banner17

Gülücük ne tatlı bir kitaptır öyle!

Cahit Zarifoğlu’nun ‘Masal Gemisi’, dünyanın tüm çocuklarının masallarını yüklenmiş nereye gidiyor?

Gülücük ne tatlı bir kitaptır öyle!

 

Gülücük, Cahit Zarifoğlu’nun 1989’da basılan, çocuklara yönelik şiirlerinden oluşan kitabının ismi. Aslında “Gülücük” sadece bu kitabın ismi değil, aynı zamanda bu kitabın da içinde bulunduğu ve Mustafa Ruhi’nin editörlüğünü üstlendiği Beyan Yayınları’nın çocuk kitapları dizisinin de adı.Cahit Zarifoğlu, Gülücük

Bu kitaba göz attığınızda (ya da Zarifoğlu’nun bir mısraında dediği gibi kalbinizle bakınca) -ki zaten bir göz açıp kapama yahut birazcık daha fazla bir sürede kitabı okuyabilirsiniz-, dikkatinizi celbeden bir sürü şiir gözünüze ve hatta kalbinize ilişir. Gülücük’te en çok taaccüp ettiğim şeylerden birisi bir mantar resmidir. Bir mantar patlatmış Zarifoğlu, bir atom bombası şiirinde. Çocuk kitabına atom bombasını koymuş bir şairdir, bir de İbrahim Ethem’i.

Çocuk kitabı ve İbrahim Ethem…

Gülücük’te “İbrahim Ethem” diye bir şiir var, hem de bu şiir hazretin iki önemli menkıbesini anlatıyor. Malumunuz İbrahim Ethem hazretleri terk kavramının sembol şahsiyetidir. Bir padişahken dervişliğe soyunmuştur. Yûnus Emre tarifi ile “Koyup İbrahim Edhem tac ü tahtı/ Yeri külhan olupdur aşk elinden.” Mal ü mülkü bırakmış ve bir lokma bir hırkaya razı olmuştur.

Bugünlerde okuduğum bir başka kitapta da İbrahim Ethem hazretlerinin birkaç menkıbesine rastladım. Bu, 2009’da Metin Karabaşoğlu’nun yayına hazırladığı Sufi’nin Dünyası ismini taşıyan Sufi Kitap’ın “Sufi Öyküler” dizisinin şimdilik -ilk ve- tek kitabı. Bu kitapta Karabaşoğlu, genellikle ilk dönem sufilerin hayatlarından kesitler, dünyalarını yansıtacak derinlikte menkıbeler derlemiş. Öyle ki içinde sufilerin ilk adım öyküleri, âlimler ve ariflerle münasebetleri, yolculukları, sehl-i mümteni kabilinden hikmetleri, Metin Karabaşoğlu, Sufinin Dünyasıyolun inceliklerinden ve sırlarından bahseden öyküleri ayrı ayrı bölümlerde okuyucuya takdim edilmiş. Böyle menkıbe kitaplarını insanı uyanık tuttuğu ve “sabah öğle akşam her yemekten sonra” ya da “peynir ekmek yeme kolaylığında” okunabildiği için seviyor ve önemsiyorum.

Sufi’nin Dünyası’nda ilk iki bölümün ikisi de İbrahim b. Edhem hazretlerinin menkıbesi ile açılmış. Hem de bu iki menkıbe tam da Zarifoğlu’nun şiirinde söz ettiği iki menkıbe.

Damda deve arandığını kim görmüş?

İbrahim b. Edhem bir gece sarayının damında tıkırtılar duyar. “Kim o?” diye seslenir. Damdakiler, yitiklerini aradıklarını söylerler. İbrahim b. Edhem neyi kaybettiklerini, neyi aradıklarını sorar. “Develerimizi” diye yanıtlarlar. İbrahim b. Edhem, “damda deve arandığını kim görmüş ki” diye cevap verir. Bunun üzerine damdakiler İbrahim b. Edhem’in sultanlığı terk etmesine ve halkın gözünden kaybolmasına vesile olan hikmet dolu sözü söylerler: “Kendin saraylarda, tahtta oturur, padişahlık ederken Allah’ı bulmayı umuyorsun da bizim damda deve aramamıza mı şaşıyorsun?” Zarifçe ifadeyle: “-Be hey gafil/ Dedi adam padişaha/ Ya hiç aranır mı Allah/ Sarayda…”

Ama balıklar bulup getirir, iğnesi düşse denize

Sultanlığı bırakıp tasavvuf yoluna baş koyan İbrahim b. Edhem, bir gün bir deniz kıyısında oturmuş hırkasını yamalarken, bir zamanlar kendi raiyetinde bulunmuş bir emir onu görür ve selam verir, fakat onun haline, yedi iklim padişahlığını kaybedip, yoksullar gibi hırkasını dikmesine de şaşırır kalır.

İbrahim b. Edhem, emirin düşüncesini anlar ve elindeki iğneyi denize atar. Denizden iğneyi geri isteyince, yüzlerce balık ağızlarında altın iğne ile başlarını sudan çıkararak onun talebine mukabelede bulunur. İbrahim b. Edhem de emire şöyle der: “Ey emir! Ne dersin, gönül saltanatı mı iyi, öyle bayağı bir saltanat mı? Bu zahirî bir işaret, bir hiç bile değil. Bâtın âlemine varırsan, bunun yirmi mislini görürsün.”Cahit Zarifoğlu, Gülücük

Zarifçesi: “Şimdi yoksul/ Kendi yamar giysilerini/ Ama balıklar bulup getirir/ İğnesi düşse denize”

Masallarını gemiye ve kamyona yüklemiş çocuklar

Cahit Zarifoğlu’nun “Bir gemi/ Masal dolu/ İçi dışı yelkenleri/ Ambarları” diye başlayan “Masal Gemisi” isimli şiiri, bana Gökhan Özcan’ın “Faruk Amca’nın Kamyonu” isimli öyküsünü hatırlattı. Öyle bir kamyondu ki, taşınırken bir çocuk, bütün eşyalarını ve bir de masallarını o kamyonun kasasına yüklemişti.

Bir sabah/ Uyandık ki/ Her taraf bir kar/ Uyuyorduk hepimiz/ Ah/ Nasıl yağar/ Hiçbirimiz olmadan kar” şiiri de küçük bir çocukken okuduğum Süleyman Bulut’un “Kar Tanesi” isimli kitabını anımsattı.

Yazıyı tamamlamadan en çok sevdiğim şiiri de söyleyeyim: “Kıskançlık” şiiri. Bu kıskançlık galiba mümkün kıskançlıklar içinde en masumu.

 

Suleyha Şişman gülüverdi

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:41
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20