Geçmişten günümüze Türk hikayesinin panoraması

Âlim Kahraman, 'Modern Türk Hikâyesi' adlı çalışmasında tarihi gelişim içerisinde Türk hikâyeciliğinin izini sürüyor. M. Murtaza Özeren yazdı.

Geçmişten günümüze Türk hikayesinin panoraması

Geçtiğimiz senenin sonlarında öykü/hikâye üzerine iki kitap arz-ı endam etti. Bunlardan ilki Necip Tosun’un Dedalus Kitap’tan çıkan Günümüz Öyküsü kitabı idi. Bu kitap 1980 sonrası öykü literatürüne yazarlar ekseninde eğilmiş ve elli yazar üzerinden bir dönemin öykü panoraması çıkartılmış. Necip Tosun’un neredeyse on yıllık çalışmasının bir ürünü olan bu kitap, öykü üzerine kuramsal açıdan zaten az kalem oynatılan ülkemizde başucu kitabı olma hüviyetinde.

Aynı dönemlerde hikâye üzerine çıkan bir diğer kitap ise Büyüyen Ay Yayınları tarafından yayınlanan Âlim Kahraman’ın Modern Türk Hikâyesi adlı çalışması. Âlim Kahraman dediğimiz vakit, sanat ve eleştiri ile bereketlenmiş bir ömür aklımıza gelir. Nitekim bahsi geçen kitap da bu ömrün bereketlerinden biri. Necip Tosun’un bahsi geçen kitabı daha çok günümüze, 1980 sonrasına seslenmekte fakat Âlim Kahraman’ın eseri ise tarihi gelişim içerisinde Türk hikâyeciliğinin izini sürüyor. Bir bakıma bu iki eser bir bütünlük arz ediyor. (Bu bütünlük birbirinin devamı şeklinde bir hüviyet taşımaktan ziyade bir madalyonun iki yüzü gibi, iki farklı yüz tek bir şeyde birleşmiş: Öyküde/hikâyede…)

Sadi ve Boccaccio’nun hikâyelerindeki benzerliğe dikkat çekmiş

Modern Türk Hikâyesi, öncelikle öykü-hikâye arasındaki kavramsal farkı ortaya koymaya girişiyor. Ancak bu kelimeler farklı hüviyetlerle artık dilimizde yaşıyor. Özellikle hikâye kelimesine nispetle daha yeni bir kelime olan “öykü”nün (ancak 1935’te basılmış olan bir sözlükte kendine yer bulabilmiştir bu kelime) daha kısıtlı bir kullanım alanı olmasına rağmen kendine has bir kavram alanını yarattığını görüyoruz. Bu kelimenin, Nurullah Ataç vasıtasıyla kullanırlık kazandığını öğreniyoruz. Her ne kadar artık edebi tür olarak öykü ile hikâye arasında bir fark gözetilmese de içimizden gelen bazı sesler, bazılarına öykü, bazılarına ise hikâye dedirtmekte. “öykü bizim hikâye onların” şeklinde bir ayrımcılığa gitmektense bu kelimeleri, günümüz için bilhassa, dilimizin birer imkanı olarak görmekte fayda var.

Âlim Kahraman’ın yazılarına aşina olanlar, Âlim Kahraman’ın yazılarında nelerle karşılaşılabileceğinin kestirilemeyeceğini de bilirler. Bunu, kitapta, İran ile İtalya coğrafyasını aynı yazıda ele alıp, Sadi ve Boccaccio’nun hikâyelerindeki benzerliğe dikkatimizi çekmesinde daha da iyi görebilmekteyiz. Aralarında yılların ve yolların uzun olduğu bu iki yazarın Bûstan (Bostan değil) ile Decameron eserlerindeki hikâyeler üzerinden çözümlemeler yapan Kahraman, bu benzerlikleri, gayet sathi bir şekilde “alıntıdır, intihaldir, etkilenmedir” diye yaftalamaktansa hikâyelerdeki anlatım farklılıkları üzerinden Doğu hikâyesi ile Batı hikâyesinin tarihi gelişimine örnek teşkil eden unsurları ortaya koyuyor.

Bu kitabın hikâye ile uğraşanların bir başucu kitabı olmasını sağlayacak bir başka sebep ise Türk hikâyeciliğinin tarihi gelişimini uzun uzadıya anlatan bölüm. İlk hikâye örneklerinden günümüzdeki modernist rüzgarlarla şekillenen hikâyeler ve yazarları üzerinden yüzyılı aşan Türk hikâyeciliğinin değerlendirmesini yapmış bu bölümde Kahraman. Kendisi de bir hikâyeci olan Âlim Kahraman’ın “içeriden” bakışları bu bölümü daha da değerli kılmakta. Özellikle hikâye ve öykücülerin sanatlarına dair tespitleri dikkate değer ve yerinde.

Hikâye eleştirmenliğindeki ustalığını ortaya koyuyor

Bahsettiğimiz kitabın en mühim kısmı ise son kısım. “Tematik, Kavramsal ve Karşılaştırmalı Okumalar” adındaki bu kısım, Âlim Kahraman’ın hem bir öykücü hem de bir eleştirmen olarak dikkatlerini göz önüne sermesi açısından oldukça kıymetli. Bu bölümde Samipaşazade Sezai’den Halide Edip’e, Necip Fazıl’dan Zarifoğlu’na nice hikâyeci ele alınıp hikâyeleri üzerinden değerlendirmelerde bulunulmakta. Benim bu bölümle ilgili dikkat çekmek istediğim hikâyeci Necip Fazıl. Necip Fazıl neredeyse hep şiirleri ve fikri eserleri ile anılan bir şahsiyet olduğu için, hikâyelerinin ele alınması mühim. Özellikle Necip Fazıl’ın ilk hikâyesini 1928’de, kitabını ise 1933’te çıkardığını göz önüne alırsak, Kaldırımlar ve Örümcek Ağı kitaplarının çizdiği salt sanatkâr Necip Fazıl portresine bu hikâyeleri de ekleyebiliriz.

Necip Fazıl’ın ilk iki şiir kitabını 1932’de "Ben ve Ötesi" adı ile toplu bir şekilde yayınladığını hatırlarsak, Âlim Kahraman’ın Necip Fazıl hikâyelerinde çokça iltifat edilen “ben” kavramından hareketle yazısını şekillendirmesi oldukça dikkat çekicidir.

Modern Türk Hikâyesi, Âlim Kahraman’ın hikâye eleştirmenliğindeki ustalığını ortaya koyan değerli bir eser. Kitapta yer alan yazılar, kuramsal yaklaşımlarla boğulmamış, özün kaçırılmadığı nitelik sahibi yazılar. Kısacası, ustalığın bir tezahürünü görüyoruz burada. Âlim Kahraman, Necip Fazıl’ın ifadesi ile söyleyecek olursak, edebiyatımızın münhal mareşallik makamının önde gelen namzetlerinden biri. Hikâye ile uzaktan-yakından ilgilenenlerin ıskalamaması gereken bir kitap, Modern Türk Hikâyesi.

M. Murtaza Özeren yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 16:44
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13