banner17

Gizemli Öykülerin İçli Bestesi: Oysa Rüyaydı

Merve Koçak Kurt, ikinci öykü kitabı 'Oysa Rüyaydı' ile okuyucuyu gerçek dünyadan rüyaların renkli âlemine masal tadında bir yolculuğa davet ediyor. Yolculuk boyunca size eşlik eden türkülerin, şarkıların, renklerin içinize yaydığı hoşnutluk ile rüya-gerçek arasında gidip geliyorsunuz. Mustafa Uçurum yazdı.

Gizemli Öykülerin İçli Bestesi: Oysa Rüyaydı

Ellerin Mavi Kelebek, Merve Koçak Kurt’un ilk kitabının adı. 2014 yılında çıkmıştı bu ilk kitap. Aradan geçen üç yıl içerisinde dergilerde, gazetelerde, sosyal medyada az ama zihne şifa yazdıklarıyla karşıladı bizleri. Şimdi Oysa Rüyaydı çıkageldi. Merakla beklediğim bir kitaptı bu. Ellerin Mavi Kelebek ile yakaladığı başarısını çok iyi bildiğim için yeni kitabını hem içerik hem de anlatım olarak merakla beklediğim bir yazardı Merve Koçak Kurt.

İşini ciddiye alan bir yazarla karşı karşıyayız. Bir kuyumcu titizliği ile her kelimenin üzerinde duran bir hassasiyete sahip Merve Koçak Kurt. Üstünkörü hiçbir şeye tahammülü yok. İmlâdan tutun da sözcüklerin anlamlarına kadar tek tek özenle çalışarak kuruyor öykülerini. Kendine has imgeleri, dünyaya baktığı kendi penceresi var. Yazdığı öyküler ile bu pencereye okuyucularını da davet ediyor. Dönüp duran bir masal âlemini okuyucuları ile birlikte izliyor Merve Koçak Kurt.

Hece Yayınları’ndan özenli bir kapak çalışması ile çıkan Oysa Rüyaydı’da yirmi iki öykü var. Bu, yirmi iki ayrı rüya demek aslında. Uyuyup da kaldığımız, dalıp da farklı bir dünyaya uyandığımız yirmi iki rüya.

Rüyaydı ve göğe yükselen bir maviydi zaman

“Sevgili Okur İçin” ithaf edilmiş bir kitap Oysa Rüyaydı. Okuruyla hasbihal eden bir yazar Merve Koçak Kurt. Kitabın isminden kapak çalışmasından etkilenerek kendini bir rüyaya kaptırmak istese de okur, yazar okurlarını mavi bir yolculuğa çıkarıyor. Masal gibi bir yolculuk bu. Yazarın deyimiyle yaşananlar aslında bir “rüyamasal.”

Şehirler gelip geçiyor öykülerin içinden. Yaşananlar, günlük hayatın telaşı var. Her şey akıp giderken bir düzen içinde bir anda rüyanın kapısı aralanıyor ve farklı bir boyuta geçiyor zaman ve mekân. Yazar bu geçişleri o kadar doğal yapıyor ki rüya-masal ve gerçek arasında kaldığınızı fark edemiyorsunuz bile. Yaşananların huzuruna kaptırdığınız kalbiniz sizi bir diyardan başka bir diyara sürüklüyor.

Kitabın ilk öyküsü “Kızıldut’un Boynu”. Pastoral bir şölenle başlıyor öykü. Sesler, tabiatın her türlü rengi var. Gerçek dünyanın sesleriyle başlayan öykü bir rüyada buluyor kendini. Gerçek-rüya arasındaki geçişler çok doğal olduğundan okuyucu kendini bu akışa rahatlıkla kaptırabiliyor.

Kâğıt Kesiği” öyküsü çocuğun sorduğu “Anne kâğıt kesiği neden insanın canını bu kadar yakar?” sorusu ile başlıyor. Yazarın kâğıt kesiği merkezli bir öykü kuracağı düşünülürken bir rüya sahnesi ile bir anda değişir devran. Masala kapı aralayıp Binbir Gece Masalları’nın efsunlu dünyasına seyr ü sefer eyledikten sonra tekrar dönüyor oğlunun sesine yazar.

Rüyalar kadar renklerin de makbul bir yeri var Merve Koçak Kurt öyküsünde. Ellerin Mavi Kelebek ile başlayan mavi tutkusu Oysa Rüyaydı’da da devam ediyor. “Günlerden Mavi” adlı öykü, bir gezi yazısı tadında ama öykünün sımsıkı tutulan ipi bırakılmadan bir yolculuğa davet ediyor okuyucuyu. Mavi yolculukta Gökçeada bir tablo gibi resmediliyor bütün ayrıntılarıyla.

Öykünün dili, yazarın sesi

Merve Koçak Kurt öykülerinde dilin kullanımındaki özen hemen dikkat çekiyor. Özenle seçiyor yazar her kelimeyi. Bir şiiri kurar gibi işliyor öyküsünü. Sıradan kelimeler girmesin istiyor öyküsüne. Kısa cümleler zihinde kalıcı, öyküyü besleyen bir ustalıkla kullanılıyor. Eksiltili cümleler okuyucunun zihninde tamamlanmayı bekliyor. Bu da anlatımı canlı tutuyor: “O günü hatırladı kadın.” “Ellerinde bir kâğıt kesiği…” “Yaralarım açıldı.” “Damağında acı bir kahve tadı.”

Devrik cümleler de oldukça yer tutuyor öykülerde. Anlatımı akıcı kılıyor bu cümleler: “Yüzlerce suret geçiyor önümüzden o gün.” “Bir avluya açılıyordu yüreği.” “Mağrurdu kadın.”

Sait Faik Abasıyanık okurken sadece son birkaç cümleyi okumak bile okuyucu için tarifsiz bir dil şöleni sunabiliyor. Merve Koçak Kurt öykülerinin son cümleleri de gökten düşecek üç elmanın okuyucuya sunulması gibi bir ferahlık bırakarak okuyucunun kalbinde öyle sona eriyor: “Ayrılık upuzun bir kelimeymiş, öğrendim.” “Yaralarım açıldı.” “Günlerden neydi, mavi mi?” “Sebebi eski bir yara.” “Gözlerindeki yeşil su yılanı sonsuza dek uyumalıydı.” “Rüyayı bozan kandan hayata sığındım.”

Ve bir bakmışsınız “Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok” diyen tanıdık ve içli bir şarkıya kapılmışken bir bakmışsınız Feyruz’un sesinden “Habbeytak Bissayf” dokunuyor içinize. Sardunyalar, çuha çiçekleri, sütleğen çiçeği, bir kalbin ortasında gül tarlası ve unutmabeni çiçekleri. Merve Koçak Kurt, öykülerindeki çiçekleri seçerken bile özenli olmayı ihmal etmeyen bir yazar.

Masal, gerçek, rüya, renkler ve bir öykünün dokunduğu nazenin yüreğimiz. İncitmeden, bir masal kuşu narinliğiyle dokunaklı öyküler yazıyor Merve Koçak Kurt. İkinci kitabı da öyküde gösterdiği disiplinin bir ispatı. Az ama işçiliği yoğun öyküler kaleme alıyor. Merve Koçak Kurt, son yıllarda edebiyat dünyamızda öykünün mutlu eden yükselişinde kendine sağlam bir yer edinerek zihinlerdeki yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor.

Merve Koçak Kurt, Oysa Rüyaydı, Hece Yayınları

Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2018, 17:20
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20