Gelen her türlü saldırıya karşı giyilen zırh: Aile

Siyer Yayınları’ndan çıkan “Aile Ahlâkı” kitabı, Muhammed Emin Yıldırım’ın “Muhteşem Ahlâk” derslerinde işlemiş olduğu konuların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş.

Gelen her türlü saldırıya karşı giyilen zırh: Aile

İslâm’ın son kalesi diyebileceğimiz ailenin ipine daha kuvvetli sarılarak Allah’ın rızasına giden bu yola adım atmak isteyenler için rehber niteliğindeki bu eser, Kur’an ve sünnet rehberliğinde okuyucuya sunduğu bilgileri yalnız kâğıt üzerinde bırakmayıp kendi hayatımıza geçirmemizi sahabe yaşantısından verdiği örnekler ile mümkün kılıyor.

“Sünnet; Müslümanca düşünme ve Müslümanca yaşamadır.”

Dışarıdan gelen her türlü saldırıya karşı giyilen zırh anlamına gelen ailenin günümüzdeki hâlinin izahı nedir ve bu hâlin sorumlusu kimdir? Aile ahlâkını fiiliyata geçirebilmemiz için hayatımıza katmamız gereken beş ilke nedir? Evlerimizdeki en kıymetli hazineden cennete uzanan köprü nedir, bu köprü nasıl imar edilir? Bizleri cennete götürecek olan amelleri yanlış yerlerde mi arıyoruz? Anne babaya ihsan nedir? Sıla-i rahim meselesini Allah’ın kitabından ve Resûlü’nün sünnetinden öğrendiğimiz zaman hayatımıza bunu nasıl taşımalıyız? gibi nice sorunun yanıtına Siyer Yayınları’ndan çıkan “Aile Ahlâkı” kitabıyla ulaşıyoruz. Muhammed Emin Yıldırım’ın “Muhteşem Ahlâk” derslerinde işlemiş olduğu konuların kitaplaştırılmış hâli olan bu eser, okuyucu ile sohbet ediyor hissi oluşturduğu için oldukça akıcı ve de bir nevi sentez niteliğinde olması hasebiyle her cümlesi ayrı önem arz ediyor.

“Nimeti de külfeti de çok olan bu yolu, hakkını vererek yürüyebilmek için aile ahlâkını yani hukukunu çok ama çok iyi öğrenmek zorundayız.”

Dünyadaki cennet: Aile

“Aile olmak, cennet yoldaşı beklemekle değil cennet yoldaşı olmakla mümkündür.”

Müminin zindanı olarak tanımlanan dünyada yer alan bazı mekânlar bizler için cennetin yeryüzündeki şubeleridir. Şüphesiz bunların bir misali de salih/saliha eşlerin ve çocukların oluşturmuş olduğu yuvalardır. Kur’an’ın insanlara getirdiği mesajların yaşatıldığı bu evler; Muhammed Emin Yıldırım’ın deyimiyle, “Asîl bir amel olan nikâhla temeli atılmış, muhabbetle harcı yoğrulmuş, merhametle sıvanmış, adaletle ayakta duran ve saadetle korunan evlerdir.”

Çevremizdeki iyi örneklerin yetersizliğinin, evliliğin ve ailenin ahlâkını öğrenmeden bu yola adım atılmasının, aile büyüklerinin yanlış yönlendirmelerinin, medyanın insan zihnine aşıladıklarının, devletin ve yetkili kurumların gerekli tedbirleri tam anlamı ile ortaya koymuyor oluşunun aileyi zayıflatan başlıca sebepler olduğunu görüyoruz. Günümüz gençlerinin, Allah’ın kaderlerini birleştirdikleri iki insan gibi değil de sanki birbirleriyle meydan savaşına çıkacak iki mücahid gibi evlilik yaptıklarını söyleyen Muhammed Emin Yıldırım, bugün bazı şeylerden mahrum kalışımızı elimizin altındaki değerleri uygun bir şekilde kullanamayışımıza bağlıyor.

“Biz gerçekten Kur’an ve sünnetin terbiyesini tam anlamıyla anlayamadığımız için Efendimiz’in (sa) örnekliğini ve önderliğini tam anlamıyla kavrayamadığımız için, o alanları başkalarına bıraktığımız için, hayattan kopuk ayakları yere basmayan pembe tablolar çizerek evliliği farklı bir biçimde gösterdikleri için, aile dediğimiz o müessesenin değer ve kıymetini tam anlamıyla anlayamadığımız ve Allah’ın buna yüklediği değerin boyutunu tam anlamıyla kavrayamadığımız için bunlar başımıza geliyor.”

Evden cennete uzanan köprü: Anne

Evdeki en kıymetli hazine olan anne, bu dünyadan cennete uzanan bir hazinedir. Resulullah’ın (sa) beyanları bu kadar açıkken bizleri cennete götürecek olan amelleri yanlış yerlerde arıyor oluşumuzu Nasreddin Hoca’nın evde kaybettiği yüzüğünü bahçede aramasına benzeten Muhammed Emin Yıldırım, değerler sıralamasını kendi kafamıza göre inşa edemeyeceğimizi, kıymet listesini Efendimiz’ın (sa) rehberliğinde tespit etmemiz gerektiğini defaatle vurguluyor.

Hadis ulemasının çok ciddi gayretleri neticesinde bizlere ulaşmış olan Hadis-i Şeriflere baktığımızda Allah’ın rızasının annenin rızasına bağlanmış olduğunu görüyoruz. Allah Teâlâ, bizzat Kur’an-ı Kerim’de anne babaya “Öf!” dahi demememiz gerektiğini emretmiş, onlara tatlı ve güzel söz söylememiz gerektiğini buyurmuştur. Bu Ayet-i Kerimenin izahı yaşayan Kur’an olan Efendimizin (sa) dediklerinde ve O’nu örnek alan sahabe efendilerimizde karşımıza çıkıyor. Hz. Hârise b. Nu’mân’ı rüyasında cennet bahçelerinde Kur’an okurken gören Resulullah (sa), eşi Hz. Âişe’ye (ra) bu durumu bildirince Âişe annemiz şöyle cevap veriyor: “Ya Resulullah, onun bir annesi var. Annesine çok düşkündür. Her zaman gider gelir, hâlini hatırını sorar ve bir ihtiyacı varsa kimselere bırakmadan ihtiyacını giderir. Her daim bu konuda bir şeyler yaptığı için ihtimaldir ki Allah böyle bir mükafâtı ona layık görmüştür.” Bunun üzerine Efendimiz (sa), “İyilik dediğin işte budur, iyilik dediğin işte budur!” buyuruyor.

Muhammed Emin Yıldırım “Aile Ahlâkı” kitabında bu hadiseye yer verdikten sonra şu cümleleri kuruyor: “Öyle bir amel ki anneye hizmet; insana cennet kazandırır, daha ahiret hayatı başlamadan cennette adama Kur’an okutturur, Kur’an ’ı cennette peygambere dinlettirir ve Allah Resulü (sa) üzerinden bize bunu duyurur.”

Yaren Minel Özbek , “Gelen Her Türlü Saldırılara Karşı Giyilen Zırh: Aile”, Kitabın Ortası dergisi, Ocak 2020, sayı 34.

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2020, 23:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26