Garib-name garip kalmasın

Âşık Paşa’nın Garib-name adlı eseri, birçok edebiyat tarihçisine göre Muhammediye ve Mevlid’in ilham kaynağıdır. Lakin şöhreti onlarınki kadar büyük olmamıştır. Adı gibi garip kalmıştır. Fatih Kılıçkaya yazdı.

Garib-name garip kalmasın

Anadolu'yu aydınlatan gönül erlerinin başında şüphesiz Yunus Emre adı en başta zikredilir. Onun Türkçenin süt dişleri ile açtığı yoldan nice şair geldi geçti. Bu şairlerden biri de Yunus Emre 'den hemen sonra yaşamış Kırşehir’in bozkırını gül bahçesine çevirmiş Âşık Paşa'dır.

Sufiler: “Yunus Emre pişrevimiz Âşık Paşa hüsrevimiz” demişler. Belli ki tasavvuf ehlinin gönlünü biçare Yunus gibi yıllarca ışık olup aydınlatmış Âşık Paşa. Kendisi Moğol zulmünün harabeye çevirdiği idari kargaşa ve çekişmenin had safhaya ulaştığı yıllarda yaşamıştır. Menkıbelerde Âşık Paşa'nın bu zor zamanlarda darı çecinin (yığın) üstüne çıkıp Türkçe hutbeler okuyarak müminlere Hakkı ve hakikati göstermeye çalıştığı anlatılır. Demek ki Âşık Paşa, sadece sufilerin değil yurdu gibi gönlü de harabeye dönmüş Anadolu insanının da güneşi olmuştur.

Âşık Paşa, sadece darı çecinin üstünde okuduğu Türkçe hutbelerde ya da Yunus dilinde söylediği ilahilerinde dile getirmemiş hakikati. On binden fazla beyit beş yüzden fazla konudan oluşan adına Garib-name dediği adı mütevazı içi zengin mesnevisinde mana denizinin derinliklerine inip Hakkı ve hakikati çıkarmış ortaya. Ahmet Hamdi Tanpınar meşhur Beş Şehir isimli kitabında Konya'yı anlatırken 'Sağlam ruhlu ... dışarıdan gösterişsiz, içten zengin Orta Anadolu insanı gibi' der. Garip-name de tıpkı böyledir. Belki o da bir Orta Anadolu şehrinde, bir bozkır çocuğu tarafından yazıldığı için böyledir. Adı gibi gariptir yoksuldur ama içinde de bir hazine saklıdır. Tıpkı doğduğu toprakların, bozkırın kendini saklayan güzelliği gibi esrarlıdır güzelliği.

“Mümin dünyada gariptir”

“Mümin dünyada gariptir” hadisinden ilham alarak adına Garib-name dediği eserini, bu dünyada garip olan müminlere klavuzluk edecek hakikat ansiklopedisine dönüştürmüştür Âşık Paşa. Şöyle ki müminler okusun imanlarını parlatsın yolunu buldursun…

Âşık Paşa, 10 bölümden oluşan eserinde anlattığı her konuyu iki yönüyle ele almıştır. Bu dünyada karşımıza çıkan her nesnenin, her kavramın hem dünyevi manasını hem de uhrevi manasını anlatmıştır. Bu dünyadaki manasını anlatmış ki müminlerin gönlünde ve dilinde şükür eksik olmasın. Uhrevi manasını anlatmış ki müminler nesnenin hakikatine vakıf olsun. Aşık Paşa Garib-name’nin bir yerinde:

Cümle dürlü bünyaduñ oldur cânı

Cümle eşyâ yügrişüp ister anı

diyerek cümle mahlukatın murakabe halinde bulunmasını anlatır. Belli ki Âşık Paşa “Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster” diye dua eden Efendimizin sözlerindeki hikmeti aramaya koyulmuştur ve işte bu murakabe halinde bulunan eşyanın hakikatini görmeye göstermeye çalışmıştır. “Türk dilinde anlayalar ol Hakk’ı” diyerek bu hakikati garip, yoksul, gönlü yıkık Anadolu insanın dilinde söylemiştir.

Garip-name’den alınmış şu mısralar nerdeyse herkesin aşina olduğu hatta Türkçe sevdalılarının ezbere bildiği mısralar olmuştur.

Türk diline kimsene bakmaz-ıdı

Türklere hergiz gönül akmaz-ıdı

Türk dahı bilmez-idi ol dilleri

İnce yolı ol ulu menzilleri

Bu Garîb-nâme anın geldi dile

Kim bu dil ehli dahı ma‘ni bile

Mevlid’in ve Muhammediye’nin ilham kaynağı

Bu beyitlerden yola çıkarak Garib-name’yi dönemin hakim edebiyat dili Farsça olmasına rağmen Türkçe yazılmış bir mesnevi olması yönüyle biliriz. Evet, şüphesiz Türkçe için öncü bir eserdir. Kimilerine göre Mevlana’nın mesnevisinin Türkçe şerhidir. Birçok edebiyat tarihçisine göre Müslüman Türkün gönlünde büyük yeri olan Muhammediye ve Mevlid’in ilham kaynağıdır. Lakin şöhreti Mevlid’in ve Muhammediye’nin ki kadar büyük olmamıştır. Adı gibi garip kalmıştır.

Garib-name’nin sadece Türkçe ve Türk edebiyatı için öncü bir eser olduğunu söylemek onda saklı olan hikmet hazinesine haksızlık etmek olur. Örneğin Garip-name’nin birinci bölümünü oluşturan “Vahdet” bâbında Âşık Paşa, birikenleri ve birikmeyi överek dönemin sosyal ve siyasi yönüne de öncülük etmiştir. Mehmet Kaplan hocanın deyimiyle: “Âşık Paşa birlik fikri ile Türklerin kurmuş oldukları cihan devletinin mistik ve ideolojik zeminini hazırlamıştır.”

Evet mümin dünyada gariptir. Bu dünya gurbetine atıldığı günden beri gariptir. Âşık Paşa’nın yaşadığı asırda da garipti. Ve şimdi de garip…. Modern çağın getirdiği yaşam tarzının girdabında ne yana gideceğini bilmeyen günümüz insanı, eşyanın hakikatini görme yetisini çoktan kaybetti. Mümin bu dünyada artık belki de hiç olmadığı kadar garip. Garipliğimiz hiç bitmeyecek şüphesiz. Ancak Garip-name gibi bize yol gösterecek hakikat öncülerine her daim ihtiyaç halinde olacağız. “Hikmet müminin yitiğidir onu nerde bulursa alır.” hadisini hatırlayıp yedi asır önce dile gelen Garip-name’nin bugünün insanına söyleyeceği hala çok şeyi olduğunu unutmayalım. Dileriz bugünlerde bazı üniversite ve vakıflarda başlayan Garip-name okumaları büyük bir hızla bereketlenir. Onu okuyalım okutalım. Okuyalım ki Garip-name garip kalmasın!

Fatih Kılıçkaya

                                                        

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2019, 18:52
YORUM EKLE

banner19