Harput çırası gibi yansıttı sesini denemelere

Nazım Payam’ın 'şehrime ve şiirime' diyerek ithaf ettiği 'Ses ve Yaz' isimli deneme kitabında buram buram şiir, buram buram Harput sevdası var..

Harput çırası gibi yansıttı sesini denemelere

https://www.ktpkitabevi.com/urun/ses-ve-yaz-9789754379433

Şair nasıl içsel bir sancının ürünü olarak şiir yazarsa, yazar da kendine dönüklüğünü kelimelere yansıtarak tamamlar yazısını. Etrafında olup bitenin etkisi, yazarın yazısına yansır. İyi yazar tıpkı şairlerin şiirlerini didiklediği gibi didikler yazısını; ince eler sık dokur yazdıklarını. Okuyana tadımlık hazlar bırakmanın en güvenilir yoludur bu. Yazının okunurluğu kelimelerin dimağda coşkulu bir nehir gibi akmasına bağlıdır. Bu öyle bir coşkudur ki okurun dilinden akar gider cümleler. Yazı biter lakin bıraktığı haz bitmez dimağda.

Kimi yazarlar kurgu ile yaptıkları seti yıkamazlar. Bu tür yazarlar okura efsunlu bir bağlayıcılık sağlamaz. Kimi yazarlar ise akıl ve kalp damarlarından akıp gelen duygu ve düşüncelerini harmanlayarak yansıtırlar cümlelerine.  Nazım Payam,  bu tür yazarlara örnek teşkil eden bir kalemdir. Onun şair kimliği ile kaleme aldığı denemeler, okuru, yazamadığı “şiirlerin ıstırap ortaklığına davet etmek”ten ibarettir. Onu okumak kültür sanat ve edebiyatı ve yaşadığı şehirden başlayarak bütün insanlığı kucaklayacak bir evrenselliği okumaktır.

Nazım Payam’ın “şehrime ve şiirime” diyerek ithaf ettiği Ses ve Yaz isimli 160 sayfalık deneme kitabı Ötüken Yayınları’ndan çıktı. Bu kitapta Elazığlı yazarın sevdası satırlara “Harput Çırası” gibi yansımış. İthafıyla müsemma bir kitap… Buram buram şiir, buram buram Harput sevdası var satırlarda.

Sonrası Güldür Oynar, Ben Kendimi Dağ Bilirdim ve Şehrin Eylül Yanı isimli kitaplarından sonra yayınlanan Ses ve Yaz, yaşanmışlıklara ses olmayı amaçlamış. 40 denemeden oluşuyor kitap… Kırk başlık, kırk duygu ve kırk düşünce anaforu… Kırk bir kere maşallah, demek geliyor insanın içinden. Ve kırklara karışan abdallar belirsiz yüzleriyle resmigeçit yapıyorlar gönülden…

Vefa duygusunun ne kadar kuvvetli olduğu yazılarında görünüyor

Sestir insanı arayışa sevk eden. Sestir arayışları bulduğuna ikna eden. Bu ses, ille de kulakların duyduğu cinsten bir ses olmayabilir. Aklı ve duyguları uyandıran ne varsa sestir aslında. Yazar bu sesle yazar durur hiç usanmadan. Kâh okuduğu şiirler, hikayeler ve romanlar, kah yaşanmışlıklardır onu yazmaya sevk eden. Ses ve Yaz bir taraftan yazarın “geleneğin ifası” olarak nitelendirdiği şiir şölenlerinin ardından yansıyan düşüncelere ev sahipliği yaparken, diğer taraftan hayatına ve şehrine dair yaşanmışlıkları kucaklıyor.

İnsan, yaşadığı çevreyle bütünleşir. Yazarlar ise bu bütünleşmeyi kelimelere aktararak paylaşırlar. Nazım Payam’ın denemelerinde içten ve samimi bir üslup var. Okuyan kişi, yazıyı sadece okumakla kalmıyor, yazarın hayatına dair ipuçlarını da yakalıyor. Bu ipuçları yazarın çocukluk anılarından tutun da öğretmenlik hatıralarına, şairliğe uzanan yolda tanıştığı ve dost olduğu şahsiyetlere ve okuduğu kitapların kendisinde bıraktığı izlere kadar dayanabiliyor. Benlikten uzaklaşmanın, hayatın anaforundan çıkmanın ve sahip olduğumuz değerleri fark etmenin kalemşörü Nazım Payam…

Hisar’da, Varlık’ta şiirleri yayınlanan Süleyman Bektaş ile olan anılarını ve Şeyhü’l Muharririn Ahmet Kabaklı’yı az ve öz cümlelerle satırlarına sığdırmaya çalışan Nazım Bey’in -her ne kadar “bir kuş kadar güvenilir olmadığını(!)” söylese de- vefa duygusunun ne kadar kuvvetli olduğu yazılarında görünüyor. O, kültür, sanat, edebiyat adına tecrübe heybesinde şiire ve şaire dair düşüncelerini adeta resmediyor. Cümlelerinin birçoğuna aforizmaya yakın düşünceleri yüklüyor.

“Okuyucu şairini arıyor”

Yazarın “toprak şairler” dediği bir grup şair var ki onlar “hayata, insana, inanca arzulanan bakış tarzını sergileyen şairlerdir”. Kültürel zenginlik ve aşk ile yoğrulan bu şairlerin sevgi anlayışıyla inşa edilen hayatlarının şiirlerine yansıdığını vurguluyor Nazım Payam. Şimdilerde “toprak şairler”in olmadığını düşünüyor olsa gerek ki hemen akabinde “okuyucu şairini arıyor” diyor. Yazar, şehirleşmenin artmasıyla tabiattan ayrı kalan insanların edebiyatla bu açığı kapatacağı inancı ile yazıyor. Bu ne kadar yerini bulur; insanlar okuyarak bu açığı kapatabilir mi, okuyarak fıtratına uygun davranabilir mi, soruları aklımın kıvrımlarında dolanırken birden “İkra” emri çınlıyor kulaklarımda.

Hayat şartlarının zor olduğu gençlik yıllarında işsizlik ve parasızlık içindeki halini “yamalı bir hayat” olarak isimlendirmiş yazar. Metin arasında geçen bu ifade ile “yamalı” olmak için ille maddi gereksinimlerinin yetersizliği mi gerek, yoksa manevi dünyamızın “yama” tutmaz hale gelecek kadar eprimesi mi, diye sordum kendi kendime. Cevabını bu soruyu okuyanlara bıraktım âcizane…

“Herkesin bir ‘özel’i var: Kimileri ticaretle, sporla, kimileri magazin dedikodularıyla, televizyon dizileriyle, kimileri politikayla karışmak ister topluma. Bense edebiyatla!” diyen Nazım Payam’ın sesle başladığı yolculuğu edebiyat sahasında daha da görünür olmuş Ses ve Yaz ile…

Sergül Vural yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 13:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13