Haksal Hz. Ebubekir'in romanını yazdı!

Haksal Hz. Ebubekir'in romanını yazdı! Ali Haydar Haksal'ın yazmakta olduğunu duyduğumuz romanı Semerkant yayınlarından çıktı.

Haksal Hz. Ebubekir'in romanını yazdı!

Edebi ve bilimsel dil

Şair, romancı ve öykücülerimizin edebiyata saplanıp kalmasını anlamakta zorlanıyorum ve kesinlikle büyük bir yanılgı olarak görüyorum. Elbette, edebiyat içerisinde kalarak insanlık için çok önemli işler yapabiliriz, fakat bu önemli işlerin alanını genişletmek sanatçıyı daha büyütecek, edebiyat tarihi ve toplum nezdinde önemli kılacaktır.

Edebi dil olmadan olmuyor

İlk gençlik yıllarında sanatkârlar, yaşlı ve bunak iktidar tarafından kendisine sunulmuş ortak dille yazmaya başlar, zaman içerisinde kendilerine ait genç ve diri bir dile kavuşurlar. Bundan böyle, dili, öylesine kıvrak ve öylesine çok yönlü kullanabilirler ki, isteseler ölü bir konuyu diriltebilir, bir mühendislik-bir tıp metnini bile okunur kılabilirler. Atalarımız bunu başarmış, şiir diliyle tıp kitapları, mühendislik kitapları, coğrafya kitapları yazmışlar. Buradan, “şiir dilini bilim dili yapalım”, çıkarımına sakın varmayın. Ama ortada şöyle bir problem var: Ülkemizde gerek ilköğretim, gerek ortaöğretim ve gerekse üniversite Türkçe ve edebiyat ders kitapları bile edebi bir dille yazılmıyor.

Metin incelemesi mi yapılacak, sorular gayet soğuk hazırlanıyor, edebiyatın sıcaklığını taşımıyor. Konular makale üslupsuzluğuyla anlatılıyor; üslupsuzluk dedim, bilerek dedim, çünkü makale, bilimin ortak teknik dilidir, üslup denilen şeyde yazarın ruh sıcaklığı santigrat cinsinde bulunur. Evet, edebiyat fakültesi ders kitapları, akademisyenler tarafından hazırlandığı için pek okunur değil. O kitapları da keşke edebiyatçılar, yani yazarlar hazırlayabilse. Size, seçkisi taraflı da olsa kendi tarafının nitelikli metinlerini alıntılayan Cevdet Kudret’in o leziz ders kitaplarını hatırlatmakla yetineyim.

Dilsiz göstergeler yumağı

Edebiyat diliyle tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe kitapları da yazılmalı. Bunlar, Asım Köksalderslerde okutulmalı; bilginin bilince dönüşmesinde dilin, hele de edebî dilin büyük bir etkisi olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bilimsel dille sadece aklı devreye sokuyoruz; edebi dilden de yararlanmayı başarabilsek emin olun kalp de devreye girecektir, anlama kapasitemiz kat be kat artacaktır. Bir şiirin, mısraa özenen bir aforizmanın insanları sokaklara nasıl dökebildiğini, savaşta nasıl coşturabildiğini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Niçin, bilim bu dilden kaçar ki. Eğer, sorun mecazlarsa, zor değil, bilimsel kitaplar edebiyatın mecazsız dilini kullanabilirler. Edebiyat ile bilim o kadar birbirinden uzaklaştırıldı ki, artık, bilim dili diye bir şey kalmadı; bilim dili, dilsiz bir göstergeler yumağına dönüştü. Öte yandan, bugünün dilbilimcilerine ve felsefecilerine, yani post-modernlerine ve yapı-sökümcülerine göre nesnel bir dil yoktur. Hiçbir metin, tek anlama ulaşamaz. O halde, neyin bilim dilinden bahsediyoruz.Ali Haydar Haksal, Sevgilinin Yol Arkadaşı Hz Ebubekir

Haksal’dan yeni kitap

Son yıllara kadar, (isimlendirmesi problemli olsa da) İslam tarihleri de akademik bir anlatımdan ileri gitmiyordu. Kaynakçalı, -dır, -dir bildirme kipli sıradan bir dille yazılıyordu. Çocukluğumda soluk soluğa okuduğum ve metnin içine girip bir kahraman gibi yaşadığım, savaştığım Asım Köksal’ın 18 ciltlik –sonradan hatırladığım kadarıyla bir cilt daha artmıştı-“İslam Tarihi”, kimi fazlalıklarına rağmen gayet akıcıydı. Prof. İhsan Süreyya Sırma gibi bazı entelektüel yazarların da İslam tarihi anlatısına önemli katkıları olmuştu. Onun bir seri halinde yayımlanan İslam tarihi kitapları, bir dönem her nesilden geniş kitlelerce okunmuştu. İhsan Süreyya Sırma, bu başarısını edebi diline borçluydu.

Bu bağlamda, öykücü, romancı ve eleştirmen Ali Haydar Haksal’ın “Semerkand Yayınları”ndan çıkan Sevgili’nin Yol Arkadaşı-Hz. Ebubekir kitabını okura müjdelemek isterim. Bu kitapta, yılların öykücüsü Ali Haydar Haksal’ın üslubunun Hz. Ebubekir’in hayatıyla nasıl birleştiğini göreceksiniz. Haksal, o bildiğimiz yalın anlatımıyla ve daha da önemlisi inancıyla bizlerin önüne yepyeni bir Ebu Bekir koymayı başarıyor, sadece Hz. Ebubekir’le değil, bütün bir sahabeyle ve Peygamberimizle sıkı bir empati kuruyor. Müşriklerle kurduğu empatide bile zorlanmıyor. Bir müşrikin dünyasına girip psikolojisini yansıtmak bir Müslüman için kolay olmasa gerek. Haksal, hayal kurmuyor, sadece unutulmuş gerçekleri hatırlamak için o dönemi yaşıyor ve yazıyor.

Sanatkârlarımız, o Allah vergisi dillerini erişebildikleri her alanda değerlendirmeliler. Çünkü büyük olaylar ve insanlar, büyük üslupları ve yeniden yaratılmayı hak ediyor. Başka ne denilebilir ki.

Zafer Acar yazdı

Yayın Tarihi: 04 Kasım 2011 Cuma 13:16 Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2021, 17:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26