Gül yetiştiren adam hangi zamanda yaşadı?

'Gül Yetiştiren Adam' romanındaki Sitare ve Çarli kimdir, nerede, nasıl ve neden yaşarlar? Rasim Özdenören, o destanlık “gül yetiştiren adam”dan daha çok niçin bunlardan söz eder? Ömer Yalçınova yazdı.

Gül yetiştiren adam hangi zamanda yaşadı?

Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam’ını yıllar önce okumuştum. Sanırım yirmi yıl kadar önce. Yani on beş yaşında. Romanı anlamamıştım, buna rağmen ileride bir kez daha okumalıyım diye düşünmüştüm. İsmet Özel bir konferansında söylemişti, “Sanırım unuttuğum bir şey var diyerek tekrar dönüp bakma gereği duyduğumuz bir bahçeye benzer şiir.” Genelleme yapalım, her büyük eser için aynı duyguya kapılırız.

Deneysel bir roman

Gül Yetiştiren Adam’ı ilk okuyuşta neden anlamadım? Bu sorunun cevabıyla, “Sitare ve Çarli kimdir” sorusunun cevabı aynı olabilir mi? Hakikaten kimdir bu insanlar, nerede, nasıl ve neden yaşarlar? Rasim Özdenören o destanlık “gül yetiştiren adam”dan daha çok niçin bunlardan söz etmiştir? Sayfa adetlerine bakmadım, fakat romanda “gül yetiştiren adam”la ilgili pasajlar birkaç tanedir, bunlar dedeyle torun arasında geçen diyaloglardan oluşur. Birinde “gül yetiştiren adam”ın neden bahçesinden dışarı adım atmadığı konu edilir. Diğerinde ise dedenin elli yıl sonra ilk defa torunuyla birlikte sabah namazını eda etmek için camiye gidişi anlatılır. “Gül yetiştiren adam”la ilgili diğer sayfalar, bir sorgulamadan ibarettir. Bunlar içsel konuşmalar şeklinde, dedenin kendine soru sorması ve cevap araması şeklinde ilerler. Herhangi bir olay yoktur.

Buna karşın Sitare, Çarli ve onun çevresindeki insanlar, bir de tabii çevreye dahil olan anlatıcı, sayfalar süren diyalogların, olayların içindedirler. Zaten olaylar daha çok konuşmaların içinde fazla ayrıntıya girilmeden verilir. Aslında onlar da birer sorgulamadır. Fakat tabii ki “gül yetiştiren adam” derecesinde değil, yani onun kadar derinlikli konulara giremezler.

Sitare’nin hikayesi sayfa sayısı olarak “gül yetiştiren adam”ın hikayesinden fazla olsa dahi romanın kahramanı “gül yetiştiren adam”dır. Bu, ilginç bir şeydir, Rasim Özdenören’in bir başarısıdır. Çünkü Sitare ve Çarli’nin hikayeleri, “gül yetiştiren adam”ı daha iyi yansıtmak için anlatılır. Onu desteklesin, büyütsün, farklı açılardan görünür kılsın diye anlatılmışlardır. Bu şekilde bir olay örgüsü/kurgusu olan, Türk ve dünya edebiyatında ikinci bir roman var mıdır bilmiyorum.

Gül Yetiştiren Adam deneysel bir romandır. Alanında, yani bilinçakışını, çağrışım tekniğini kullanmada, sinematografik ilerleyişte, sahne veya olaylar arası geçişlerin herhangi bir rahatsızlık veya anlam kopukluğuna yol açmamasında, farklı zamanlardaki diyalog ve olayların ayrımında, anlatımında, sıralanışında ve geçişlerinde… gibi roman tekniğini ilgilendiren alanlarda, Rasim Özdenören, Willam Faulkner kadar başarılıdır. Buna işte hikayeyle doğrudan alakası olmayan, başka bir hikaye ve kahramanların anlatımıyla, asıl hikayeyi güçlendirmeyi de eklememiz gerekir.

Çok uzağımızda değildir “gül yetiştiren adam”

Rasim Özdenören, dedenin, yani “gül yetiştiren adam”ın büyüklüğünü, davasını, farklılığını anlamamız, derinden hissetmemiz, “nereden nereye” diye sorup düşünmemiz için sanırım romana Sitare ve Çarli’yi dahil etti. Öbür türlü “gül yetiştiren adam” birkaç yüzyıl önce yaşamış bir derviş gibi anlaşılabilirdi. Oysa dedemiz, öyle birkaç yüzyıl önce değil Cumhuriyet’in kuruluşunu, inkılapları görmüş, yaşamış biridir. Çok uzağımızda değildir yani. Daha düne kadar elimizi uzatsak dokunabileceğimiz mesafedeki insanlardan biridir. Onu farklı kılan, fötr şapkayla camiye gelen Müslümanlara dönüp, “Ey cemaat-i müslimîn! Sizler nasrani misiniz?” diye sorabilmesidir, o bilinci taşıyor olmasıdır ve tavrını göstermesi, bunun bedeline canı gönülden razı olmasıdır.

Türkiye çok hızlı değişmektedir. Rasim Özdenören biraz da bu hızlı değişimi, modernleşmeyi, Türkiye’nin Batılılaşmasını anlatmak için “gül yetiştiren adam”la, intihar eden Sitare’nin fotoğrafını yan yana gösterir. Türkiye “gül yetiştiren adam”ların ülkesiyken, ne ara Sitare ve çevresinin, yani burjuvalaşmaya çalışan, bütün dini, örfi, kültürel, tarihi değerlerini hızla kaybeden insanların ülkesi haline geldi? Sitare ve çevresi, bir anlamsızlık uçurumundan atlamış gibidirler. Sadece gülmek, eğlenmek, başkalarının parasıyla gezip tozmak, sonra da onların dedikodularını yapmak derdindedirler. Ülke adına herhangi bir sorumluluğun yanından bile geçmezler. Oysa “gül yetiştiren adam”, ülkesiyle kendini, kendisiyle bütün İslam ümmetini birlikte düşünür.

Sitare ve Çarli’nin hikayesi olmasaydı, “gül yetiştiren adam”ı daha iyi anlamayacaktık. Belki de dedenin hikayesi tek başına, günümüz okuyucuları için, fazlasıyla sade ve sönük kalacaktı. Onların hikayesi dedenin derdini ve hikayesini daha etkili ve anlaşılır bir şekilde görünür kılmıştır. Rasim Özdenören kesinlikle Sitare ve Çarli’yi öteleyerek anlatmamış, onları hor görmemiştir. Sadece onlardaki yabancılaşmayı göstermek istemiş. Hızlı değişimin nasıl anlatılacağını, Sitare ve Çarli üzerinden araştırmış ve bulmuştur.

Gül Yetiştiren Adam’la ilgili ilk sorumuz, “Sitare ve Çarli kimdir” oldu. Sorularımız bitmeyecek inşallah.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2016, 16:54
YORUM EKLE

banner19