Görünmeyen Üniversite ve Ersin Nazif Gürdoğan

"Mehmed Zahid Kotku o alçakgönüllü tavırlarıyla insanları gönüllerinden muhabbetle yakalayan, huzursuzlukları, çekişmeleri ve tedirginlikleri sessizce ortadan kaldırmasını bilen, Allah’ın gücünün üzerinde güç olmadığını Allah’ın sevgisini kazananın en güçlü olacağını sürekli vurgulayan bir görünmeyen üniversitedir." Uzm. Dr. Selahaddin Semiz yazdı.

Görünmeyen Üniversite ve Ersin Nazif Gürdoğan

İslâm ve tasavvuf konusunda ilk okuduğum eserlerden biri olan Görünmeyen Üniversite, üniversite öğrencilik yıllarımda beni çok etkilemişti. Kitabın yazarı olan, gıyaben tanıdığım ve sevdiğim Ersin Nazif Gürdoğan beyefendiyle çok istememe rağmen bir vesile ile görüşüp hasbihal edememiştim. Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’la yıllar sonra Afiyet Hastanesi’nde, başhekimlik odasında karşılıklı tanışmak, görüşmek nasip oldu.

Geçen yıllar Ersin Nazif beyin saçlarındaki aklarla yüzündeki çizgileri artırırken samimi muhabbeti, içten sohbeti, fıtrî tevazuu, azimle parlayan gözleri, devamlı proje üreten zihni, tatlı sohbeti ve yüzündeki tebessümle dervişâne hayat anlayışını daha da kuvvetlendirmişti. Nasıl geçtiğini anlamadığımız kısa sohbetimizde ‘hayata Müslümanca bakışa’ bizzat örnek olurken, anlattığı kısa birkaç hatıra gönüllerimize, gül demeti gibi sunulan bir hediye oldu.

Ersin Nazif Hoca’dan dinlediğim hatıraların bazılarını bu vesileyle paylaşmak isterim. İşte hocanın anlattıklarından bir demet…

“Biz Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken çok samimi, idealist, gayretli, İslâmî değerlere gönül vermiş, memlekete hizmet etmeye çalışan genç dinamik bir ekiptik. Mehmed Zahid Kotku Hocamız da birçoğumuzun hayatını etkileyen bizlere yol gösteren, ufuk insan, sonsuzluk kervanının halkası, güzel ahlâk abidesi, mürşid-i kâmil, yaşayışıyla örnek olan bir insandı.

(….) Biz o zaman Mavera dergisini çıkarıyorduk. Ben de dergide yazılar yazıyordum. Mehmed Zahid Kotku Hocamız vefat edince yeni çıkacak sayıda, bu konuda yazı yazmamı istediler. Ben bu konuda yetkin olmadığımı söyledim ama rahmetli Cahit Zarifoğlu evime kadar gelerek, “Bu yazı gelmeden bu sayı çıkmayacak” diye ısrarla yazmamı istedi.

Bunun üzerine Görünmeyen Üniversite başlığıyla yazıyı yazmak durumunda kaldım. Bu yazı o kadar sevildi ve beğenildi ki adeta elden ele dolaştı. Daha sonra Mahmut Esat Coşan Hocaefendi bu yazının Seha Neşriyat tarafından kitaplaştırılmasını istedi. Böylece yazı kitap hâline dönüştü. Görünmeyen Üniversite’ye daha sonra birçok ilmi çalışma ve eser tarafından kaynak gösterilerek atıfta bulunuldu. Tabii bu güzellik ve bereket, görünmeyen üniversitenin bereketiydi

Görünmeyen üniversite: İskenderpaşa Dergâhı

Gençlik yıllarımda İlim Yayma Vakfı’nın Vefa semtindeki yurdunda kalırken, tanımak ve sohbetinde bulunmak şerefine nail olduğum Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi, güzel siması ve ahlâkıyla gönülleri cezbeden, insanı derinden etkileyen, muhabbetle bağlayan bir gönüller sultanıydı. Çevresinde birçoğu genç olmak üzere her yaştan kültürlü, iyi yetişmiş, akademisyen, devlet memuru, üniversite öğrencisi, kaliteli ve seviyeli geniş bir topluluk bulunuyordu.

Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi sohbetlerinde Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Hocaefendi’nin hazırladığı ‘Hadisler Deryası’ kitabındaki hadislerden izahlar yaparak günümüzde İslâm’ın nasıl yaşanması gerektiğini anlatıyordu. Kotku Hocaefendi, hayatının her safhasında Peygamber Efendimizin yaşayışına ve sünnetine çok önem verir, her hâli ve tavrında sünnete uymayı tavsiye ederdi.

İskenderpaşa Camii kürsüsündeki bir sohbetinde ‘Resulullah Efendimiz gül kokardı, onu seven âlim ve evliyalar da O’nunla mânen görüşürler ve gül kokarlar’ derken iki elinin avucunu karşı karşıya getirerek anlatmış. Bir seveni, ‘Acaba Hocaefendi’den bu kokuyu ben de alabilir miyim?’ diye düşünmüş. Ertesi sabah namazı öncesi camii içerisinde gül kokusu yayıldığında Hocaefendi’nin geldiğini görmüş.

Görüşmemiz sırasında Ersin Nazif Hoca, bizlere Görünmeyen Üniversite’nin yeni baskısını hediye etti. Kitabın yeni baskısı İz Yayıncılık’tan çıkmış ve güncellenmiş yazılarla beraber onuncu baskıyı yapmış. Görünmeyen Üniversite bir ekonomi profesörünün gözünden tasavvuf, ekonomi, sosyal hayat ve mümin insanı anlatırken modern dünyanın çarpıklıklarını da karşılaştırmalı olarak yansıtıyor.

İlk kez 1980’li yılların başında okuduğum, İslâmî hayatımın ve görüşlerimin oluşmasında önemli rolü olan, manevi dünyamın oluşmasına etki eden Görünmeyen Üniversite kitabını onca yıl yaşanmışlıklardan sonra tekrar ayrı bir tat ve lezzetle okudum.

Görünmeyen Üniversite, Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin etrafında yetişen üniversite ve akademik gençliği anlatıyordu. Hocaefendi, ahlâkıyla, tavırlarıyla, görüşleriyle, ileride Türkiye’nin siyasetine, ekonomisine, üniversitesine yön verecek olan genç insanları adeta bir görünmeyen üniversite gibi eğitmiş ve İslâmî değerlerle düşünen bir gençlik yetişmesine vesile olmuştu.

E. Gürdoğan, kitabında Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin tasavvufî yaşayışı ve görüşlerini anlatırken, dergâh kültürünün topluma neler kazandırdığı ve bir mürşid-i kâmilin yol göstericiliğinde kâmil insan olmanın önemi anlatılıyordu. Aynı zamanda modern toplumun ve anlayışın teşvik ettiği, aç gözlülük, hırs, bencillik, acımasızlık, daha çok kazanma hırsı… gibi vahşi kapitalizmin topluma verdiği zararların panzehiri olarak dergâh kültürünü tavsiye ediyordu.

Görünmeyen Üniversite, dergâh kültürü ile İslâm’ın paylaşma ve değerlerle bir arada yürüyen ekonomik sistemini birlikte anlatıyordu. Bu sayede okuyucunun İslâm’ın ve tasavvufla eğitilmiş insanların oluşturduğu toplumun değerleri ile yaşamasına vurgu yapılıyordu. Bu arada günümüzün popüler modernist tüketim toplumlarının da eleştirisine yer veriliyordu. Bu açıdan kitap, tekrar tekrar okunmaya değer çok önemli fikirler ve tespitlerle dolu.

Eser, bir işletme profesörünün gözüyle aç gözlülüğün, daha çok kazanma hırsının insanlığa verdiği zararların çaresi olarak paylaşmacı ve dayanışmacı İslâm toplumunu oluşturan dergâh kültürü ile yaşamanın topluma huzur ve mutluluk getiren yönlerine ışık tutuyor.

İslâm-tasavvuf-dergâh kültürü ve modern insan

Görünmeyen Üniversite’de insanı, ‘kâmil insan’ yapan birçok özellik, günümüz insanının anlayacağı bir dille anlatılmış. Bu başlıklardan bazılarını okumak bile bu anlamda önemli fikir verebilir.

Tokgözlülüğü Baştacı Edinmek / Kalabalıkta Yalnızlaşmadan Yaşamak / Adem Oğullarına Bir Gözle Bakmak / Toplumları Üreten Eller Dönüştürür / İç Savaş Dış Savaştan Büyüktür / Yeni Sözler Söyleyenler Yenilmez / Ordu Millette Girişimci Milleti Görmek / Yunus Gönüllüler Sinan Akıllılar / Ellerin Üzerindeki Elleri Tutmak / Ölmeden Önce Ölenlerden Olmak/ Hesap Gününe Hazırlanmak / Üretmeden Tüketmek Cinayettir / Yalınlıkta Sınır Tanımayanlar / Tüketim Susuzluğunu Üretimle Gidermek…

Görünmeyen Üniversite, tasavvufu hayatın içinden anlatırken ekonomiden sosyal hayata, ahlâkı güzelleştirmekten insanı olgunlaştırmaya, küçük cihaddan büyük cihada kadar birçok başlıkta konuyu değişik boyutlarıyla ele almış. Bu açıdan sadece tasavvufu anlatan değil, dergâh kültürü ile sosyal hayatı, ekonominin temel özelliklerini, aç gözlülükle tok gözlülüğün farkını, modern toplumun, insanın ve doğanın yaratılışına verdiği zararı anlatan önemli bir temel eser olarak literatürde yerini almış bulunuyor.

Dergâh kültürü ve modern kültür

Vahşi kapitalizmin, tüketim toplumunun, hırs ve açgözlülüğün Doğu’dan Batı’ya bütün dünyaya yayıldığı bir dönemde Mehmed Zahid Kotku o alçakgönüllü tavırlarıyla insanları gönüllerinden muhabbetle yakalayan, huzursuzlukları, çekişmeleri ve tedirginlikleri sessizce ortadan kaldırmasını bilen, Allah’ın gücünün üzerinde güç olmadığını Allah’ın sevgisini kazananın en güçlü olacağını sürekli vurgulayan bir görünmeyen üniversitedir.

Kotku Hocaefendi, haklıyı haksız çıkaracak öfke yerine, insanı güçlü kılan alçakgönüllü olmayı tavsiye eden, sınırsız bir iç dünya zenginliği ile çevresindeki seçkinlere yaşayan bir örnek olmuştur. Kotku’nun çevresindeki sevgi halkası, ömrünün son yıllarını geçirdiği İskenderpaşa Camii’nde dalga dalga büyümeye devam etmiştir. Çevresinde arkadaşlıkların kardeşliğe dönüştüğü, yardımlaşmanın doruk noktasına ulaştığı, sevgi ve saygı bağlarının sürekli olarak güçlendiği, dostluğun en güzel örneklerinin verildiği bir çekim alanına dönüşmüştür.

Görünmeyen üniversite geleneği, O’nun yolundan giden Mahmut Esat Coşan Hocaefendi ve ardından gelenlerle Avustralya’dan Amerika’ya kadar bütün dünyaya taşınmış, değişik alanlardaki çalışmalar daha da genişleyerek başarıyla sürmüştür.

Kotku Hocaefendi, bereketli ömrünün son yıllarında sağlığı çok el vermese de kapısını bütün dünyadan gelenlere açmaktan geri kalmamış, misafirlerini camii avlusundaki evinin sürekli sohbet yeri olan odasında kabul etmeye büyük özen göstermiştir.

Şehrin kalabalıkları arasında akrabalara ziyareti önleyen, dostlukları azaltan, yalnızlığı ve tedirginliği büyüten bir ülke büyüklüğündeki İstanbul’daki İskenderpaşa Camii, büyük şehrin gürültüsünden uzak, dostluğun ve kardeşliğin açık üniversitesi olmuştur. Caminin bahçesindeki kuşların cıvıltılarının duyulduğu Kotku Hocaefendi’nin evindeki iki dünya sohbetlerinden de Türkiye’nin olduğu kadar bütün dünyanın seçkinleri yararlanmıştır.

Hayatı yalınlık içinde, bütün boyutlarıyla yaşatan Nakşi geleneğinin temsilcisi Mehmed Zahid Kotku, bütün sohbetlerinde haset, kibir, riya, hırs, gazap, şehvet, gaflet, şöhret, kin… gibi şeylerden uzak durmanın kalp temizliğinin işaretlerinden olduğunu sürekli vurgulamıştır. Yolunu izlediği gönül dünyasının öncüleri gibi herkesin hayatında yeni beyaz sayfalar açılmasına destek olmuştur. Dergâh kültürüyle yeni açılımlar kazanan dünyada gönül kazanmanın, dünyaları kazanmaktan çok daha önemli olduğu sürekli vurgulamıştır.

Dergâhlarda İslâm medeniyetinin özü ve özeti olan ana kaynaklar, hiç durmadan döne döne okunurlar, tekrar tekrar yorumlanırlar. Gönül dünyasının öncüleri söylediklerini yaparlar, yapmadıklarını söylemezler. Onlar söylediklerini yaptıkları için çevrelerinde görülen ve bilen örnek olurlar. Onların düşünce ve eylem dünyalarında bilmek ve yapmak birbirini sürekli zenginleştiren bir bütündür. Olgunlaşma yolunda bilenler bildiklerini konuşarak değil yaparak anlatırlar.

Hayatı güzelleştiren sohbetler

Görünmeyen Üniversite’de, Mehmed Zahid Hocaefendi’nin şahsında yaşayışında tasavvuf ve İslâm ahlâkı anlatılırken, aynı zamanda kimseye el açmadan üretmenin ve yaşamanın, paylaşmanın, infak etmenin, kardeşliğin, muhabbetin, yardımlaşmanın önemi ve güzelliği de dile getiriliyor. Bu değerlerin sosyal hayatta ne kadar yapıcı ve güzel değerler olduğu vurgulanıyor.

Aynı zamanda modern zamanların materyalist, modernist kapitalist toplumunun hırs, açgözlülük, aşırı kâr hırsı, aşırı çalışma ve değerlere kayıtsız tüketim toplumu oluşturma anlayışıyla oluşan vahşi kapitalist sistemin topluma, dünyaya ve çevreye verdiği zararlardan bahsediliyor, yanlışları vurgulanıyor.

E. Gürdoğan, Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin hayatından, sohbetlerinden, ahlâkından, çevresinde yetişmiş akademisyen, bürokrat, girişimci, siyasetçi genç insanlardan bahsederken aynı zamanda tasavvufun günümüzde nasıl yaşandığını, nasıl canlı olduğunu da anlatıyor. Dergâhın hocalarından Gümüşhanevi Hazretleri gibi Kotku Hocaefendi de tüm İslâm dünyasının dertlerine çareler aramış ve çevresindeki iyi yetişmiş genç kuşağı da bu konuda harekete geçirmişti.

Görünmeyen üniversitenin ders kitabını, ‘Hadisler Deryası’ manasını ifde eden Râmûzu’l-Ehâdîs kitabını derleyen Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi hazretleri, kendine özgü bir yöntemle hayatı bütün boyutlarıyla ele alan hadisleri, yıl içinde öğrencilerine anlatmıştır.

Gümüşhanevi Hazretleri, eğitimini tamamlayan öğrencilerine Râmûz okulları açma yetkisi vererek Anadolu insanının eğitim seviyesi ile birlikte İslâmî eğitim seviyesinin artırılmasına da büyük katkı sağlamıştır.

Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi de çevresindeki genç insanlara Râmûzu’l-Ehâdîs kitabından hadis dersleri ile Peygamber Efendimizin sözlerini ve ahlâkını anlatırken aynı zamanda yaşayışıyla, hal ve hareketleriyle onlara günümüzde yaşayan bir örnek olmuştur.

Kotku Hocaefendi’nin yetiştirdiği öğrenciler ile birlikte kurdukları Gümüş Motor Fabrikası, Türkiye’deki sanayileşmenin öncü kuşağının ilk yaptığı yatırımlardandır. Böylece sanayi yatırımlarında da öncü olarak, tüketen değil üreten olmanın önemini göstermiştir.

Çevresindeki o zamanın gençleri, günümüzün iyi bilinen öncü dindar şahsiyetleridir. Sabahattin Zaim, Korkut ve Turgut Özal, Muammer Dolmacı, Necmettin Erbakan, Kahraman Emmioğlu, Temel Karamollaoğlu, Recai Kutan, Osman Çataklı, Yahya Oğuz, Cevat Ayhan Alaaddin Duran, Mehmet Bozkurt… vs. her biri İslâm ahlâkı ve ideali ile yetişmiş, ülkesinin ve İslâm dünyasının kalkınması ve ilerlemesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışan güzel ve yiğit insanlardır.

Sohbetleri cemalli, hutbeleri celalliydi

Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi, namazlarından sonra yaptığı sohbetlerle İskenderpaşa Camii’ni açık üniversitenin sürekli eğitim merkezine dönüştürmüştü. İslâm’ın ana kaynaklarına dayanan dergâh kültürünün büyük bilgin ve bilgelerinin düşünce ve eylem dünyalarını anlatan şiirlerle desteklenen sohbetler, Tasavvufî Ahlâk isimli beş kitapta toplanmıştır. Kendisinden sonra sohbetleri sürdüren Mahmut Esat Coşan Hocaefendi’nin deyimiyle, “Kotku Hocaefendi’nin sohbetleri cemalli, hutbeleri celallidir.”

Kotku Hocaefendi, sohbetlerinde ümit ve coşku veren yumuşak sesiyle insanları kavga dünyasından sevgi dünyasına taşımıştır. Sohbetlerinde toplumlarda büyük ekonomik ve kültürel çalkantılara yol açan krizin kaynağının, doymak bilmeyen açgözlülük olduğunu sürekli vurgulamıştır.

Onun sohbetlerinde Allah için insana hizmet, paylaşmak, kardeşlik, güzel ahlâk hep ön plandadır. Sohbetlerinden bazı notları bu vesile ile paylaşalım:

(….) “Kainat da her şey insana hizmet ediyor, insanın da insana hizmet etmesi gerekir.”

Her kötülüğün başı nefistir, nefsi kırmak gerekir. Nakşibendi hazretlerinin babası Onu 18 yaşında hocasına teslim etti. Nakşibendi Bahaeddin Efendi dergâha gittiğinde şeyhi onu kabul etmemiş, kapıda kalmış, buna karşılık o geriye dönmemiştir. Karda kışta durup beklemiş, sonra da kabul olmuştur. Neden bekletmişler? Nefsi kibri kırılsın diye…

Vücudumuzdaki herhangi bir ağrıyı dindirmek ya da bir yarayı sarmak kolaydır. Yine de milyonlarca lira harcayıp hastaneler yaptırıyoruz, sanki ölümü ortadan kaldıracakmışız gibi. Hâlbuki ölüme hazırlıklı olmak gerekir. Peki gönlü nasıl tedavi edeceğiz? Gönül ne ile tedavi edilir? Neden hastalıkların tedavisini düşünüyoruz da gönlün tedavisini niçin düşünmüyoruz?  Gönül tedavi yolları olan dergâh kültürüne de önem verelim ve öğrenelim.

Peygamberimiz “Başkalarının ayıplarını örtenin ayıplarını da Allah örter” diye buyurmuşlardır. Başkalarının eksiklerini söylemeye birkaç yerde müsaade edilmiştir. Bunların sayısı da çok azdır. Mesela birinin yanındaki hırsız ise “Yanındaki kişi hırsızdır” diye ikaz etmek gerekir. Buna benzer durumlarda ikaz edilir. Başka durumlarda ise hep Allah’a havale edilir. Sizler Müslüman kardeşlerinizin ayıplarını örtmeye çalışınız. Başkalarının ayıplarını ortaya çıkarmaya çalışmayınız.

Afiyet Hastanesi yönetim odasındaki sohbetimizde, bize katılan bir dost şöyle bir hatırasını anlattı; ‘1978 yılında İskenderpaşa Camii’nin avlusunda namazı bekliyordum. Erzurumlu Lütfi Doğan Hocaefendi beni yanına alarak Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin sohbet odasına götürdü. Kotku Hocaefendi bana hitaben rahlede açık duran Tasavvufî Âhlâk kitabını göstererek ‘Evladım şu kitapta yazanlardan bir kısmını okusan da istifade etsek!’ dedi. Okumaya başladığımda bana çok önemli hayat dersi olan bir hadis-i şerifle karşılaştım;

‘Her kim, bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah Teala da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim, Müslüman kardeşinin ortaya çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse, Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır.”

Başka bir gün caminin şadırvanında abdest alırken pantolonumun arkasından bir yırtılma sesi geldi. Bu halde ne yapacağımı düşünürken bir dost yardımcı oldu. Caminin içinde bana uzunca bir cübbeyi giydirerek rahatça namaz kılmamı sağladı. Bu ders ile hem müminlerin ayıbını araştırmamak gerektiğini hem de ayıpları örtmenin güzelliğini anlamış oldum.

13 Kasım 1980 tarihinde vefat eden Kotku Hocaefendi’nin cenaze namazı 1980 yılının Kasım ayının ikinci Cuması’nda Anadolu’dan ve birçok dış ülkeden gelen, sevenleri tarafından kılınmıştır. Kotku Hocaefendi’nin naa’şı, Kanuni Sultan Süleyman türbesinin yanındaki Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretleri ve dergâhının diğer pirleri yanında toprağa verilmiştir.

Uzm. Dr. Selahaddin Semiz

Yayın Tarihi: 01 Haziran 2022 Çarşamba 12:00 Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2022, 19:38
YORUM EKLE

banner19

banner36