Gırnata ve Kurtuba sokaklarında şiirsel bir gezinti

Mesut Doğan, 'Endülüs: Düşlerin Son Sığınağı' adlı kitabında, Endülüs’e dair gezi notlarını edebi bir dille okuyucuya aktarıyor. İsmail Kaplan yazdı.

Gırnata ve Kurtuba sokaklarında şiirsel bir gezinti

https://www.ktpkitabevi.com/urun/endls-dslerin-son-siginagi-9786053260264Turist olmak ile seyyah olmak arasında ciddi bir fark var. Turist fotoğraflarlar biriktirir, seyyah ise hatıralar. Seyyah, gezdiği yerin tarihine ve kültürüne de bir gezintiye çıkmış olur aynı zamanda. Turist için bir şehri gezmek, bir müzeyi gezmekten farksızdır. O şehrin dokusuna değmeden, kokusunu içine doya doya çekmeden gezisini tamamlar.

Mesut Doğan’ın “Düşlerin Son Sığınağı: Endülüs” kitabını okuduğumda, kendisinin baştan sona bir seyyah olduğunu fark ettim. Gerek kitap boyunca sürdürdüğü anlatım dilinin şiirselliği, gerek anlattığı mekânlarla bir duygusal bağ kurmuş olması, bende bu izlenimi oluşturdu. Kitabı okurken sanki ben de yazarla birlikte Endülüs’ün efsunlu atmosferine bir seyahat gerçekleştirdim.

Kitap, ana teması El Hamra Sarayı ile Kurtuba Camii olmak üzere, İspanya’da İslâm’ın izlerinin bulunduğu üç şehirden bahsediyor. Yazarın ziyaret ettiği bu şehirler Gırnata, Kurtuba ve Sevilla. Zaten yazar daha kitabın başında, bu kitabın öncelikle El Hamra Sarayı’nı anlatmak olduğunu söylüyor.

El Hamra’ya bakış

El Hamra Sarayı, Endülüs’te kurulan son ve en uzun ömürlü devlet olan Beni Ahmer Devleti’nin ilk sultanı I. Muhammed tarafından inşasına başlanan, sadece bir saray değil; sayıları altıya kadar çıkan sarayları, bir camisi, kışlaları, dükkânları bulunan, duvarlarla çevrili bir şehri andıran büyük bir yapı.

El Hamra Sarayı’nın, her tarafını çevreleyen su yolları ve birbirinden güzel, yazarın tabiriyle cennet bahçelerini andıran bahçelerinin yanında belki de en bilinen özelliği, her bir duvarını süsleyen “Lâ Ğalibe İllallah” yazıları. Bunun haricinde araştırmacılar, El Hamra Sarayı duvarlarında on bin kadar ayet ve özlü söze rastlıyorlar. Her bir ayrıntısı hikmet izleriyle dolu olan bu saray, İslâm mimarisinin zirve noktalarından birisi sayılabilir.

Kitapta El Hamra’nın mimari ve sanatsal özelliklerine uzun uzun değiniliyor. Bana kalırsa bu bölümdeki en vurucu kısım, Nurettin Topçu’dan yapılan bir alıntıda saklı: “Her hareket mutlaka sonsuzlukla bir bağlantı kurmalıdır, aksi halde hiçbir anlamı ve değeri olmaz.” Bu alıntı aklıma, mimarideki ve yazın alanındaki karşılığını Turgut Cansever’de bulan “Tevhid” ve “Bütünlük” kavramlarını getiriyor. Bu kavramı mimar Cevat Ülger “Ritim” kelimesiyle tanımlarken, yine uzun ve doyurucu bir tanımlamayı İsmail Raci Faruki getiriyor:

Bir duvardaki, halıdaki, minyatürdeki, ahşap ya da taş bir paneldeki grafik temsilinde Arabesk, doğal limitlerin ötesinde sonsuza dek var olmaya devam ediyor gibi görünür. Aynısı bir müzik ya da şiir için de geçerlidir; unsurlar ve kalıplar farklıdır ancak söyleyen veya okuyan sustuğunda bile devam eden tasarımlar aynıdır, tecrübe edilen şeyin sonsuza dek devam etmesi ihtiyacını doğurur.”

Yukarıdaki tüm alıntılar ve tanımlar, birebir karşılığını El Hamra Sarayı’nda buluyor.

İlim merkezi Kurtuba

Kurtuba şehri, Endülüs Müslümanlarına üç asır boyunca başkentlik yapan büyük bir şehir. Bunun da ötesinde, Endülüs medeniyetinin en önemli isimleri hep bu şehirden çıkmış: İbn Rüşd, İbn Tufeyl, İbn Hazm, Kurtubî, İbn Messere vs… Aynı zamanda bu şehir, onuncu yüzyılda Avrupa’nın en kalabalık şehirlerinden biriyken, kütüphanesinde bulunan el yazması kitaplar Avrupa’da bulunan tüm kitaplardan daha fazla. Bu yönüyle tüm Avrupa’dan Kurtuba’ya talebeler geliyor yüzyıllar boyunca.

Mesut Doğan'ın Kurtuba’daki izlenimleri genel olarak Kurtuba Camii ile ilgili. Caminin mimari yapısını uzun uzun anlatan yazar, Kurtuba Camii’nin başına gelen felaketlerden, ibadete kapatılmasından, hemen yanına büyükçe ve caminin görüntüsünü bozan bir katedral inşa edilmesinden bahsederken hem kendisi üzülüyor, hem de okurunu hüzünlendiriyor.

Endülüs’e Ağıt

Kitap boyunca, İslâm medeniyetinin zirve noktalarından birisi olan Endülüs’ün 1492’de Müslümanların elinden çıkışının hüznünü yaşıyorsunuz. Yazarın da Gırnata’dan ayrılırken hissettiği o ân'ı, son Gırnata sultanı Ebu Abdullah Muhammed’in bir tepeden dönüp şehre baktığında yaşadığı hüznü içinizde hissediyorsunuz. Bu hüznün zirveye ulaştığı yer ise, Ebu’l Bekâ er-Rindî’nin 1486-1487 yıllarında yazdığı “Endülüs’e Ağıt” şiiri oluyor. Sezai Karakoç’un çevirdiği ve İslâm’ın Şiir Anıtlarından kitabında yer alan bu şiir, aslında çökmekte olan bir devlet ve yok olmakta olan bir medeniyetin son anlarında bile nasıl eserler ortaya koyduğunu gösteriyor bizlere. Dile kolay, 800 yıllık bir medeniyetin ardından gelen bir ağıt…

Kitap, konusu gereği sık sık geçmişe ve tarihe atıfta bulunuyor. 20 yılda gerçekleşen fetihlerle Paris sınırına kadar dayanan Müslümanların 700 sene boyunca nasıl bir medeniyet inşa ettiğini, zaman içerisinde devletlerin nasıl yozlaşarak bu topraklardaki İslâm varlığına zarar verdiğini, son olarak da 1492’den sonra İspanya’da kalan Müslümanların Osmanlı sultanı II. Bayezid’den nasıl yardım istediğini çeşitli bölümlerde dile getiriyor kitap.

Yazar, kitapta başka birçok kitaba da atıfta bulunuyor. Bu kitapların başında, yazarın da okuyup çok fazla etkilendiği, Washington Irwing’in Elhamra: Endülüs’ün Yaşayan Efsanesi kitabı geliyor. Bunun haricinde kitapta İhsan Süreyya Sırma’nın Ah Endülüs, Mehmet Sılay’ın Endülüs Çağırıyor, Mehmet Özdemir’in Endülüs Müslümanları, Ziya Paşa’nın Endülüs Tarihi, Robert Irwin’in Elhamra kitapları gibi Endülüs ile ilgili birçok önemli kitaba değiniliyor.

Endülüs’le ilgili akademik veya kitabî bilgi almaktan ziyade, Gırnata ve Kurtuba sokaklarında bir seyahate çıkmak isteyenler için Mesut Doğan’ın kitabı biçilmiş kaftan.

Endülüs'e dair fotogalerimiz için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/?aType=fotohaber&FotoID=10047

İsmail Kaplan yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2018, 15:41
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayşenur
ayşenur - 3 yıl Önce

başarılı bir kitap..başarılı bir özet..

Furkan Yılmaz
Furkan Yılmaz - 3 yıl Önce

Cennetin dünyadaki izdüşümü Endülüs ve özellikle Elhamra Sarayı. Binbir gece masallarını yaşamak isteyenlerin mutlaka gitmesi gerekir. Yazarın şiirsel üslubuyla insanın yüreğini ve hüznünü sarıp sarmalayan kitap bir solukta okunuyor.

banner19