Gökhan Özcan: Günlerimizin hikâyesi yok, bir çalıya takılıp kalmış gibiyiz

Gözağrısı kitabında Gökhan Özcan, kendine has üslubuyla her zamanki gibi okurlarını başka âlemlere taşıyor.. Zeynep Karaca yazdı.

Gökhan Özcan: Günlerimizin hikâyesi yok, bir çalıya takılıp kalmış gibiyiz

Yazar Gökhan Özcan’ın 2000-2010 yılları arasında Gerçek Hayat dergisinde ve Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan yazılarından oluşan Gözağrısı kitabının ikinci baskısı yapıldı. Eski yazılarını daha dokunaklı ve dengeli hale getiren Özcan, kendine has üslubuyla her zamanki gibi okurlarını selamlıyor. Gözağrısı’nda yer alan metinler, kaos halinde yaşadığımız günlük hayatın içinde fark etmediğimiz detaylardan oluşuyor. Çoğu eski günlere özlemle kaleme alınan yazılar, bugünü de anlamaya dönük.

Hayatın koşuşturması içinde değerini bilemediğimiz anların çokluğunu hatırlatan Özcan, insan kalabilmek için ne yapmamız gerektiğinin de ipuçlarını veriyor. Çoğu yerde hayata; bir çocuğun gözünden, yağmurun gözünden eski bir bakkalın gözünden bakmamız gerektiğini hatırlatıyor. Bu haliyle yazılar, dışa dönük olduğu kadar içe dönük bir yol da alıyor. Özcan’ın bize anlatmak istediğine, modern dünya sıkışmışlığında fazla yabancılaşmış duruyoruz. İnce ve gerçek şeylerden söz eden kelimelere biraz uzağız artık. Yakınlaşmaya çalıştıkça mesafeler biraz daha açılıyor. Gülten Akın’ın dediği gibi biraz olay:  

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler.

Şimdi biraz da kitabın içeriğine yakından bakalım. Özcan’ın kısa önsözü ile açılan kitap, 195 sayfa ve 90 küsur makaleden oluşuyor. Gizli, Sıradan Günlerin Güzelliği, Gözağrısı, Ayarsız, Eski Oyunlar gibi çekici başlıklarla sıralanıyor yazılar kitapta.

Bağırsak sesimiz kaybolacak kargaşada

Özcan, Zamanın Uzadıkça Kısalan Hikâyesi’nde şu ifadelere yer veriyor: “Hayatın bütün uçlarının keskinleştiği bir zamandayız. Yerimizden kıpırdasak yaralanıyoruz.  Hiç kıpırdamasak, parmak uçlarımızdan başlayarak bütün benliğimize yayılan uyuşma bizi kaskatı donduracak diye korkuyoruz. Bağırsak, sesimiz seslerden bir ses olup kaybolacak sanki bu büyük kargaşada. Peki sussak, hiç konuşmasak, kilitlesek içimize kelimeleri? Yok, zehirler bu ruh yangınları o zaman bizi! Ne bir ortalık yeri var bu yeni hayatın, ne de sessiz gerçekten sessizlikleri… Ne gündüzü aydınlatıyor dünyayı, ne gecesi örtüyor ayıpları… Her gün doğuşunda başlıyor aslında o günün yağmalanması… Her batığında güneş, sanki bir köşede düşüp kalıyor yeryüzü… Bizim bir hayalimiz olmalı ipine sarılacak. Güneşe bir gölge, gölgeye ılık bir meltem…”

Günlerimizin bir hikâyesi yok

Hikâyemiz Yok’da ise, hayatımızı nasıl savurduğumuzdan bahsediyor Özcan ve şöyle diyor: “Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Bir çalıya takılıp kalmış gibiyiz. Ne kadar yaşarsak yaşayalım, hiçbir yere birikmiyoruz. Ne kadar akarsak akalım, hiçbir şeyi doldurmuyoruz. Bozuk bir plak gibi hep aynı şarkıya dönüyoruz. Hep aynı köşede duruyor, ne o tarafa, ne öteki tarafa gidebiliyoruz. O köşede duruyoruz. Sadece duruyoruz. Çalıya takılmış bir çaput parçası gibi sadece duruyoruz. Her şey rüzgârını bulup şişiriyor yelkenlerini. Biz durmanın en rüzgarsız iklimlerine çakılıp kalıyoruz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Soğuk bir pencere camı gibi nedensiz çatlıyoruz. Umursanacak kırılmalar olmuyor bizim kırılmalarımız. Yeniden doğrulsak, her şekle girecek kadar hamurlaşıyoruz. Kurutulsak, tam olarak kurumuyoruz. Islatılsak, hep öyle ıslak kalıyoruz. Durmadan nedensizce çatlıyoruz boydan boya. Nedensizce kırılıyoruz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok!”

Zeynep Karaca

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2019, 11:43
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sami Demir
Sami Demir - 3 hafta Önce

Gökhan Özcan'ı yıllardır düzenli olarak takip ediyorum üslubu ve duruşunu bozmayan nadide yazarlardan biri ironik bir dil kullanması ona bir farkındalık vermektedir böyle kalemlere çok ihtiyacımız var selam ve dua ile

banner19

banner13