Güzel susma kursları da düzenlense keşke

Bülent Akyürek’in 'Güzel Susma Sanatı' kitabını birbirimizi kandırmadan okuyup sussak biraz. Yasemin Kapusuz yazdı.

Güzel susma kursları da düzenlense keşke

Vıdı vıdı vıdı vıdı vıdı.../ Bunca lafı, nerden buluyorsunuz?/ Bunca vakti kimden çalıyorsunuz?/ Aman ne çok şey biliyorsunuz!/ Aman ne çok şey biliyorsunuz!”… Cahit Koytak’ın 'Ben Yokum Beni Karıştırmayın' şiirinde dediği gibi vıdı vıdı vıdı konuşuyoruz. Bilmediğimizin cahili de olamıyoruz. C4 Kitap tarafından yayınlanmış olan Bülent Akyürek’in “Güzel Susma Sanatı” kitabını birbirimizi kandırmadan okuyup sussak biraz.

Otuz beş yaşına kadar ateist dünya görüşünü benimsemiş, dil bilmeyen, lise terk olan Bülent Akyürek, kitaba “Konuşma, konuştukça sıra sana gelecek” cümlesiyle başlamış. Hayatımızı özetliyor cümle. Kim susuyor ki artık “Susma, sustukça sıra sana gelecek” diyelim. Eziklik duygusuyla basitleşiyoruz. 'Benim konuşanlardan neyim eksik' duygusuyla konuşup duruyoruz. Bülent Akyürek’e göre “Hayat gürültü çıkarmaktan ibaret”. Kafa dinlemek için hastaneye yatmaktan veya ölmekten başka çare yok. Seyyar satıcılar gibi bağıra bağıra yaymaya çalışıyoruz bildiklerimizi.

Facebooka, internete giriyoruz. Akıp giden görüntüler ve çoğu zaman anlamsız sesler görüyoruz. Oradan televizyona gidiyoruz. Yine farklı farklı sesler ve görüntüler… “Kalabalık bir kümesin tavukları gibiyiz.” Âlimler, ilgisiz bir şekilde kendi köşelerinde oturuken, iki cümleyi yan yana getiremeyenler, fikirsiz, meçhul tipler sıradanlığın tahtında hazinelere hükmediyor. Biz insanlar, ağzımızı kapatıp halimizle konuşamaz olduk. mutmain kalplerle yapılan, sessizce, gönülden gönüle gizli konuşmalar yok şimdi. Ve biz hikmet sahiplerine fırsat vermeyerek bu çok konuşan halimizle, bir yıldız gibi kayıp giden suskun âlimlerimizin hesabını verebilecek miyiz? “Cennet suskunların krallığı olacak” diyor Bülent Akyürek. Tabii sinsi suskunları ayırmak gerek bu noktada. Sinsilikten, kibirden ve çok bilmişlikten susan, cahiliz diye de bizi kandıranlar, önce kendilerini kandırsınlar!

Ezberlerin, gevezelenmelerin adamı olduk Akyürek’e göre. Aslında güzel susmak sanattır. Karşındaki cahile verilen gizli bir konferanstır. Önceden bildiklerini içine atıp verem olan adamlar vardı. Şimdi ise facebooktan, çingene yarışına girerek, gösteriş, beddua ve dedikodu içeren, her türlü duygumuza bencilce insanları da ortak ederek, İslami ve örfi olmayan, gayrıahlaki paylaşımlarımızla insanları delirterek öldürüyoruz. Her insanı bir başkası delirtiyor. Birbirimizin katili olarak öleceğiz. Küpünü gereksiz bilgiyle doldurmamalıydı insan hani. Kimin nerde olduğunu, ne yaptığını, kime, nasıl laf çaktırdığını, sosyalliğini facebook sayesinde biliyoruz ama… Söz uçar, yazı kalırdı. Face ve twitter bloglara yazdığımız yazılar birkaç saat sonra unutulup gidiyor.

Cehennem bize öyle uzak ki

Dilimiz, kendini en çabuk tamir eden organımızdır. Çok işe yarar, gerektiği kadar konuşmaya özellikle. “Söz gümüşse, sükut altındır” derdi büyüklerimiz. Ama her susan molla değil, her konuşan bilge değil. Şimdikiler ne diyor? “Altta mı kalacaksın, senin dilin yok mu?” Varoluşçular ne diyordu? “İnsan, söyleyemedikleridir.” İslam’da felsefe gelişmemiştir. Onun yerini hikmet almıştır. Hikmet, bilginin davranışa dönüşmesi. Hava atan iki adam kelimelerle sürtüşerek ancak nefislerini beslerken… “Boş laf karın doyurmaz” deyip durmadan çay içip boş konuşuyoruz. Bununla da övünüyoruz. Kibrimizden konuşsak da sussak da yandık! Ne çok şey biliyoruz amma velakin.

Siz biliyor muydunuz? Akıllı laf ettiğimizde boyumuz üç santimetre uzarmış. Yalan söylediğimizde de burnumuzun ucundaki hakikati gizlediğimiz için burnumuz kızarırmış. Dilimiz, nefsimizin avukatı gibi. Susmak, suçunu üstlenmek, pişman olmak, af dilemek basitlik sayılıyor. Günahlarını başkalarına yükleyen insanoğlu, bir köpeğe iki damla su içirince cenneti hak etmiş bir edayla yürüyor. Cehennem bize öyle uzak ki… Herkese en basit bir olayda ahirette görüşürüz diyoruz. Ne kadar da kendimize güveniyoruz? Herkes haklı. Söz, yok olacak değildir elbet. Uzayda kıyamete kadar cirit atacaktır cümlelerimiz. O zaman erdeminden ve asaletinden dolayı! yüzümüze karşı susanları duyabiliriz.

Bilhassa boş konuşmayı sevmem diyerek kibirlenen adamdan sakınmalı, amel defterlerimizi de magazinle doldurmamalıyız. Melekler var. Allah’ın yanına saçma sapan cümlelerle ve bizi dünyada haklı çıkaran üslubumuzla gidemeyiz.

Güzel ve etkili konuşma kurslarının yanında güzel ve etkili susma kursları açılsaydı diye devam ediyor” Bülent Akyürek kitabında değindi konulara. Konuşacağınıza yazın,gitsin. Kimse yazıyı ciddiye almıyor ne de olsa.

Hepimizin ikinci bir yüzü var artık

Gelelim Fasulyenin Faydalarına” başlığıyla yazdığı bölümdeki tespitlerde de çok haklı yazar. Öğretmenlerin yaşamı bile tamamen değişmişken fasulye deneyi hâlâ değişmedi.

Biz çocukça ilişkiler istemiyoruz. Çocuk kullanır, bencildir, ilgi ister, küserek, hırçınlaşarak kazanmak ister, aklı sokaktadır, gezmelerde… Kıyamet gelip de kapıyı çalınca herkes özüne dönecek. Özünde iyidir insan. Her insanın özünde Allah var. Yalnız sondaj vurup özündeki iyiliği çıkarmalı.

Beni anlamıyor”, çoğunlukla “Bana itaat etmiyor” demektir. Bencillik yapılmadığı müddetçe “Seni anlıyorum.” cümlesi sakinleştiricidir. Bu arada hepimizin ikinci bir yüzü var artık. Bilimsel bir dokunulmazlık altında tüm insanlık. Küçük şeyler çalan hırsızlara kleptoman raporu verilince mesele hallediliyor. Bilim herkesi affediyor, cezasını indiriyor, rahmet dağıtıyor.

Sürekli fotoğraf çeken insanlar olduk ayrıca. Kendimizi filmlerle, fotoğraflarla mumyalıyoruz. Turistler geliyor, fotoğraf çekmekten bir yeri göremeden gidiyorlar. Sürekli belgeleyen, fotoğraf çeken milletlerin ahiret inancının zayıf olduğunu düşünüyor Bülent Akyürek. Ben de Erol Göka Beyefendi’nin yazılarında da belirttiği gibi hayatı sahici yaşamadıklarını, yaşamadığımızı düşünüyorum.

Yarınlarımıza nasıl yazık ettik biliyor musunuz? Teşekkür takdir alan, baba dayağı yemeyen çocuklarımız oldu bizim. Halbuki baba dayağı yemeyen bir çocuk, Amerikan, İngiliz, Fransız askeri dövemez. Çorapsız koşturan sabah çocuklarımıza, yarınlarımıza böyle yazık ettik biz.

Ne diyordu Cahit Koytak o şiirin son mıralarında: “Yeter ama yeter, ölüler için de, diriler için de!/ Ayıp, çünkü bakın, Tanrı konuşmak için/ Sizin susmanızı bekliyor."

Yasemin Kapusuz, sükutun rahmet olduğuna inanarak yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 17:01
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26