‘ölüm’ temasının kaynağıdır. Hâtemî, ‘ekmeğin kıymetini’ bilen çocuklar olduklarını söyler. Çocukluğu zor bir dönemde geçmiştir. Buna rağmen mutlu olmayı, çocuk olmayı bilmiş ve okula başlamadan önce okumayı öğrenecek kadar okuma aşkıyla dolmuştur. Hatemî’nin hâtıraları İstanbul rüyasını perçinliyor okurda. Hâtıraları okurken sanki İstanbul caddelerinde, sokaklarında, kaldırımlarında, tramvaylarında gezintiye çıkıyorsunuz. İstanbul şehrinde doğup büyümüş olmanın ayrıcalığını, İstanbul’un insana kattığı zenginliği bir kez daha görmüş oluyor insan Hatemî’nin satırlarını okudukça.

Hatemî’nin anıları, yaşadığı dönemlerin konjonktürel yapısı hakkında bilgiler sunuyor. O dönemlerin acıları, sancıları, isyanları, davaları, dönemin kendine münhasır yapısı, ahlakı hâtıralar aracılığıyla günümüze yansıyor. Dinî tartışmalar, inançları sebebiyle birbirlerini ayrıştıran insanlar, her dönemde olagelmiş, işleri hep zorlaştırmış. Her dönemde yaşanılanların değişikliğe uğradığını; ama ambalaj değiştiren bir değişikliğin söz konusu olduğunu, kökte aynı problemlerden kaynaklanan sıkıntıların bulunduğunu görmüş oluyoruz hâtıralarda.

Genelde insanlar, mevki sahibi olmuş, okumuş, kendini geliştirmiş, belli bir alanda söz sahibi olmuş, kalem erbabı kimseleri görünce onların hatalardan müstağni olduğunu ya da çok az hata yaptıklarını, mükemmel bir hayata sahip olduklarını düşünür. Hatemî pişmanlıklarını, dostluklarını, zor duruma düştüğü anılarını anlatarak okuyucuya hayatın basamaklarının kolay çıkılmadığını, her insanın hayatında çetin ve müşkül durumlar olduğunu duyuruyor; “Celal Öker Hoca bana Gandi lakabını takmıştı. Fakat şimdi, içimdeki Gandi’ye çok kızıyorum. 1982’de ben, kendimi satranç taşı gibi kullanılmaya izin vermekle büyük hata yaptım. Bu hata sebebiyle de 1990’lı yıllarda iki defa, bu defa da başka satranççılar tarafından dekanlık seçiminde aday olacaktım. İkinci adaylığım tamamen satranç taşı görülmemin bir örneğidir.”

Kimseyle hesaplaşmıyor anılarında

Anılarını/hâtıralarını yazan yazarlar, genelde hep kendilerini haklı görmek, olayları yalnızca kendi perspektiflerinden aktarmak yanlışına düşerler. Objektifliği korumakta zorlanır, kırgınlıklarını oldukça katı bir şekilde anlatırlar. Hatemî bu hataya düşmüyor. Örneğin sıkıntılı yıllarda ailecek yaşadıkları üzücü olayları duygusal bir sömürü olarak anlatmıyor. Ya da kendisini kullanan, ardından kuyusunu kazan insanları kötü bir lakap, yakışıksız bir ifade kullanarak anlatmıyor. Mümkün olduğu kadar objektif olmaya, empati kurmaya, ihtimalleri göz ardı etmemeye çalışıyor. “… olaylar içinde adı geçenlere nefret duymadığımı, onların da hayat diyalektiğinde benim antitezlerim olduğunu düşünmekteyim. Onlar da kendi değerlendirmelerinde, kendilerini tez, beni antitez gibi görmeye devam etsinler.” 

Kudüs'ün kadîm sokaklarından biri 

Tapu Sicil Muhafızının Anıları Zerrât-ı Tahattur, kullanılan fotoğraflarla okunanların zihinde daha kalıcı olmasını sağlıyor. Kitabın son kısımlarında Hatemî’nin özel fotoğrafları, anıları ve ikiz kardeşinin, eşinin, kızının, damadının, oğlunun yazılarından alıntılar yer alıyor. Kitabın son bölümü, Yurtdışı Anıları başlığını taşıyor. Kudüs seyahatinden bir anı anlatıyor Hatemî: “Kudüs’te öğle yemekleri için gittiğimiz restoranlarda aynen Amerika restoranları gibi, porsiyonlar büyük oluyor ve büyük tabaklarda getiriliyordu. Kudüs’te kendimizi Avrupalı gibi hissettik. Orta şekerli kahve için ‘mazbut’ dendiğini ben, Niyazi Berkes’in bir kitabından öğrenmiştim.” Tapu Sicil Muhafızının Anılarını okuyanlar da kitabı tamamladıktan sonra birçok şeyi Hüsrev Hatemî’nin kitabından öğrenmiş olacak.

Hatice Ebrar Akbulut yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:32
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20