banner17

Gökbörü'nün İzinde Uzun Soluklu Bir Yolculuk

Milattan önceki zamanlarda başlayan ve günümüze kadar süren çok uzun soluklu ve hâlâ devam eden bir yolculuk bu. Ahmet Taşağıl’ın ''Gökbörü’nün İzinde'' kitabı Türklerin serüveninin izini adım adım sürüyor ve çok eski zamanlardan 20.yy’a kadar getirdiği bu hayatı okura sunuyor. Mehmet Akif Öztürk yazdı.

Gökbörü'nün İzinde Uzun Soluklu Bir Yolculuk

Türk tarihi dediğimizde önümüzde açılacak coğrafyanın genişliği, zamanın büyüklüğü, bizi derin ve uzun soluklu araştırmalara sevk edecektir. Çünkü milattan önceki zamanlarda başlayan ve günümüze kadar süren çok uzun soluklu ve hâlâ devam eden bir yolculuk bu. Geniş bir coğrafyada sınır çizse de aslında kitapta anlatılandan çok daha geniş kesimlere yayılan ve gittiği yerleri etkileyen bir hayat, Türklerin serüveni. Ahmet Taşağıl’ın “Gökbörü’nün İzinde” kitabı bu serüvenin izini adım adım sürüyor ve çok eski zamanlardan 20.yy’a kadar getirdiği bu hayatı, Türklerin hayatını okura sunuyor.

Bir önsöz ve indeks dâhil 336 sayfadan oluşan “Gökbörü’nün İzinde”, Kronik Kitap etiketiyle Eylül ayında yayımlandı. İçinde Sibirya, Moğolistan, Kuzey ve Orta Çin, Doğu Türkistan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Afganistan bölümlerini içeren kitap, kadim Türkler hakkında birçok bilgi veriyor okura.

Tam bir tarih ve özelde Türk tarihi âşığı olan Taşağıl’ın, aslında eski Türklerin tarihini araştırma konusunda ne kadar ciddi olduğunu 21 yaşında Çince öğrenmek için Tayvan’a gitmesinden anlayabiliriz. Yabancı kaynaklardan okuyarak da bu işi yapabilirdi ancak eski Türklerin tarihi genellikle Çin kaynaklarından öğrenildiği için yazarın Çince öğrenip bilgileri asıl kaynaklarından bize aktarması, bu bilgilerin sahihliği konusunda da okura bir güven veriyor. Zaten kitabı okuyanlar eski Türk tarihi konusunda Çincenin önemini anlayacaklardır.

Kitabında yazdığı şehirleri, ülkeleri, kaleleri, gölleri ve her yeri adım adım gezerek bizlere aktaran Taşağıl, aslında biraz da seyahatname tadında bir anlatı sunuyor okura. Salt tarihi bilgilerden ziyade, kadim Türklerin geçtiği veya uzun süre kaldığı yerlerin iklimine, bitki örtüsüne, önemli akarsularına, göllerine, müzelerine, kervansaraylarına, demografik yapısına, dillerine ve daha birçok şeye değinerek zengin bir anlatım sunuyor. Sibirya’yla başladığı anlatımını Afganistan’la sonlandırıyor. Tabii ki kitapta her bölge eşit veya birbirine yakın sayıda bilgi ve ayrıntı içermiyor. En çok kısmı Sibirya ve Moğolistan’a ayıran yazar, Afganistan’a çok az yer ayırmış. Bunun sebebi ise, anlatılan yerin Türklerin tarihine ne kadar etki ettiğiyle alakalı.

Kitabın zihnî arka planı

Ahmet Taşağıl’ın neden böyle bir çalışma yaptığını ve 21 yaşında Çince öğrenmek için Tayvan’a gitme sebebini, bu kitabın tohumlarının ne zaman atıldığını, önsözde görmek mümkün. Şöyle diyor yazar: “Eski Türk tarihine olan merakım, ilkokul 4. sınıf öğrencisiyken Sosyal Bilgiler ders kitabındaki Orhun Yazıtları’nın çizimini görmemle başladı. Yazıtların üzerindeki şekillerin ne anlama geldiğini öğrenmeyi o günlerde aklıma koymuştum. Kısıtlı imkânlarla elde edebildiğim bilgiler doyurucu gelmiyordu. Türkler kimdi? Nereden geliyorlardı? Nasıl yaşarlardı? Bu yazıtlarda ne anlatılıyordu? Bunun gibi onlarca sorunun cevabını öğrenebilmek için can atıyordum. Ortaokul ve lise yıllarımda, özellikle eski Türk tarihine olan ilgim daha da artmıştı. İstanbul Üniversitesi’nde eski adı Umumi Türk Tarihi olan bölüme kaydımı yaptırdığım gün, bugünlerin ilk adımı olmuştu.”

Moğolistan’ın önemi

Taşağıl’ın değindiği noktalara bakarak Türk tarihi açısından hangi bölgelere veya şehirlere önem verdiğini anlamak mümkündür. Kitabın geneline baktığımızda her bölgenin kendi açısından önemini göz ardı edemeyiz fakat Moğolistan’ın biraz daha öne çıktığını görebiliriz. “Avrasya coğrafyasındaki bölgeler ve ülkeler arasında bir karşılaştırma yaparsak Moğolistan’ın en çok Türk arkeolojik eserine sahip toprak parçası olduğunu görürüz” diyen yazar, bu kısımda en çok yazıtlara değiniyor. Yazıtların fiziksel özelliklerinden üzerlerinde neler yazdığına, ne zaman bulunduğundan coğrafi konumlarına kadar birçok noktaya değinen Taşağıl, bu bölümde kağanlara özel bir yer ayırıyor. Özellikle Tonyukuk’a değinen yazar ondan şöyle bahsediyor: “Türk tarihindeki on bilge şahsiyet kimdir diye sorulsa, bunlardan birinin Tonyukuk olduğunu söyleyebilirim. Çünkü gerek iç düşmanları gerek dış düşmanları çok iyi tanımıştır. Bunların işbirliği yapmasını gerekli hamlelerle vaktinden önce engeller. Son derece başarılı işler yapmıştır. Bilge Kağan’ın ülkeyi Budistleştirmek istemesine karşı çıkmıştır. Sebebi de Budizm’in Türklerin yapısına uymadığını ve onları uyuşturacağını düşünmesidir. Cesaretli biçimde Bilge Kağan’ın karşısına çıkarak bu konuda ülkede propaganda yapılmasını yasaklatır.”

Müslümanların Çin’deki tarihinden Talas Savaşı’na

Taşağıl, Türklerin tarihinin izini sürerken birçok ekonomik veya siyasal meseleye açıklık getirmiştir. Çin Seddi hakkındaki bilgilerden İpek Yolu’nun tarihine ve önemine, kitapta adı geçen bölgelerin Müslümanlaşmasına, Hoca Ahmed Yesevi’nin Müslüman ve Türk dünyası için önemine kadar birçok konuya değinmiştir. Kırgızistan bölümünü anlatırken Cengiz Aytmatov’a da değinmiş, Talas Savaşı’nın öneminden de bahsetmiştir. Bu şekilde geniş bir pergelde bilgilerini okura sunan yazar, Türk tarihini her açıdan değerlendirebilmek için yoğun çaba sarf etmiştir.

Çok önemli bir savaş olarak kabul edilen ve Türklerin Müslümanlaşmasına giden yolu açtığı söylenen Talas Savaşı hakkında bilgiler aktarmış ve savaşın kültürel, dinî, siyasi sonuçlarına dikkat çekmiştir: “Hz. Ömer zamanında Sasani Devleti’nin yıkılmasının ardından bölgenin İslam fütuhatı sırasında başlayan ve bir asır devam eden Türk-Arap mücadelesi Talas Savaşı’ndan sonra yerini dostluğa ve iş birliğine bırakmış, sağlanan barış ortamında İslamiyet Türkler arasında hızla yayılmış, Müslümanlığı benimseyen Türkler, Abbasî halifeliğinin askerî ve siyasî kadrolarında yer almaya başlamıştır. Talas Savaşı kültür tarihi açısından da önemli gelişmelere yol açmıştır. Çin’de keten ve kenevirden imal edilen kâğıt bu savaşta esir alınan Çinliler vasıtasıyla Çin dışında ilk defa Semerkand’da imal edilmiş, 794 yılında Bağdat’ta bir kâğıt imalathanesi kurulmuş, bunu Mısır’daki imalathaneler takip etmiştir. 9. yüzyıldan itibaren Endülüs’ten Hindistan’a kadar bütün İslam ülkelerinde kâğıt yapımına başlanmıştır. Nitekim kâğıt Avrupa’ya Sicilya ve Endülüs üzerinden girmiştir.”

Akıcı ama bir yandan zorlayıcı bir anlatım

Taşağıl, kitabında akıcı bir dil kullanmıştır. Bu sayede zor sayılabilecek bir tarih kitabını daha kolay okuyabiliyoruz. Sohbet havasında geçen kitapta yer yer söyleyişlerden kaynaklanan hatalar olsa da bu açıdan okumayı zorlaştıracak bir şey göze çarpmıyor. Fakat anlatılan bölgeler farklı devletler veya hanlıklar arasında sürekli el değiştirdiği için ve bu isimlerin de yazılışı ve akılda kalışı zor olduğu için okur anlamakta zorlanabilir. Bunu kolaylaştırmak için kitabın sonunda bir harita yer alıyor. Bu çok güzel düşünülmüş. Haritayla ilgili denebilecek tek eksik şu: Keşke kitapta adı geçen her şehir, harita üzerinde gösterilebilseydi. Sadece önemli şehirler yer alıyor bu haritada. Daha geniş kapsamlı bir harita okurun rahat anlamasına çok katkı sağlayacaktır.

Kitapta bolca fotoğraf da mevcut. Gerek şehirlerin fotoğrafları gerek yapıların fotoğrafları çok iyi düşünülmüş birer ayrıntı. Bu fotoğraflar renkli olsaydı daha güzel olabilirdi ama bu haliyle de kötü durmuyor ve kitaba değer katıyor.

Bitirirken şunu demek isterim ki, kendi tarihimizi maalesef Çin kaynaklarından veya Avrupalı Türkologlardan öğreniyoruz. Kitaptaki birçok kaynak yazarın deyimiyle Çin ve Avrupa kökenli kaynaklar. Taşağıl da yer yer bu meselelere değinmiş ve üzüntüsünü söylemiştir. Sadece turistik ziyaretlerden ziyade çalışmaların yapılmasını istediğini net biçimde ortaya koymuştur. İnşallah bir an önce çalışmalar artar bizim ülkemiz açısından da.

“Gökbörü’nün izinde” giderken, seyahatname tadında bir Türk tarihine tanık oluyoruz. Okuyanlar karşılaştırmalı olarak birçok bilgi edineceklerdir.

Ahmet Taşağıl, Gökbörü’nün İzinde, Kronik Kitap

 

Mehmet Akif Öztürk

Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2018, 10:12
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20