Hacca gidenle dönen arasında bir fark olmalı

Sezai Karakoç, “kutsal topraklara yolculuk” kullanımının da yanlış olduğunu “Unutuş ve Hatırlayış” adlı eserinde dile getiriyor..

Hacca gidenle dönen arasında bir fark olmalı

Gelecek hac döneminde, hacca gidecek olan nasiplilerin isimlerinin açıklandığı şu günlerde kullanılan “kutsal topraklara yolculuk” tabiri ilk başlarda insanı hiç de rahatsız etmemekle birlikte, gayet uygun bir söylem gibi geliyor. Hâlbuki Sezai Karakoç, bu kullanımının da yanlış olduğunu Unutuş ve Hatırlayış adlı eserinde dile getiriyor.

Eser, “Kutlu Hac Yolculuğu” başlıklı bir yazı ile başlıyor. Haccı, dinimizin temel şartlarından birisi olması hasebiyle Kâbe ve çevresinde yerine getirilen Allah’a yöneliş töreni olarak tanımlayan Karakoç, bu yönelişte belli kural ve şartların yanı sıra ziyaretin özüne işaret etmektedir. Bilindiği üzere Sezai Karakoç, dünya olaylarına ve algılarına salt bir bakış sergilemekten ziyade görünenin derinindeki özü arayan bir nazara sahiptir. Bu bağlamda Hac ibadetindeki şekillere ve biçimlere takılı kalmakla Haccın özünü anlamakla birlikte putperestliğin şekilciliğine düşülebileceğini söyleyerek, ibadetteki asıl gayenin Allah için olduğunun asla unutulmaması gerektiğini vurguluyor. Bunun içindir ki Kâbe-i Muazzama (Büyük Kâbe), Mekke-i Mükerreme (İyilikler Mekkesi), Medine-i Münevvere (Aydınlanmış Medine) gibi adlandırmaların bu mübarek yerler için verildiğini söyleyen Karakoç, bunların yanında günümüzde de popüler olarak kullanılan “kutsal topraklar” tabirinin kullanımının yanlışlığı üzerinde duruyor.

Neden? Çünkü Sezai Karakoç, her ne kadar önemli olan niyettir elbette diyor ama yine de bu söylemin içinde putperestlik kurumuna dair bir benzerlik kuşkusu barındırdığını düşünüyor. Kökü mazide olan bir âtî örneğinin en güzel misali olan Karakoç, bu noktada da sözünün ve düşüncesinin destekçisi olarak geleneği ve tarihi göstererek “eskiler, bu hususta mübarek kelimesini kullanmışlardır; bu yüzden kutsal kelimesi yerine kutlu kelimesini kullanmak daha doğru olacaktır” diyor.Sezai Karakoç, Unutuş ve Hatırlayış

Bu mekânlar birçok hatıraları bizlere taşırlar

Meseleye dil açısından bakacak olursak da Karakoç’un yaklaşımının haklı olabileceğini görmüş oluruz. “Kut” kelimesi Türkçe bir isimdir ve ‘uğur, talih, baht, mutluluk’ anlamlarına gelmektedir. “Kut+lu” kelimesi de +lu isimden isim yapma eki ile türemiş bir isimdir ve ‘uğurlu, hayırlı, mübarek’ anlamlarına gelmektedir. Fakat Türkçede “sal-sel” diye bir yapım eki olmadığından “kut+sal” kelimesi dil yapısına uymamaktadır. Bununla birlikte “kutlu” kelimesi mana itibari ile “kut” ile bir aidiyetlik içinde iken; “kutsal” kelimesi yeni bir kullanım olmakla birlikte farklı bir kavramı işaret etmektedir.

Bu noktada Karakoç kullanım ve söylem hatalarından doğabilecek yanlışların da tarihi örneklerini veriyor. Mesela, Hintlilerin Ganj nehrini kutsal kabul etmeleri, Mısırlıların Nil’i ilahlaştırmaları, ayrıca putatapıcıların hayatlarında kutsallık arz ettikleri madde, cisim, eşya ve mekânlara ilahlık atfetmeleri….

Oysaki İslam inancında, Kâbe, Hacer-i esved, Ravza-i Mutahhara gibi mekânlar bizatihi taştan yapılmış binalardır. Kutsallık atfedilmez fakat bu mübarek yerlerin taşımış oldukları manevi değerler bakımından ve Allah’ın rızasını kazanmak noktasında müstesna mekânlar olması hasebiyle ve ayrıca taşıdıkları hatıraların bizlerde bıraktıkları akislerin getirisi olarak büyük bir saygı ve sevgi beslenilmektedir. Bu mekânlar Hazreti Âdem’den Hazreti İbrahim’e, Peygamber Efendimizden sahabelere kadar birçok hatırayı bizlere taşırlar. İşte bu sebepten dolayıdır ki, insanlar, dünyayı arkalarında bırakıp o Muazzam Kâbe’de Hacer-i esved’i görmek için kendilerini heba ediyorlar ve gördüklerinde de yüreklerini ateşle yakmış gibi ağlıyorlar. Tabii asıl mana yine Allah rızasıdır.

Karakoç, “Hacca giden kişi ile dönen kişi arasında bir fark olmalıdır” der

Meselenin özüne psikolojik olarak da yaklaşan Karakoç bu noktada, insan ruhunun somuta meyilli olduğunu, ruhun sadece soyut ve maneviyi korumakta sıkıntı çekeceğini, bunun için de zihnin ve duygunun somut bir şeye dayanmak ihtiyacı olduğunu söyler. Allah yolunda yapılan yolculuğun somut bir işaret verisi olarak da Kâbe’nin seçildiğini belirtir.

Karakoç, “Hacca giden kişi ile dönen kişi arasında bir fark olmalıdır” der. Bu farkın, ruhî bir ilerleme ve günahlardan azade olarak anadan doğmuş gibi safîyet olmasını kaydeder. Ayrıca Hac esnasında dünyanın her tarafından gelen Müslüman aydınlar birbirleriyle hemhal olmalı, birbirlerinden aldıkları aşk ve heyecanları ile şuurlarını alevlendirmelidirler. Bir takım kararlar almalı ve ülkelerine döndüklerinde de bunların tatbiki için gayret göstermelidirler, der.

Son olarak Karakoç, haccı “takva amaçlı, metafizik kıyılı, tarih ve toplum yolculuğu” olarak özetler ve hacıların, toplum içinde, haccın insan üzerinde bıraktığı manevi iklimin işaretçileri olarak, toplumu bu kutlu yolculuğun manevi boyası ile boyamaları gerektiğini söyler.

Sefa Toprak yazdı

Yayın Tarihi: 30 Mart 2013 Cumartesi 11:44 Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 14:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 8 yıl Önce

ah, üstat sezai karakoç'un bir de hac dönüşü kutlu tapraklar üzerine olan izlenimlerini dinleyebilseydik!gitmeden böylesi derinlikler yakalanınca, ziyaretten sonra gör neler olmazdı!

banner26