Hakikat nedir? Hurafe ne yana düşer?

Dücane Cündioğlu'nun 'Hakikat ve Hurafe'sinde hurafe, hakikat ekseninde yoğunlaşan yazılar hurafe düşüncesinin etrafındaki sis perdesini aralıyor. Halil Arslan yazdı.

Hakikat nedir? Hurafe ne yana düşer?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/hakikat-ve-hurafe-115160689Raftan rastgele aldığım ince sayılabilecek kitabın kapağında “Hakikat ve Hurafe” yazıyor. Dücane Cündioğlu’nun Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Din ve Siyaset’ini de okumuştum. Kitabın kapağında fonda bir insan silueti, kolunu uzattığı için artık yakınlaştıkça berraklaşan parmaklarının ucuyla üzeri işlemeli tombul bir şişeyi tutuyor, başparmağı görünmeyen elin ucundaki şişenin ağzı bir mantarla kapalı. Şişenin içinde bir şeyler olduğu belli oluyor. Kitabın kapağı ile ismi arasındaki bağla bunun tılsımlı, sihirli, efsunlu bir şey olabileceğini düşünüyor insan, iksir belki de.

Benim yeni okuduğum kitabı arkadaşım çok önce okumuş, mor mürekkepli bir kalemle bazı satırları zarif bir biçimde çizmiş ve bazı satırların kenarına işaretler düşmüş.

Kitabın iç kapağının arkasındaki sayfada “D. C.” imzasıyla bir not var. Bu nottan, müellifin Yeni Şafak gazetesindeki yazılarından “hususi bir mânâ” atfedilenlerin bir araya toplanmış olduğunu öğreniyoruz.

Genelde gazete yazılarından derlenmiş kitaplar bana sıkıcı gelir, böyle kitapları okumam için beni çeken başka şeylerin olması lazım. Kitapta da bahsedilen İsmail Kara’nın Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe adlı kitabını da okumuştum ve İsmail Kara’nın okuduğum diğer kitapları gibi çok hoşuma gitmişti. Herkesin göremediği, ıskalanan, küçük görülen bazı ayrıntıların aslında neye tekabül ettiğinden bahsediyor, o küçük şeylerin etrafındaki sisi aralamaya yardım ediyordu İsmail Kara. Dücane Cündioğlu da bu kitapta öyle yapmış. Bu sebeplerin birleşmesiyle kitabı okumaya karar verdim.

Hakikat ve hurafe üzerine ezberlenmiş şeylere tekrar bakmalı

Hurafe, hakikat ekseninde yoğunlaşan yazılar hurafe düşüncesinin etrafındaki sis perdesini aralıyor. Hakikat namına yutturulan şeylere dikkat çekiyor, hurafe diye küçümsenen, ötelenen şeylerin başka hurafelerin hakikat niyetine kabul ettirilmesi olabileceğini ihtar ediyor yazar. Başka bir şekilde bir araya gelmeleri, aynı düzlemde buluşmaları muhal olanların konu hurafe olunca nasıl bir araya geldiklerini söyleyen Cündioğlu, bunun bile işkillenmek için bir sebep olduğunu bildiriyor. Yazılar birbirinden kopuk değil, aksine tam bir bütünlük arz ediyor. Toplumsal ön kabullere de bir mim koyan yazar ‘oyunun kuralları böyle’ düşüncesine karşı çıkıyor. Ahlakın nasıl birçok şeyden soyutlanmaya çalışıldığından, “İslamsız Türkiye Türkiyesiz İslam”dan dem vuruyor.

Yazılar gazete yazılarından seçilmiş ama hangi tarihlerde yazıldıkları ile ilgili bir bilgi bulunmuyor. Keşke yazıların hangi tarihlerde yazıldığı da olsaydı altlarında. Kitabın başka yayınevlerinden farklı baskıları da bulunuyor; belki de onlarda öyle bir tasarrufa da yer verilmiştir, bilemiyorum.

Yazılara özel bir önem atfedilmiş olması kitap okunup bitince daha iyi anlaşılıyor. Sahih din anlayışı, bilimsellik, modern dünya, güç, iktidar gibi kavramların tahakkümü altındaki zihinlerimiz için bu kitap “acaba?” sorusunu sorduruyor.

Halil Arslan yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 12:08
YORUM EKLE

banner19