Gençlerin yüksekten uçuşlarını romanlaştırdı

Recep Şükrü Güngör'ün 'Yüksek Uçuş’ kitabında gençlerin psikolojileri, küçük dünyaları içinde nasıl 'yüksek uçuş'lar yaptıkları, büyük hayaller kurdukları anlatılır. Ömer Yalçınova yazdı.

Gençlerin yüksekten uçuşlarını romanlaştırdı

https://www.ktpkitabevi.com/urun/yksek-uus-9786059971348Recep Şükrü Güngör, yedi hikaye kitabından sonra Yüksek Uçuş (2014, Palto y.) romanını yayımladı.

Onunla ender karşılaşmalarımızda her zaman dolu dolu sohbetler ettik. Sohbetlerimizin konusu genellikle kitaplar, dergiler, şairler ve yazarlar olmuştur. Kendine has bir bakış açısıyla yorumlar Recep Şükrü Güngör kültürel olayları. Bu bakış açısını, okuduğu her yeni kitapla yenilemeyi başarır. Bu yüzden Recep Şükrü Güngör’le yapılan bir sohbetin aynısı, başka bir zaman yapıldığında, farklı bir sohbet intibaı bırakır. Çünkü aradan geçen zaman zarfında, Recep Şükrü Güngör fikirlerini yenilemiş, geliştirmiş, genişletmiştir.

Kitaplarında da aynı olayın olduğu söylenebilir. Recep Şükrü Güngör her yeni kitabında farklı bir atılım içine girer. Sanırım iki çocuk, bir piyes ve yedi adet hikaye kitabı yazdı. Kitaplar sırasıyla okunduğu zaman ondaki değişim fark edilebilir. İşlediği konulardan işleyiş şekline kadar, kendini tekrar etmeyen, değişik şeyler denemeyi seven bir yazardır Recep Şükrü Güngör.

Bir proje kitap, Yüksek Uçuş

Bunda edebiyat ortamını yakından takip etmesinin büyük etkisi vardır. Zaten Recep Şükrü Güngör’ün birçok hikayesinde şairler, yazarlar, dergi editörleri, kitap kurtları birer karakter olarak yerini alır. Palto Yayınları'ndan çıkan Yüksek Uçuş’ta da sıkı okuyucularla karşılaşırız. Sadık bunlardan biridir ve neredeyse her gün farklı bir kitap okur. Okuduğu kitaplar çeşitlilik gösterir. Hikaye, şiir, roman, deneme… Yani edebiyatın neredeyse bütün türlerinde okumalar yapar. Recep Şükrü Güngör’ün hikaye ve romanlarında böyle bir tutum içinde olması, iki şekilde açıklanabilir.

Birincisi; yaşantı merkezli olmak, hayatı anlatmak. İkincisi; gençlere yol göstermek, okunması gereken kitaplara dikkat çekmek. İki tutum da Recep Şükrü Güngör’ün kitaplarında mevcuttur.

Recep Şükrü Güngör hikayelerinde daha somuttur, yani yaşananlardan yola çıkar. Onları zenginleştirerek, işin içine biraz da hayal katarak renklendirir. Konuşma dilini kullanır. Bu yüzden hikayelerinin genelinde sohbet havası vardır. Anlatıcı değişik üsluplarda, olay ve kişileri okuyucuya aktarır. Hikayelerin yaşantı temelli olması, onların hayal dünyasıyla zenginleştirilmesi, bir de konuşma diliyle, yani sohbet havasıyla anlatılması, akıcı hikayelerin ortaya çıkmasını sağlar. Bu noktada Recep Şükrü Güngör hikayelerinde eleştirilecek yön; hikayelerin, hayal dünyasından sonra tekrar somuta dönmekte çektiği güçlük. Çok inandırıcı, günlük hayat içinde başlatılan hikayeler, sanki bir yerden sonra elden kaçıyor ve fazla dağılıyor. Daha sonra toparlandığında, akılda derli toplu bir şey kalmıyor. Bu, Güngör’ün hikaye kurarken tercih ettiği sebep-sonuç ilişkisinden kaynaklanıyor olabilir. Sanki okuyucuya fazla güveniyor gibi Güngör.

İkinci unsura gelince, karşımıza Yüksek Uçuş çıkar. Bir proje kitap, Yüksek Uçuş. Güngör, liseli gençleri anlatır romanında. Üniversite sınavına hazırlanan bir grup genç. Sınava hazırlanırlar, ailevi sıkıntıları vardır. Özgürlük savaşı verirler. Hayatın acı yönleriyle tanışırlar. Zorluklara karşı mücadele etmeyi öğrenirler. Tabii bir de arkadaşlık diye bir şey vardır. Arkadaşlığın lise yıllarında keşfedildiğini anlatır Güngör. “En büyük sığınak samimi bir arkadaş.” Neredeyse lise yıllarında bütün insanlar aileden uzaklaşıp arkadaş dünyasına dalarlar. Bütün duygu ve düşüncelerini arkadaşları arasında denerler. Geleceğe dair sağlam yatırımları bu yıllar içinde yaparlar. Çok sonradan bunlarla, aileden aldıkları özellikler birleşir ve bir bütün oluşturur. Güngör’ün romanında işlemek istediği, ilk dönemdir. Yani bir insanın dış dünyayla, diğer insanlarla ilk karşılaşması.

Gençlerin psikolojileri, küçük dünyaları içinde nasıl “yüksek uçuş”lar yaptıkları anlatılıyor

Yüksek Uçuş’ta Güngör, hayatın acı ve tehlikelerine dikkat çeker, fakat orada kalmaz. Çünkü hayata dönük olumlayıcı, iyimser, pozitif bir bakış da geliştirmeye çalışır. Ümitsizliğe ve olumsuzluklara karşı kırılan dirence kendini kaptırmaz. Karakterlerinin ve okuyucularının da kendini kaptırmasını istemez. Anlatımında da bu vardır. Neşeli bir anlatım tercih eder. Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikaye’den sonra takındığı ve geliştirdiği, çok iyi örneklerini verdiği bir anlatım tekniği ve bakış açısıdır bu. Güngör’de de aynı bakış açısını ve tekniği bulabiliriz. Az tasvir, gerektiği kadar bilgi, olay merkezlilik… Okuyucuyu bunaltmamak… Sosyal meseleleri atlamamak… Mustafa Kutlu hikayeleriyle Recep Şükrü Güngör hikayelerinin buluştukları noktalardır.

Yüksek Uçuş’ta gençlerin psikolojileri, küçük dünyaları içinde nasıl “yüksek uçuş”lar yaptıkları, büyük hayaller kurdukları anlatılır. Bununla birlikte Sadık örneği üzerinden kitap tavsiyelerinde bulunur yazar. Bunlar Recep Şükrü Güngör’le oturup, bir bardak çay içtiğinizde de duyacağınız kitaplardır. Peyami Safa’nın Biz İnsanlar’ı, İbrahim Gökburun’un Kesik Dil’i, Cafer Keklikçi’nin Yasak Bölge’si bunlardan sadece birkaç tanesi. Bu şekilde yazar gençleri hem her gün 300 adet test sorusu çözmeye yönlendirirken hem de kitap okumaya teşvik eder. Bunu roman formatı içinde yapması, daha büyük bir kitleye ulaşmasını sağlayabilir.

Recep hocanın projeleri bitmez. Dört beş kitap projesiyle birden uğraşır ve sırasıyla yayımlar. Bakalım Yüksek Uçuş’tan sonra neler yazacak.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 14:25
YORUM EKLE

banner19