Geçmişten günümüze Müslüman takviminin serencâmı

"Yetmiş beş yıla yakın ömrünü Rabbi’ne tam bir teslimiyet ve peygamberine coşkun bir muhabbet ile dolduran Tahirü’l-Mevlevî, genç yaşlardan itibaren edindiği ilmî birikimi ve intisâp ettiği Mevlevî tarikatı muhitinde edindiği tasavvufî kültürü gelecek nesillere muhtelif yollarla aktarma gayesinde olmuştur." Didem Çalışkan yazdı.

Geçmişten günümüze Müslüman takviminin serencâmı

Sevgili Peygamberimizin haber verdiğine göre Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İnsanoğlu ‘vay dehrin bize ettiklerine!’ diyerek beni üzüyor. Sizden biriniz sakın ‘vay dehrin bize ettiklerine!’ demesin. Çünkü dehr Ben’im. Gecesini gündüzünü ben döndürürüm, dilediğim zaman ikisini de tutarım.”

Böylesine ilahi bir hitabının muhatabı olan zaman, hiç şüphe yok ki Yüce Mevlâ’nın mahluku olup mübarek ve mukaddestir. Tüm zamanlar mukaddestir amma bazı zamanlar diğerlerinden daha faziletlidir.  Ramazan ayının “on bir ayın sultânı” olması, Kadir Gecesi’nin “bin aydan hayırlı” olması, “üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün” olan Cuma’nın içinde “bütün duaların kabul edildiği” müstesna bir vaktin sırlanması gibi… Böylece yedi kat göklerdeki tekâmülün yeryüzündeki tecellisi yaratanla yaratılan arasında dâimi bir hasbihale, dünya sürgününün ise rahmet, mağfiret, feyz ve bereket ile tahammül edilebilir olmasına vesile olur.

Yetmiş beş yıla yakın ömrünü Rabbi’ne tam bir teslimiyet ve peygamberine coşkun bir muhabbet ile dolduran Tahirü’l-Mevlevî, genç yaşlardan itibaren edindiği ilmî birikimi ve intisâp ettiği Mevlevî tarikatı muhitinde edindiği tasavvufî kültürü gelecek nesillere muhtelif yollarla aktarma gayesinde olmuştur. Onun derin bilgi ve müşahedesiyle ve dahi kulluk bilinciyle ibadet edercesine kaleminden dökülen satırlar Türk İslam literatürünün nadide birer kılavuzu olarak karşımıza çıkar. Yazımıza mevzu olan kitap da Tahirü’l-Mevlevî’nin bu vadideki yazılarından derlenerek literatürümüze kazandırılmış bir eser.

Müslümanın Takvimi: Arabî Aylar ve Mübarek Zamanlar; Türk edebiyatının meşhur ismi, son Mesnevihan Tahirü’l-Mevlevî’nin bir asır önce Mahfil Dergisi’nde ve daha sonra 1940’larda İslam Yolu gazetesinde güncellediği “Kamerî Aylar”a dair kaleme aldığı makaleler araştırmacı-yazar Tûba İşçimen tarafından derlenerek bir kitap halinde yayına hazırlandı ve Sufi Kitap etiketiyle -hoş bir zamanlamayla- hicrî yılbaşında raflardaki yerini aldı. Müslümanlara mahsus ayların hususiyetlerini, kelime ve ıstılah manalarını, mübarek zaman dilimlerinin Hz. Peygamberin sünnetindeki yerini, o aylarda meydana gelen İslâm tarihindeki önemli olayları, Osmanlı’nın gündelik ve kültürel hayatını ve daha pek çok çarpıcı detayı Müslümanın Takvimi’nde bulmak mümkün…

“…Câhiliyet devrinden bize intikâl eden daha bazı tuhaflıklar da vardır. Ezcümle: Diş çıkaran bir çocuğun çıkan dişini dama atmak, kezâ bir şey’i hatırlamak için parmağa iplik dolamak gibi âdetler; hep câhiliyet yâdigârı olan şeylerdir…”  

Satırların arasında kaybolurken gerek Osmanlı topraklarında gerekse dünyanın çeşitli ülkelerinde Muharrem ayı münasebetiyle tutulan oruçları, pişirilen aşureleri, matem törenlerini, sokak sokak dolaşan derviş ve dilencilerin manilerini, goygoycuları, günümüzde devam eden veya unutulan âdetleri yüzyıllar ötesinden günümüze kadar müşahede ediyoruz:

“…Şiîlerin kafa derisini kesip kan akıtmak, göğüse yumrukla, arkaya zincirle urmak üzere yaptıkları mâtem resmleri; bize de intikâl etmiş, fakat seneden seneye hürmetkâr bir yâd-ı hazîn derecesinde kalmıştır.

Dergâhlarımızda Muharrem içinde Kur’ân-ı Kerîm okunur, âyîn-i tarikat icrâ olunur… âyîn-i şerifin hitâmında da huzzâr ve züvvâra (âş) yani âşûrâ yedirilir...”

“…Muharrem ve âşûrâ bahsi açılmışken (Hoygoucular)’ın hatırlanması da tabî‘i bir şeydir. Bunlar; kör, topal, çavlâk bir takım se’ele [dilenciler] müfrezeleri idi ki önlerinde açık gözlü bir (ye diyici) bulunur, sâ’irleri de hep birbirinden birer adım geri olmak üzere öndekinin ya sol omuzuna yahut değneğine tutunurdu.

Hepsinin de sağ omuzlarından öne ve arkaya doğru iki ağızlı bir torba sarkardı. Bu ağızların her biri, hubûbâtın bir nev‘ine tahsis edilmişti.

Muharrem’in ilk gününden i‘tibâren sokak sokak dolaşan bu müfrezeler; her evin kapısı önünde bir halka teşkîl ederek içlerinden biri:

                    Kerbelâ’nın yazıları                               Şehîd olmuş gâzîleri

                    Fâtıma Ana kuzuları                             Hasan ile Hüseyin’dir

                    Kerbelâ’nın tâ içinde                             Nûr balkır [şimşek] siyâhsaçında

                    Yatır âl kanlar içinde                             Hasan ile Hüseyin’dir

Gibi mü’essir [etkileyici] sözleri hâvî bir ilâhî okur…”

Osmanlı’da Ramazanlar ve bayramlar da pek coşkulu geçermiş:

“…Yaz Ramazânlarında Aksaray ile Lâleli semtleri arasındaki Yeşil Tulumba kahveleri gâyet cem‘iyetli olurdu. Mahyaların temâşâsından zevk alıp da taklidi hevesine düşen çocuklar; ya karşılarındaki evin penceresine yahut bahçedeki ağaçlardan birinin dalına bağladıkları sicimler vâsıtasıyle tek kandilli mahya kurarlar, geceleri yaktıkları o kandili çekip salıvermekle masûmâne eğlenirler ve şu harekete (kandil uçurmak) derlerdi…”

Teravih namazına: “…Kibâr kadınların önünde fener çeken uşak, yahut mama dadılar bulunduğu gibi nisvân-ı mahalleden bir kaçının bi’l-iştirâk fenerle gittikleri de olurdu.

Ricâl-i devlet ise konaklarında hususi imâm ve müezzinleriyle dâireleri halkından müteşekkil bir cemâatle edâ-yı salât ederlerdi…”

Eskiden şeker ikramı günümüzdeki gibi tadımlık olmazmış:

“Bayram züvvârına [ziyaretçilerine] evvela şeker ve badehu kahve verilmek âdettir. Eskiden şeker tepsisi misâfirin önüne konulur ve misâfir ondan istediği kadar yemeğe me’zûn bulunurdu. Şimdilerde ise tepsi getirilip züvvârın önünde tutuluyor ve bir tane alınır alınmaz çekilip götürülüyor...”

Peki ya Safer ayı gerçekten uğursuz muydu? “Ben senin Cemaziyelevveli’ni bilirim” sözünün menşei neydi? Kandil geceleri nasıl geçer, Mevlid-i Şerif kıraati nasıl icra olunurdu? Tütün ve afyon tiryakileri oruçlarını eda edebiliyor muydu? Ramazan on bir ayın sultanıydı da Receb ve Şaban’ın muhteremliği nereden geliyordu? Bayramlar, cumalar nasıl ihya ediliyordu?

Velhasıl kelâm Tahirü’l-Mevlevî’nin Mahfil Dergisi’nin muhtelif sayılarında dağınık bir şekilde yer alan ve araştırmacı yazar Tûba İşçimen tarafından yayıma hazırlanan bu özgün eser; okuyucuyu İslamiyet öncesi Arap Yarımadası’ndan alıp Osmanlı’nın son dönemine, çeşitli Müslüman toplumlardan Cumhuriyet’in ilk dönemlerine değin hoş bir serüvenin içine çekiyor. Arabî aylara atfetdilen inançlar, gelenek görenekler, farklı kültürlere ait seremoniler asırlar öncesinden günümüze uzanan takvimin serencâmı, Müslümanın gündelik yaşantısı ve kültürel hayatı Tahirü’l-Mevlevî’nin çarpıcı anlatımı ve akıcı üslubuyla hasbihal tadında yer alıyor Müslümanın Takvimi’nde…

Didem Çalışkan

Yayın Tarihi: 23 Eylül 2021 Perşembe 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26