Hadislere neden ihtiyacımız var?

İslâm’ın iki ana kaynağından biri olan hadis ve hadis ilmi ile alakalı birçok şüphe ortaya atılmakta böylece hadisler itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Emre Yücel yazdı.

Hadislere neden ihtiyacımız var?

İslâm düşünce tarihi birçok düşünce akımının zuhuruna ve yok oluşuna şâhitlik etmiştir. Her akım, bulunduğu zamanın ve coğrafyanın şartlarına göre yükselme devri yaşamış ve yine o şartlara göre parlaklık dönemini kaybederek yok olmaya mahkûm olmuştur. Şartların değişmesi oranında toplumda ve fikirlerde değişimler meydana gelmiş ve toplumun ihtiyaçları farklılaşmıştır. Dönemin âlimleri bu ihtiyaçları karşılamak için farklı kitaplar telif etmişlerdir. Tarihin tekerrür ettiği gerçeğini özellikle günümüz dünyasında rahatlıkla müşâhede edebiliriz. Dünya genelinde ve Türkiye özelinde Müslümanlar, oryantalistler veya farklı düşünce akımlarına mensup insanlar tarafından dinî alanda ortaya atılan şüphelere cevap aramaktadırlar.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, İslâm’ın iki ana kaynağından biri olan hadis ve hadis ilmi ile alakalı birçok şüphe ortaya atılmakta böylece hadisler itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Bağlamından koparılarak ortaya atılan hadis tercümeleri gerek sosyal medyada gerekse telif edilen kitaplarda kullanılarak muazzam bir birikim hedef tahtasına konmakta, Müslümanlarda hadislere karşı bir önyargı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bağlamından koparılan ve genelde hatalı cümle veya kelime tercümeleriyle insanlara sunulan birtakım hadislerden hareketle, bazı kişiler ya hadisleri kabul etmeyerek İslâm’ı sahih bir şekilde anladıklarını iddia etmektedirler ya da tercüme edilen bu hadisleri lafzî ve yanlış olarak anlamaktadırlar. Hadisin anlaşılma ilkelerinden olan bütünlük konusunu göz ardı ederek bir konu çerçevesindeki hadislerin elden geldiğince tamamına müracaat etmeyen, hadislerin muhtevasına bütüncül bakış açısıyla bakamayan veyahut da alanın uzmanlarına sormadan sadece tercümelerden –şerhsiz olarak- hadis okumakla yetinenlerin hadisleri ve sünneti doğru olarak anlayacaklarını söyleyebilmek oldukça zor görünmektedir.

“8 İlim Dalında Bilinmesi Gereken 88 Soru” projesi

Her dönemin âliminin mutlaka çağa söyleyeceği bir sözü bulunmaktadır. Bu bağlamda Beyan Yayınlarının, “8 İlim Dalında Bilinmesi Gereken 88 Soru” projesi kapsamında Hadis alanıyla alakalı çalışma Ahmet Yücel’in[1] uhdesine verilmiş ve Hadis Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru adlı kitap hocamız tarafından hazırlanmıştır. Kitabın içeriğine bakıldığında çalışmanın “el-Ecvibe” türü hadis kitapları arasında konumlandırılabileceğini söyleyebiliriz. Müellif, ele aldığı konuları bağlamı göz önünde tutarak ilgili âyet ve hadislerle desteklemiş ve bütüncül olarak değerlendirmiştir. Kitaptaki sorulara verilen cevaplar, son derece açık bir dille yazılmıştır ve çalışma bu hâliyle genel okuyucu kitlesine hitap eder bir görünüm arz etmektedir.

Çalışma,

* Hz. Peygamber’i rüyada görüp bilgi almak mümkün müdür?
* Kadınların uğursuz olduğunu ifade eden hadis var mıdır?
* Mehdî hakkındaki hadisler sahih midir?
* Hz. Peygamber kadınların yönetici olamayacağını söylemiş midir?
* Yöneticilerin sadece Kureyş kabilesinden olacağını ifade eden hadis sahih midir?
* Kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu ifade eden hadis sahih midir?
* Hadislere göre resim yapmak yasak mıdır?
* Kertenkeleyi öldürenin şehit sevabı kazanacağına dair hadis sahih midir?
* Üç aylar ve bu aylarda yapılacak ibadetlerle ilgili hadisler sahih midir?
* Kur’ân’ın Allah tarafından korunduğu gibi Hadisler de korunmuş mudur?
* Hadis kitaplarında bulunan hadisler bizzat Hz. Peygamber’in sözleri midir?
* Şiîlerin Hadislere yaklaşımı nasıldır?

Gibi hadislerin dindeki konumu, anlaşılması, hadis kitaplarının güvenirliliği gibi günümüzde tartışılan konular esaslı toplamda seksen sekiz soru ve cevabını içermektedir.

Hadisler olmadan İslâm yaşanabilir mi?

Örnek vermek adına kitapta zikredilen bir soru ve cevabını burada aktarmak istiyoruz:

Hz. Peygamber’e ait olduğu tespit edilen/“sahih” diye nitelenen hadisler olmadan İslâm yaşanamaz mı? Kur’ân-ı Kerim İslâm’ın yaşanması için yeterli bir kaynak değil midir? Ayrıca hadislere neden ihtiyaç duyulmaktadır?

Kur’ân-ı Kerim’de okunduğu zaman hemen anlaşılan âyetler olduğu gibi Hz. Peygamber’in sözlü açıklamaları veya uygulamaları olmadan anlaşılamayacak âyetler de vardır. Hz. Peygamber’in hadisleri özellikle bu noktada önem arz eder. Bu sebeple bizzat Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in biri Allah’tan aldığı bilgileri hiçbir değişikliğe uğratmadan insanlara iletmesi (tebliğ), diğeri bunlar içerisinde insanlar tarafından doğru olarak anlaşılmasında güçlük olanları açıklamak (tebyîn) olmak üzere iki temel görevinden bahsedilir. Nitekim “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni insanlara ilet (tebliğ et), eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun…” (el-Mâide 5/67) âyeti onun ilk görevinin Allah’tan aldığı bilgileri insanlara iletmek olduğunu ifade etmektedir. “Sana zikri (Kur’ân’ı) insanlara, kendilerine indirileni açıklaman için indirdik” (en-Nahl 16/44) âyeti ise ikinci önemli görevinin Kur’ân-ı Kerim’i açıklamak olduğunu göstermektedir.

Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerim’i açıklaması, özellikle namazların kılınış şekli, namazların vakitleri, haccın yapılış şekli gibi ibadetlerin uygulamalarıyla ilgili kapalı yönlerin açıklığa kavuşturulması şeklinde olmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de namazın önceki ilâhî dinlerde de bulunduğu (Âl-i İmrân 3/39; el-Enbiyâ 21/73; Lokman 31/17) fakat insanların onu Allah’ın kendilerinden istediği gibi devam ettirmediklerine işaret edilir (Meryem 19/59). İslâm gelmeden önce Mekkeli müşriklerin  de Kâbe’de Allah’ın muradına uygun ibadet etmedikleri “O müşriklerin Kâbe’deki ibadetleri (salâtları) ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir” (el-Enfâl 8/35) âyeti açıklar. Söz konusu âyetler namaz ibadetinin önceki dinlerde de bulunduğunu ancak gerek Mekkeli müşriklerin gerekse önceki din mensuplarının namazı Allah’ın kendilerinden istediği tarzda yerine getirmediklerini belirtir. Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyette namaz kılma emri tekrar edilmiş, bazı âyetlerde namazın önemine işaret edilmiş ve namaz kılanlardan övgüyle bahsedilmiştir (el-En’âm 6/92; el-Mu’minûn 23/9; el-Meâric 70/22-35). Bir kısım âyetlerde namazın abdest, kıble, rükû ve secde gibi bazı şartlarına ve rükûnlarına işaret edilmiştir (el-Mâide 5/6; el-Bakara 2/144; el-Hac 22/77). Ancak rek’at sayıları namazın detaylarıyla ilgili bilgiler uygulamalı olarak Hz. Peygamber tarafından öğretilmiştir. Namazın nasıl kılınacağını soran bir kişiye de “İki gün bizimle kıl” diyerek ondan uygulamalı olarak öğrenmesini istemiştir (Müslim, “Mesâcid”, 177; Nesâî, “Mevâkitü’s-salât”, 7). Hz. Peygamber, “Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılın” (Buhârî, “Ezan”, 18) buyurarak Allah’ın murad ettiği şekilde namaz ibadetinin kendisinden öğrenilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Görüldüğü gibi Hz. Peygamber’in özellikle uygulaması kendisi tarafından yapılmadıkça doğru olarak anlaşılamayacak âyetleri açıklaması, onun Kur’ân metninde bulunmayan birtakım ek bilgiler ortaya koyması anlamına da gelir. “Peygamber onlara iyiliği emredip kötülüğü yasaklayacak; yine onlara temiz ve hoş şeyleri helal, kötü ve çirkin şeyleri haram kılacak…” (el-A’râf 7/157) âyetinde de ifade edildiği gibi ayrıca Hz. Peygamber’in Kur’ân’da bulunmayan konularda da dinle ilgili ek bilgiler ortaya koyabileceğini Allah’ın ona böylesine bir yetki verdiğini gösterir. Kur’ân-ı Kerim’de bulunmayan ninenin mirastan 1/6 pay alacağı (Mâlik, el-Muvatta, “Ferâiz”, 4), bir kadının üzerine onun halasının ve teyzesinin nikâhlanamayacağı (Buhârî, “Nikâh”, 27; Müslim, “Nikâh”, 33), mest üzerine mesh edilebileceği (Buhârî, “Vudû”, 50; Müslim, “Tahâret”, 72-80),  hayızlı kadının orucu kazâ edip namazı kazâ etmeyeceği (Buhârî, “Hayz”,  20; Müslim, “Hayz”, 67-69), Ramazan’da eşiyle cinsel ilişkide bulunan kimsenin vereceği kefâreti (Buhârî, “Savm”, 30,31; Müslim, “Siyâm”, 81), ezan, kamet, cenâze namazı, bayram namazları gibi hukuk ve ibadetle ilgili konularda verdiği hükümlerde Hz. Peygamber’in Kur’ân tarafından uyarılmaması onun onaylanması anlamına gelir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in Kur’ân’da yer almayan başta ibadetler olmak üzere birtakım açıklama ve uygulamaları bulunmaktadır. Ancak İslâm’ın tek kaynağının Kur’ân-ı Kerim’in olduğunu iddia eden Kur’âniyyûn mensupları sırf Kur’ân’da bulunmadığı gerekçesiyle sadece iki vakit namazın farz olduğunu, cenaze namazı ile bayram namazlarını kılma gereğinin bulunmadığını ileri sürebilmiştir (bk. Bırışık,  “Kur’âniyyûn”, DİA, XXVI, 428-429).

Emre Yücel

 

[1] Prof. Dr., 29 Mayıs Üniversitesi

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2019, 11:27
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13