Geleneksel İslami dünyanın retoriğini tahrip eden Tanzimat yerine ne koydu?

Dr. Kemal Şamlıoğlu’nun Tanzimat Yeniliğinin Retorik Problemleri adlı çalışmasında dikkat çektiği üzere Tanzimat, geleneksel İslami dünyanın retoriğini tahrip ettiği gibi, yerine önerdikleriyle de apayrı bir epistemolojik tramvanın temellerini atmıştır. Mustafa Köneçoğlu yazdı.

Geleneksel İslami dünyanın retoriğini tahrip eden Tanzimat yerine ne koydu?

Osmanlı düşünce ve sanatı açısından Tanzimat, tramvatik bir yol ayrımına tekabül eder. Eskinin ihyasının mevcudu ifade etmede yetersiz kalmasının anlaşılması, Osmanlı aydınını yeni bir serüvenin eşiğine bırakır. Bu serüven içinde mütereddit birinci kuşak aydın, geçmişle gelecek arasında tuhaf bir köprü konumundadır. Köprünün Batılı ayağına çok daha yakın bir yerde kültürel otağını kurmaya çalışan Tanzimat aydını için, bulunduğu yerin kavramsal çerçevesini çizmek oldukça büyük bir sorunsal oluşturur. Dil, kültür ve düşünce açısından geçmişin geleneksel kodlarıyla Batılı retorik arasında sıkışıp kalan aydın; idrakini Batılı etkilenmelerin ilhamına olabildiğince açık tutsa da, bir tür ‘Yaralı Bilinç’ olmaktan öteye gidememiştir. Zira sanattan edebiyata, mülkiyetten iktisada, eğitimden toplumsal ilişkilere kadar birçok tarihi-kültürel kod çözülürken, hazmedilecek sosyolojik ortam henüz oluşmadan yeni kodlar inşa edilmeye çalışılmıştır. Tarihin baş döndürücü bir şokla yön değiştirdiği bu toplumsal vasatta,  en büyük sorunlardan biri de kendini ifade etmedeki karmaşadır. Zira arafta olmanın en büyük handikabı; her zaman, dil ve retorik açısından bir sorun olagelmiştir.

Dr. Kemal Şamlıoğlu’nun Kesit Yayınları (Haziran 2020) tarafından yayımlanan Tanzimat Yeniliğinin Retorik Problemleri adlı çalışması sözünü ettiğim retorik problemleri farklı bir perspektiften ele alması bakımından önemli bir kazı çalışması niteliğinde. Kitabın ana eksenini, ‘Tanzimat’ın birinci kuşak edebi etkinliğini’ ‘İslami söylem’ çerçevesinde yeniden sorunsallaştırmak olarak okuyabiliriz. Müslüman düşünce açısından, dönemin zihinsel/edebi etkinliklerinin, ne şekilde çelişki ve uyumsuzluk alanları meydana getirdiği sorusu, Kemal Şamlıoğlu’nun cevap aradığı soruların başında geliyor. Diğer yandan, bu çalışma etrafında yazar, geleneksel dünyaya ait anlam haritalarındaki tahribatın meydana getirdiği epistemolojik savrulmanın boyutlarını, örnekler üzerinden serimlemeye çalışıyor. Tanzimat’la birlikte kendini göstermeye başlayan pozitivist kültürel vesayetin, İslam düşüncesini öteleyerek geriye gidişle özdeşleştirmesi ve bu düşünce etrafında kurgulanan ideolojik hegemonyanın açtığı sosyo-kültürel çatlağı yeniden tartışmaya açıyor Tanzimat Yeniliğinin Retorik Problemleri. Bunu yaparken de yer yer edebiyatın, yer yer de tarih ve sosyolojinin imkân ve tanıklığına başvuruyor. Böylece ele alınan konu çok daha zengin referanslarla tartışılma imkânına kavuşuyor.

Tanzimat aydınlarının sorgulanamaz hale getirdiği kavramlar

İlk kuşak Tanzimat aydınının bir kutsallık halesiyle çerçeveleyip karşı çıkılmaz hale getirdiği; hürriyet, adalet, eşitlik, Batılılaşma, akıl, muasırlaşma gibi kavramların nesnellikten öte, konjonktürel öznelliğe sahip olduğunu vurgulayan Kemal Şamlıoğlu’na göre, bu kavramların oluşturduğu mitik atmosferde, mevcut ve geleneksel olan ötekileştirilerek tarih dışına itilmeye çalışılmıştır. Bu tarihi ve kültürel tasfiye evresi, özellikle sanatçılar eliyle Batılı kavramsal düşünce etrafında yoğunlaşarak Cumhuriyet’e giden sancılı süreci hızlandırmıştır. Bu tarihsel sürecin ana aktörü sayılan Tanzimat’ın ilk nesli aydınlar için önemli olan düşence, toplumda karşılık bulan bir kültür ve inanç hassasiyetinden ziyade, Batı dünyasına uyumun pratik ve tek boyutlu acilliğidir. “Bu bağlamda Tanzimat aydınının bir problem ortaya koymaktan çok; yenileşme sürecini geleneği reddederek Batı karşısında üstünlük kuracağı yanılgısı olarak görmek mümkündür.” (s:13)

Kitapta Fransız aydınlanmasının bir yansıması olarak pozitivist gerçekliğin Tanzimat aydınındaki kendilik anlayışını nasıl dönüştürdüğü ele alınırken, bu dönüştürmenin medeniyet; akıl ve ilim kavramları üzerindeki tesirinin izleri sürülüyor. Şinasi, Namık Kemal başta olmak üzere; dönemin diğer aktörleri açısından medeniyet dairesine girmenin yegâne aktörü akıldır. Akıl, aynı zamanda Batılı formasyonun şekillendirdiği ilimdir. Bu açıdan bakıldığında, medeniyete dâhil olmak, evrensel bir özelliğe sahip olması dolayısıyla zorunluluk arz eder. Namık Kemal özelinde söylemek gerekirse, Tanzimat’ın birinci kuşak aydını, medeniyet algısı bakımından önemli ölçüde deterministtir. Fakat eski-yeni arasındaki kültürel fay hatları o kadar şiddetli hareket etmektedir ki, ilk kuşak aydın arasında, çatlaklar ve çatışmalar oluşturmaması imkânsızdır. Ziya Paşa, Namık Kemal örneğinde olduğu gibi...

Kemal Şamlıoğlu’na göre şiir ve dil üzerinde tezahür eden bu çatışma alanları aslında, diğer toplumsal alanları da özetler mahiyettedir ve; “yenileşmenin siyasi bir kanaat farklılığıyla düalist çerçeveli gelişmekte olduğunu gösterir.” (s:18) Bütün bu retorik arayışları, bir anlamda; bu sancılı düalist sürecin bir sonucudur. Amaç, kötü gidişatın önüne bir an önce set çekip çöküşü, kendince, durdurmanın yollarını bulmaktır.

     

Türk modernleşmesinin en keskin dönemecidir Tanzimat

Yazarın tespitiyle Türk modernleşmesinin en keskin dönemeci olan Tanzimat, Osmanlı’nın ‘küresel koalisyonla’ ilişkilerini normalleştirme sürecinin Batılı anlamda anayasal bir tezahürüdür. Bu dönemin edebi/yazınsal alana yansıması da kendine mahsus bir özellik taşır. Türk modernleşmesinin edebi alana yansıması ne ilk dönem Fransız romanlarına hatırlatır ne de Bolşevik devrime giden Rus romanlarını: “Bu devrin edebiyatı epistemolojik sorun alanını Voltaire ve Diderot çağının geç aydınlanma prensiplerine dayandırdığı için, edebiyatın muhtevasını, Müslüman düşünce kaynağından uzaklaşma”nın doğurduğu bir yabancılaşma oluşturur. Fakat daha açık bir şekilde söylemek gerekirse, Tanzimat sadece sanat-edebiyatın tartışıldığı bir alandan ibaret değildir. Bundan çok daha farklı olarak Tanzimat; politik, toplumsal, kültürel, edebi çerçevede devrin seküler temayülleriyle dışlanan İslami düşüncenin de kendini araması, sorgulaması; pozitivist aydınlanma karşısında konumunu belirleme çabasıdır. Bütün bu dramatik yönüyle Tanzimat, geleneksel İslami dünyanın retoriğini tahrip ettiği gibi, yerine önerdikleriyle de apayrı bir epistemolojik tramvanın temellerini atmıştır.

Tanzimat dönemi, önemine binaen, belki yüzlerce defa işlenmiş bir konudur. Dolayısıyla bu devri yeniden ele almak, bilineni tekrar etme endişesini de beraberinde getirir. Fakat Tanzimat Yeniliğinin Retorik Problemlerinde Kemal Şamlıoğlu, ele aldığı sorunları işleyişindeki yöntemle bu endişeyi tamamen ortadan kaldırıyor. Kitaptaki zengin içerik, örnek seçimindeki titizlik ve kapsamlı kaynakça da okur için, döneme farklı bir açıdan bakmanın imkânlarını sunuyor.   

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2020, 00:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26