banner17

Halit Refiğ'in Türk sinemasındaki mücadelesi

Halit Refiğ, oluşturmak istediği sinema anlayışı ve bu değerlerden kopuk bir sinema anlayışına karşı mücadelesini 'Ulusal Sinema Kavgası'nda anlatıyor. Salih Ağbalık yazdı.

Halit Refiğ'in Türk sinemasındaki mücadelesi

Sinema, içinde barındığı toplumun aynasıdır. Toplumun dinamiklerini bünyesinde barındıramayan sinema ise yabancılığı içselleştirdiği için o toplum içerisinde hiç bir zaman yerleşik olamayacaktır. Bazen küresel ölçekte cereyan eden olaylar dünyanın bütününü etkilediği için sinema, kendi toplumunun dışında kalabilmektedir. Pek tabiîdir ki bu rejisörün inisiyatifinde şekillenir. Rejisörün hassasiyeti böyle bir noktada odak olarak toplumu seçebilir veya topluma sırtını dönebilir. Türk sinemasının tarihsel seyri içerisinde bu tür dalgalanmalar ve kutuplaşmalar yaşanmıştır zira.

Batılılaşma ve batılılaşma karşıtı çatışmaların odak noktasına baktığımızda toplumun hafızası olan sinemanın 1960’lardan günümüze gelişine kadarki sancılarını içselleştiren ve bu sancıların vermiş olduğu rahatsızlıkla karşımıza birçok rejisör çıkıyor. Metin Erksan örneğin... Türk sinemasının varolma mücadelesi verdiği bir dönemde bir de bakıyoruz ki Metin Erksan’ın yönettiği “Susuz Yaz” filmi Berlin Film Festivali'nden ödülle dönüyor ve Türk sinemasına sırtını dönenler bu defa yüzünü dönüyor.

Toplumun beklentilerini, acılarını, kültürünü yansıtacak olan sinemadır; çünkü görsel olduğu için yediden yetmişe herkese hitap etmektedir. Metin Erksan’ın bir başka filmi “Sevmek Zamanı” ile toplumun aşk anlayışını yansıtması itibariyle Godard’ın “Serseri Aşıklar” filmini kıyaslayacak olursak, her ikisi de kendi toplumların sınırlarını çizmişlerdir ve kendi toplumlarının anlayışını tam olarak yansıtmışlardır. Bundan dolayıdır ki “Sevmek Zamanı” toplum hafızamızın bir ürünü ve zirvesidir.

Sinemanın değişen siyasi konjonktüre göre şekillenişi

Sinemanın ulusallaşması ve ulusal sinemanın Batıdan kopuk bir şekilde evrenselleşebileceği iddiasını hayatının bir bütünü haline getirerek bu şuurla hareket etmiş bir başka rejisör ise Halit Refiğ'dir. Kendi değerleriyle oluşturmak istediği sinema anlayışı ve bu değerlerden kopuk bir sinema anlayışına karşı mücadelenin tarihsel gelişimi içerisinde, Metin Erksan’la mücadelesine tanık olacağınız bir eser “Ulusal Sinema Kavgası”.

Birinci baskısı 1971’de Hareket Yayınları’ndan çıkan “Ulusal Sinema Kavgası”, 2009 yılında Dergah Yayınları tarafından tekrar okurla buluşturuldu. Türk sinemasının mihenk taşını oluşturan usta yönetmenin mücadelesini, Türk sinemasının gelişim evrelerini, sinemanın değişen siyasi konjonktüre göre şekillenişini, sansürlere karşı mücadele eden filmleri ve ekolleri, Batılaşma ve Batılaşma hareketi karşıtlarını tarihi birer belge niteliğinde bizlere sunuyor kitap. Çok partili hayat ve sinemanın can buluşuyla başlayan dönemden başlayarak Türk sineması hakkında yararlanabileceğiniz Ulusal Sinema Kavgası, çeşitli başlıklar altında bizlere rehberlik ediyor.

Türk sineması yabancı sermaye tarafından kurulmadığı için emperyalizmin sineması, milli kapitalizm tarafından kurulmadığı için devlet sineması değildir.” diyen Halit Refiğ, “Halk sineması” kavramını kullanarak Türk sinemasının kökünü toplumun köklerine dayandırmıştır. Hatta bu kavramı daha da genişletmek ve zenginleştirmek için 15 günde bir Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Osman Seden gibi rejisörlerle düzenli olarak kendi evinde toplantılar düzenlemekteymiş Halit Refiğ.

Her dönemin siyasi yapısından nasibini alan, özellikle de sansüre takılan filmlerin mücadelesini anlattığı “Yeni Anayasa ve Toplumsal Gerçekçilik” başlığı altında, Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü isimli romanından sinemaya uyarlanan ve yönetmenliğini Metin Erksan’ın yaptığı filmin sansüre takılmasını şu şekilde değerlendir Halit Refiğ: “Yılanların Öcü köy meselelerine, köylünün yaşayışına ve davranışlarına kendinden önceki örneklerde rastlanmayan bir sadelik ve gerçekçi bir açıdan bakmaktadır.” Ve kendi filmi “Şehirdeki Yabancı”nın böylesi sansürlerin uygulandığı bir dönemde çekildiğini ve bu filmin senaristi Vedat Türkali’yle ufak tefek çatışmalarının filmin zamanında tamamlanamamasına ve bu filmin yangından mal kaçırılmışçasına çekilmesine sebep olduğuna değiniyor.

Sinema tam anlamıyla görsel olan değildir ve idrak sınırlarını zorladığımızda görselden çok daha fazlasıyla karşılaşabiliriz. Sinema tam olarak okuyabilmektir. Bundan dolayıdır ki bu eser sizlerin yeni bir bakış açısıyla Türk sinemasını tahlil etmenizi sağlayacaktır.

Salih Ağbalık yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 16:40
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20