'Gerilla İlim Adamı' İsmail Raci Faruki ve Tevhid

İsmail Raci Faruki'nin adına mücadele ettiği değerlerin özünü sunma gayreti gibi görülebilir 'Tevhid' eseri. Deniz Baran yazdı.

'Gerilla İlim Adamı' İsmail Raci Faruki ve Tevhid

Tam 30 yıl önce bugün, bir sahur vakti, Pennsylvania’daki evinde eşiyle birlikte bıçaklı saldırıya uğrayan ve bu suikast ile aramızdan ayrılan İsmail R. ’yi yâd etmenin vaktidir bugün. Kendisi hakkında bu sitede ilk kez yazılmıyor; hem kendisi hakkında 2009'da yazılmış bir portre yazısı mevcut hem de uzak olmayan bir vakitte Mustafa Runyun kardeşimizin yazdığı güzel bir derleme yazısı Faruki’ye işaret ediyor: İslamcıların geç keşfedip erken kaybettiği isimler.

Bu sebeplerle Faruki’yi yâd ederken onun hakkında yazılmış olanlara bir ek yapmakla yetinmeyi ve en önemli eserlerinden biri olan “Tevhid”i buraya taşımayı tercih ettim ki bu eserin Faruki’yi yâd etmek, anlatmak için güzel bir aracı olacağını düşünüyorum. Lakin yine de eser sahibini tanımak adına olsun kısaca kimdi İsmail Raci Faruki, bir hatırlayalım.

Kendi üniversitesinde ona “gerilla ilim adamı” lakabını vermişler

1921’de Filistin’de dünyaya gelen İsmail Raci Faruki, gençliğinde şahit olduğu İsrail’in kuruluş süreci ile, bu sürecin nasıl bir zulüm süreci olduğunu görmesiyle beraber ömrü boyunca sürecek bir direnişe kendini teslim eden büyük bir akademisyen, esasında düşünürdür. Onun sıradan bir akademisyen olmaktan ziyade parlak bir zihin, büyük bir düşünür olduğunun en büyük kanıtı için de, Filistin meselesinden yola çıkıp ortaya koyduğu zihinsel direnişin ne denli geniş ve küresel bir perspektife sahip olabildiğini görmek gerekir. Lübnan’daki gençlik yıllarından başlayarak Harvard’a uzanan çok iyi bir eğitim hayatı geçirmesinin yanında gittiği her yerde gördüklerini iyice özümseyip büyük resmi sorgulaması ve ona atfedilen bir kavram olan bilginin İslamileşmesi yolunda malzeme olarak kullanabilmesi Faruki’yi özel bir düşünür yapmaktadır. Oldukça iyi bir eğitim hayatı ve bilgi donanımını, yüksek düzeyde bir muhakeme yeteneği ve zihinsel direnişinin temel taşı olan öfkesi (İsrail’e ve bunun üzerinden Batı’ya karşı) ile birleştirebilen Faruki, Fazlurrahman’ın nitelemesiyle “en iyi kafalardan birine sahip ve en soyut felsefi konulara gayet iyi yaklaşabilen” biridir.

Tabi İsmail Faruki’yi özel kılan yönlerinden biri, salt teorik alanda üretmekle kalmayıp pratikte de birçok faaliyete imza atan biri olmasıydı. Filistin ve Lübnan’daki gençlik yıllarından ABD’deki ve Kanada’daki akademisyenlik yıllarına kadar geçen sürede her daim farklı hareketlerde yer aldı. Rivayet odur ki, böyle oluşu sebebiyle kendi üniversitesinde ona “gerilla ilim adamı” lakabını vermişler.

İsmail Raci Faruki’nin dolu dolu geçen ömrünün pek kısa bir özetinden sonra, onu yad etmemize aracı olacak eseri Tevhid’e geçebiliriz. İnsan Yayınları’ndan ilk baskısı 1998’de yapılan kitap, Faruki’nin Türkçe’ye çevrilen tek eseri değil. Onun kaleminden çıkan “Asya Dinleri”, “Bilginin İslamileştirilmesi”, “İslam Aydınlatıyor”, “İslam ve Diğer İnançlar”, “İbrahimi Dinlerin Diyaloğu”, “İslam”, “İslam Kültür Atlası”, “İslam ve Siyonizm” kitapları da dilimize çevrilmiş şekilde bulunabilir.

İnsan yeryüzünün halifesidir ve “iyi olanı” bilip onu “sevmeye” mahkûmdur

Tevhid’in yazılış amacı esasında kitabın henüz giriş bölümlerinde net şekilde anlaşılıyor. Sanıyorum ki Faruki’nin adına mücadele ettiği değerlerin özünü sunma gayreti gibi görülebilir bu eser. Onun deyimiyle modern çağların en mutsuz ümmeti olan Müslümanlar bölünmüşlük, acziyet ve kendi düşünsel mirasının farkında olmaktan uzak bir vaziyettedir. Halbuki insan yeryüzünün halifesiydi ve “iyi olanı” bilip onu “sevmeye” mahkûmdu. İşte böyle büyük bir vazifenin gereğini yerine getirmesi gereken müminin evvela tüm bu mükellefiyetinin ve hayatının ve yaratılışının özünü hatırlama ihtiyacı bilhassa bu zamanda iyice neşet etmiştir. Tevhid’in işlevi de esasında bu ihtiyaca bir cevaptır. Konu başlıklarını bir piramit misali tek bir tepe noktasından başlayıp aşağı doğru yayarak kurgulayan Faruki’nin böyle kurguyu tercih etmesinin altında “öz”ü yani “tevhidi” kavrama ve kavratma çabasının yattığını düşünüyorum.

Eserin içindeki bölümlere geçmeden evvel önsöze dair bir not düşmeyi önemli buluyorum. Kitaba yol gösteren şeyin Şeyh Sunusi, Hasan el Benna, Muhammed bin Abdulvehhab gibi öncülerin fikirlerinin güncel bir sentezi olduğu önsözde açıkça belirtiliyor. Eserde Selefi perspektife teveccüh gösterildiği yine daha başlangıçta anlaşılıyor.

Diğer dinler ile İslam’ı “tevhid” kavramı çerçevesinde kıyasa tâbi tutuyor

Bir piramit misali kitabın içindeki başlıklar ve hâliyle kavramlar kurgulanıyor demiştim. İşte buna uygun olarak kitaptaki ilk bölüm, dini tecrübenin özüne dair izahatları ve bu özün “tevhid” kavramına karşılık gelişini anlatıyor. Tevhidin bir dünya görüşü oluşturmada nasıl belirleyici olduğu ve akabinde tevhid kavramının İslâmi çerçevede nasıl göründüğü de bu bölümü takiben ortaya konuyor. Tevhid-şirk ayrımının “iyiyi sevmeye mahkûm” insanın “iyi”yi seçisinde nasıl bir süzgeç olduğu izah edildikten sonra ise İslâm’ın özünde tevhidin yatışına karşın diğer dinlerin tevhide ters yönleri içi oldukça dolu bir kıyaslama ile göz önüne seriliyor. Tevhidin çıkış noktası olan “Allah’ın aşkınlığı” olgusu ile diğer dinlerin çatışmasının bu şekilde ortaya konması, bilhassa günümüzde yani seküler bakış açısının hâkimiyeti sebebiyle dinlerin çok dar açıdan ele alınıp çok basit kriterlerle değerlendirildiği ve yüzeysel kıyaslarla birbirine indirgendiği çağımızda faydalı diye düşünüyorum. Kitabın diğer dinler ile İslam’ı “tevhid” kavramı çerçevesinde kıyasa tâbi tutması, esasında tüm esere yayılan bir üslup. Bunun başarıyla yapılması da Faruki’nin diğer dinler hakkındaki birikimini ortaya koyması bakımından ayrıca dikkat çekici.

Yukarıda bahsettiğim bölümlerden sonra ise Faruki; tarih, bilgi, metafizik, ahlâk, toplumsal düzen, ümmet, aile, siyasal düzen, ekonomik düzen, dünya düzeni, estetik ilkeleri olarak ayrı ayrı bölümlere ayırdığı tüm alanlarda “tevhid” kavramının yansımalarını gösteriyor ve bir nevi insanoğlunun hayatını teşkil eden bu alanları, tevhidin bilincinde olan müminin nasıl şekillendirdiğini/ şekillendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Sonuç olarak Faruki’nin kaleminden, tevhid dediğimiz piramidin tepesindeki “öz”ün tüm tabana sirayet edişini sistematik bir şekilde okumuş oluyoruz.

Bu yazı aracılığıyla ebediyete intikâl ettiği 27 Mayıs gününde İsmail Raci Faruki’yi hayırla yâd etmek ve bize kalan mirasının bir parçasını göstermek istedik. Allah onun şehadetini kabul eylesin.

Deniz Baran

Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2016 Perşembe 11:36 Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2022, 10:03
YORUM EKLE

banner19

banner26