Halkın gönlündeki Mehmet Akif'i anlattı

'Çile Kırgını', Ayşegül Genç’in ikinci romanı. Zengin bir muhtevaya sahip kitap üzerine Ömer Yalçınova yazdı.

Halkın gönlündeki Mehmet Akif'i anlattı

Okur Kitaplığı'ndan 2014 yılında çıkan Çile Kırgını, Ayşegül Gençin ikinci romanı. İlk romanının ismi Ölü Serçeler Dönemeci.

Zengin bir muhtevaya sahip Ayşegül Genç’in romanları. Hem karakter hem olay hem de konu açısından Ayşegül Genç, çeşitliliği, farklılığı işler. Kişilere yoğunlaştığı gibi, o kişilerin yaşadıklarını, düşündüklerini, hissettiklerini teferruatlarıyla aktarmaya çalışır. Ve onun bütün karakterleri düşüncelidir. Her birinin bir iç dünyası, hesaplaşması, yargılaması vardır. O yüzden Ayşegül Genç her bir karakterini ayrı bir dünya olarak ele alır. Aynı olayın farklı dünya/karakterler içindeki anlam ve yorumlarını yakalamaya çalışır. Öyle olunca romancının önünde geniş bir konu yelpazesi açılır.

Bulaşıcıdır mutsuzluk  

Peki Çile Kırgını ne anlatır? Yukarından beri söylemeye çalıştığımız, onun çok şey anlattığıdır. Fakat bizce tek bir cinayet etrafında örülen roman, ayrıca tek bir fikrin etrafında oluşturulmuştur. O da kendi mutsuzluğumuzun, başkalarının mutsuzluğuyla sonuçlanacağıdır. Yani kötünün, ayrıca kötülük yapmak için çaba göstermesine gerek yoktur. Kötü insan zaten kendini mutsuz eder. Ve o mutsuzluk bulaşıcıdır, farkına varalım veya varmayalım değişik şekillerde bizi etkiler. Mutsuz insandan başka bir şey beklemek abestir zaten. Ateşin çevresine sıcaklık yaydığı gibi, mutsuz insan da, diğer insanlara sürekli negatif enerjiler yayar.

Kötü, kötü olduğunun farkında değil

Bu fikre, kötülüğün ve suçluluğun tek bir kişiye yüklenemeyeceğini, toplumsal bir mesele olduğunu da eklememiz lazım. Çile Kırgını’nın kötüsü Suat’tır. Romancı bile isteye Suat’ı yaptığı kötülüklerden bihaber eder. Yani kötü, kötü olduğunun farkında değildir. Hayat, bir şekilde onu kötülüğe ve suça doğru sürüklemiştir. Ayşegül Genç’in neredeyse bütün kahramanları “kader kurbanı”dır. Tabii arada kişilerin, iradesizlikten kaynaklanan zayıflıkları da vardır. Örneğin katil Suat, öfkelendiği zaman kendini kaybeder. Tokat atar, kavga eder, hatta cinayet işler, ama belki bir saat sonra bunların hiçbirini hatırlamaz. Ben mi yaptım diyerek şaşırır bile. Bu, kötülüğün doğasında vardır. Sırf kötülük yapmak için, kötülük yapılmaz. Aslında bu, romancının insana ve hayata dönük bakışındaki iyimserliktir, her şeyi iyiye yormaktır ya da her şeyin iyi yönünü görmektir.

Bu sefer âşık olan Leylâ

Öyleyse şunu söyleyebiliriz: Çile Kırgını okuyucusuna, kendi mutsuzluğunu veya kötülüğünü fark etmek için, çevrendekileri ne kadar mutlu ettiğine bakmalısın mesajını verir. Çile Kırgını’nın ağırlık noktasını sekizinci bölüm oluşturur. Sekizinci bölümde konuşan, kendini ve fikirlerini anlatan Musa’dır. Musa, Afrika’ya gönüllü gider ve kendini yoksul insanlara adar. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermek, sıkıntılarıyla hemhal olmak, onun hayata bakışını oluşturur. Çile Kırgını’nın öne sürdüğü, örnek olarak gösterdiği kişilik Musa’dır. Leyla masumdur ve kaza kurşunuyla öldürülür. Leyla, Musa’ya aşıktır. Onunla birlikte Afrika’ya gidecektir. Aynı Musa gibi kendini yoksullara, yani yardıma adayacaktır. Fakat Musa’nın kısa bir zaman içinde başka biriyle evlenmesi, Leyla’nın bütün ümitlerini öldürür. Ve Leyla Afrika’ya gitmekten vazgeçer. Gitseydi, belki de kaza kurşununa hedef olmayacaktı. Bilinmez.

Otelci Beşir, Somalili Hasan, öğrenci Leyla, Ayla, Ayla’nın kocası Suat, muhasebeci Mustafa, hatta duvar, hatta Beşir’in vefat etmiş babası… Çile Kırgını’nda konuşur. Konuşmaya Leyla’nın vurulmasını anlatmak için başlarlar. Fakat bu konuşmanın içine kendi hayatları da ister istemez sızar.

Mehmet Akif'ten sıkça bahsediyor

Çile Kırgını’nda Mehmet Akif’den o kadar çok söz edilir ki o da romanın başka bir karakteri haline gelir. Özellikle beşinci bölümde Bahri Bey'in anlattıkları. Bahri Bey Mehmet Akif’in cenazesine katılan biridir. Romancı neredeyse bütün hünerini bu bölümde gösterir. Bahri Bey'in ağzından I. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşananlar anlatılır. Ve sanki bu bölüm ayrı bir romanın çekirdeğini taşır. Çünkü Osmanlı’nın yıkılışı, Cumhuriyet’in kuruluşu, İslamcılık, Batıcılık, insanların ne yaptığını bilmeden, ille de bir şeyler yapma telaşıyla düştükleri hatalar, akıcı bir üslupla yansıtılmıştır. Bölümün en büyük başarısı ise halkın gönlündeki kahraman Mehmet Akif’in anlatılmış olmasıdır.

Ömer Yalçınova yazdı

Yayın Tarihi: 07 Ocak 2015 Çarşamba 14:35 Güncelleme Tarihi: 20 Ağustos 2020, 16:00
banner25
YORUM EKLE

banner26