banner17

Gözümüzden ne çok şey kaçıyor

Metin Karabaşoğlu, Küçük Şeyler'den sonra yazdığı Melekleri Ürkütmeden kitabıyla yine hayatın ayrıntılarına, Müslüman'ın gözünden kaçmaması gereken noktalara dikkat çekiyor.

Gözümüzden ne çok şey kaçıyor

Metin Karabaşoğlu’nu bilen bilir. Pek çok gencin yazı gönderdiği Genç Dergi Yazı Atölyesi’nde yapacağı yorumları heyecanla beklenen, ince eleyip sık dokuyan eleştirileriyle göz dolduran bir ağabey o. Muhterem kişinin sihirli kalemi ona ‘üstad’ vasfını kazandırdığından kimse bu eleştirileri kulak ardı edemez. Yakaladığı her ayrıntıya “Aaa evet, çok haklı” şeklinde bir şaşkınlık ifadesini yüzümüze yükleten eleştirileri için müteşekkir olduğumuzu belirtip, okuduğum son kitabı olan “Melekleri Ürkütmeden” kitabına değinmek istiyorum.

İnsan gerçeğine yolculuk

Kendisi, “Küçük Şeyler kitabını okuduktan sonra bu kitabı okumanız kötü olur belki.” şeklinde bir cümle kurmuştu birkaç hafta evvel. Metin Ağabeyimizin o eleştirilerdeki kesin ve sağlam düsturundan sonra biz onu fazlasıyla ciddi biri olarak tahayyül etmiş olmalıyız ki; kendisiyle tanışıp, güzel sohbetiyle neşelendikten sonra iç muhasebemizde küçük değişiklikler yaptık derhal. Nitekim, kısa kesmek gibi bir kaygısı olmayan, konuştukça konuşan, konuştukça şenlenen, konuştukça güzelleşen bir ağabeyimizi yakından tanımış olduk. Yarım saatten kısa bir vakitte birçok hadiseyi anlatıp yüzümüzü güldürmesini hiç aklımdan çıkaramamakla birlikte hafızasının ne denli kuvvetli olduğu da gözümüzden kaçmadı. Zira Yazı Atölyesi’ne yalnızca bir kez yazımı gönderdiğim halde ismimi hatırlamış olması buna delalet ediyor.

Melekleri Ürkütmeden’de Metin Ağabey yine Küçük Şeyler kitabındaki gibi bizim üstünkörü geçtiğimiz, klişe haline getirdiğimiz hatalara değinmiş. Kıssalarla süslediği üslubu er geç ders veren bir üsluba dönüşüyor. Bu hâl okuyucuyu filmin sonunu bekleyen bir izleyici gibi merakla hadisenin sonuna sürüklüyor. Zira yola çıkış noktası ile sonuç noktasını bağlayışındaki ustalığı sayesinde, yazının başındaki konuyu hiç götürdüğü yere götürecekmiş gibi durmuyor. Ha okudum ha okuyorum derken kitabı iki gecede bitiriveriyorsunuz.

Değindiği pek çok konu ‘hayatın ayrıntıları’ndan ibaret. Kitabın başlığının altında not düşmüş: “İnsan Gerçeğine Yolculuk” Kitabı okuyunca bu cümleyi tasdik edeceğinizden eminim.

Metin Karabaşoğlu, Melekleri Ürkütmedenİnsan melek, dünya cennet değil

Bu ilk başlığı okurken Asr-ı Saadetten verilen örnekler insanı tatmin olmaya itiyordu doğrusu. Evet, en çok sevilenler dahi yer yer zaaf gösterebiliyorlardı; çünkü melek değillerdi. Sen, ben gibi insanlardı. Kızabiliyor, üzülebiliyor yani sınanıyorlardı. Aramızdaki fark ise bu sınav karşısında gösterdiğimiz tavırdı. Ve mukavemet yani dayanıklılıktı. Dünya onlar için de bazen elem veren bir ateş topu haline gelebiliyordu. Yakınlarını kaybediyorlar, birbirlerine kızabiliyorlar, kavga edebiliyorlar, kırıp kırılabiliyorlardı. Kitap bu konuda normal olan imtihan hayatımızı anormal hale getiren yakarışlarımızdan soyutlayan bir üslup ile ikna edici bir teknik kullanıyor. Delil gösteriyor. Hayatın başka odaları ve pencereleri olduğunu, bu sınıftan diplomayla çıkabilmenin yolunun öğretmene saygı duymak ve sorulara hazırlıklı olmaktan geçtiğini hatırlamak isteyenler için derde deva bir konuydu doğrusu.

“Dikensiz gül bahçesi, kusursuz veli, günahsız mü’min arıyor gözlerimiz.” cümlesi, kusurun, devamlılığı olmadığı müddetçe anormal bir durum olmadığının altını çiziyor. 

“Katlanabilirlik” bakış yönü ile doğru orantılı

Bir şeye katlanabiliyorsanız kendinizle ilgili üç ihtimal vardır: O şeyi seviyorsunuzdur, o şeyden korkuyorsunuzdur yahut çıkarsızca “iyilik” adına tahammül gösteriyorsunuzdur. Bu üçünden en temizi elbette son söylediğim olsa gerek. Niçin? Çünkü çıkarsızlık Allah’ın rızasını gözetmek yoluna çıkan kestirme bir yoldur. Çıkarsızlık; ne kaybedileceklerin endişesini ne de kazanılacakların muhasebesini yaşatır. Ağaç Olmak başlığının altında bahsedilen bu konu “Kamil İnsan” meselesini tamamlayan hoş bir yazıydı. Zira ağaçların karbondioksit alıp oksijen vermesi kötülük karşısında dahi iyilikle cevap verebilmenin fotosentezlik haliydi.

Metin KarabaşoğluÂlemi “ben ve başkası…” diye özetleyenler

İşte bir başka ibretlik yazı: “Gazap Tacirleri” Haset, Müslümanların mutsuzluğu, çirkinlikler… Sanki tamamı bu iş ile meşguldüler. Tamamı gazap ticareti yapıyordu. Üretiyor ve tüketiyorlardı. “Farkındalık” duygularını, karadeliklerden gün ışığına çıkarmak isteyen kardeşlerim bu kitapta kendilerine bir pay bulabilecekler diye düşünüyorum. Çünkü biz fark etmeden, bizi sevdiğini söylediği halde kuyu kazanların, hâsidlerin, yani haset edenlerin planlarını, kendi mutluluğu odağında gerçekleştirenlerin farkına varabilmek, tüm bu kötülüklerden kurtulmanın ilk aşamasını oluşturuyor ve Metin Ağabey bu konuya tüm yüreğiyle değinmiş. Ve unutmayalım; bana kalırsa yüreği, kan değil mürekkep pompalıyor.

Söz amel gibidir

“Sözün amelindendir” Bu konuda derin yaramız olan dil yarasını deşiyor Metin Ağabey. “Zamanın insanları sözü çoğaltıyor. 'mış'lardan 'dır' üretiliyor, söylentiden ‘gerçek’ üretiliyor.” Rıza-i İlahi gibi bir kaygı taşıyan Müslüman’ın buna mahal vermemesi, bu zincire bir halka, bu girdaba müdahil olmaması ve hassasiyet göstermesi gerekirken, tutamadığı dilinden mesuliyetini göz ardı ediyor. Hal böyle iken “biz ve bizden gayrısı” arasındaki o ince çizgi giderek siliniyor.

Üniversitede iken bir arkadaşım vardı. Allah ondan razı olsun, yoluna koysun. Ne din ile ilgili geniş bir ilmi vardı ne başında örtüsü. Erkek gibi saçlarıyla, çenesindeki ve kaşındaki pirsingleriyle dikkat çeken biriydi. Okulun ilk günleri onun bu halini yadırgayıp olabildiğince uzak durmaya çalışıyordum. Ancak bir gün her şey değişti. Olay şöyle gelişti: Kantinde toplanmış oturuyorduk. Bir kişinin özel hayatı ile ilgili konu açıldı. Masada başörtülü ve cemaat mensubu arkadaşlarım da bulunmaktaydı. Onlar hassasiyet göstermeksizin lafı kulağımıza iliştirmeye çalışırken ve biz de anlatacaklarına kulak kesilmişken, yadırgadığım o garip saçlı arkadaşım müdahale etti: “Dedikodu yapmak insanın şahsiyetini zedeler, kalitesini ayakaltına alır” dedi. Şaşırıp kaldım. Bu arkadaşımın, yalan söylememek ve gıybet etmemek üzerine olan hassasiyeti beni çok utandırmıştı. Onun bedenini olumsuz anlamda yadırgarken, ruhum bu hassasiyetlerini şaşkınlık ve utançla yadırgıyordu.

Müslüman, AMA şeriata karşı

Netliğin ehemmiyetine değindiği bir yazıda dinin ve şahsiyetlerin tırtıklayıcısı olarak gördüğü ‘ama’ya olan reddini okuyoruz. Amalar ve amacılar, amacı net olmayan insanların verdiği zararlar… Bu üçlemenin hem kişisel hem de toplumsal zararlar verdiği gibi, sağlıksız fikirlerin yayılmasına da neden olduğunu düşünüyor yazar.

Birileri Kur’an’a gönülden inanıyor, AMA tesettürün farz olduğunu reddediyor.

Birileri Allah’ı çok seviyor, AMA O’na ibadet etme gereğine inanmıyor.

Birileri Hz. Peygamber’i çok seviyor, AMA onun sünnetini ‘çağın gereklerine’ uygun bulmuyor, gibi…

Metin Karabaşoğlu’nun değindiği konuların hassasiyeti, genel geçer sorunlara değiniş tarzı, gerçekten ikna edici, mantıklı ve yürekli. Her kitabından sonra, kendime çeki düzen verme gayretimi artırıyor doğrusu. Bu kitabı, böyle kaygıları olan kardeşlerimin okuması gerektiğine inanıyorum.

 

 

Öznur Balık tanıştığına memnun oldu, okudu, yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2016, 11:20
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20