Garaudy'nin ilk Türkiye'de yayınlanan kitabı

Roger Garaudy sağlam, sıkı ve değişik bir düşünür. Onun metinlerinden kılı kırk yararcasına düşündüğünü, düşünce sancıları çektiğini anlayabiliriz. 'Yaşayan İslam' kitabı buna güzel bir örnek. Ömer Yalçınova yazdı.

Garaudy'nin ilk Türkiye'de yayınlanan kitabı

 

 

Roger Garaudy sağlam, sıkı ve değişik bir düşünür. Onun metinlerinden kılı kırk yararcasına düşündüğünü, düşünce sancıları çektiğini anlayabiliriz. Bununla birlikte Roger Garaudy, eleştirel düşünen ve düşüncelerinin bedelini göze alabilen bir zeka. Bu, Garaudy’nin istifadeye açık, örnek ve en etkileyici tarafı.

Garaudy, çağdaşlarıyla aynı konular üzerinde durmuş. Diğer ifadeyle Garaudy’nin nefes alıp verdiği çağın düşüncelerini yansıtması ve ileriye taşıması gibi bir özelliği var. Varoluşçuluk, tarihselcilik, modernizm, bilim, pozitivizm, dinler tarihi, masallar, medeniyetler, milliyetçilik, dadaizm, sürrealizm, felsefe-edebiyat ilişkisi, onun çağdaşları tarafından da bolca işlenmiş konular. Bu yüzden Garaudy’yi tek başına okumaktan ziyade, örneğin Sartre’la karşılaştırarak okumalı. Veya Roland Barthes ve Ali Şeriati’yle. Bizde Necip Fazıl Kısakürek veya Cemil Meriç’le. Hatta İsmet Özel’le. İlginç sonuçlarla karşılaşacağımız kesin.

Garaudy kısa yoldan düşüncelere, sonuçlara ve sentezlere ulaşmaya çalışır

Garaudy kısa yoldan düşüncelere, sonuçlara ve sentezlere ulaşmaya çalışır. Onun amacı bilgilendirmek değil düşündürmek, merak uyandırmaktır. Bu yüzden onun kitaplarındaki bilgi eksiklerini, bir yere kadar hoş görebiliriz. Sonuçta bilgi aktarıcılık değerlidir ve Garaudy için vazgeçilmezdir. Fakat Garaudy için salt bilgi aktarıcılık hiçbir işe yaramaz, ruhsuz bir faaliyettir. Amaç; anlamak ve gayeye ulaşmaktır, düşünce üretmektir. Teorik, kitaplar arasında kalan felsefelerden ziyade, hayata ve insana yön veren, işlerliği olan düşünceler… Bu yüzden az bilgilerden bile kılı kırk yararak bir senteze, hiç olmazsa fikirler topluluğuna ulaşılmalıdır.

Yaşayan İslam”da, onlarca fikir ve tartışmayla uğraşırız. Bunlar için daha çok Arapça, Fransızca, İngilizce ve Farsça kaynaklar taranmış. Garaudy’nin Yaşayan İslam’da Türkçe neredeyse hiçbir eserden istifade etmemesi, verdiği bilgilerle düşünceleri arasında uçurumlar oluşturmuş. Neden? Çünkü Garaudy, Selçuklu ve Osmanlı tarihini de Arapça kaynaklardan taramış olmalı. Selçuklu ve Osmanlı tarihine karşı oryantalist, hatta Arapça kaynaklardaki çekingen ve önyargılı yaklaşım Yaşayan İslam’da sezilir. Doğrusu ben buna çok şaşırdım. Çünkü birincisi, Garaudy gibi bir zeka az, eksik veya önyargılı denebilecek bilgi ve yargılarla düşünmeyecek kadar titiz ve çalışkandır. İkincisi, günümüz Müslümanlarını anlayabilmek için, mutlaka Selçuklu ve Osmanlı hesaba katılmalı.

Selçuklu ve Osmanlı denilince -kabaca söylersek- bin yıllık bir tarihi anlarız. Her halükarda görmezden gelinemez. Ve bu bin yıllık tarih, İslam tarihi genel çerçevesi içerisinde anlamlıdır. Selçuklu ve Osmanlı tarihini İslam tarihinden soyutladığımız zaman anlamını yitirir. Bir savaşlar ve entrikalar tarihi haline gelir. Hiçbir savaşın şartı, koşulu, anlamı, gayesi, siyaseti yakalanamaz. Bu şekilde bin yıllık bir boşluk oluşur. Bin yıllık tarih boşluğuna neler neler yuvarlanır bilinmez.

Selçuklu ve Osmanlı’ya dair oryantalist bilgilerle meseleye bakıyor

Kaldı ki çoğu yerde Garaudy Mısır, İran ve Pakistan düşünürlerinden örnekler verir. Bu yerlerin yüzlerce yıllık tarihini Osmanlılar oluşturur. Hakimiyet yalnızca hukuk veya siyaset üzerinde kalmaz. Kültür yoluyla sofralara ve günlük konuşmalara kadar yayılır. Mesele bütün olarak İslam tarihini ele alarak, “Müslümanlar neden geri kaldı?” sorusuna cevap aramaktır. Bir de şu var: Günümüzde artık kültür ve medeniyetlerin neye veya kime göre geri kaldığı, geri kalmanın anlamanın ne olduğu tartışılıyor. Bu tartışmaların bir adım gerisinde ise Garaudy ve çağdaşlarının düşünce çalışmaları yatar.

Garaudy bir tarihçi veya ansiklopedi yazarı olmadığı için, tekrar edecek olursak, İslam tarihinin bütününe dair bilgiler vermek zorunda değil. O, kendine özgü teklif ve düşüncelerini sıralamak için kendine özgü bir okuma ve birikimden yola çıkar. Ulaştığı fikirlere dair ikna edici bilgi ve deliller sunduktan sonra geri çekilir. Bu yüzden, mesela içtihat kapısının kapalı oluşuyla ilgili klasikleşmiş fikirlerle iktifa eder. Bir yandan, Müslümanların salt aktarıcılık nedeniyle düşünce üretemediklerini, çağdaş yeniliklere cevap veremediklerini söyler. Diğer yandan onlarca mutasavvıf, şair ve İslam bilgininin eserlerini över.

Olay bilindiğinden daha karışık bir hal alır. Çünkü o onlarca şair, mutasavvıf ve İslam bilgininin tarihte ne anlama geldiği ve günümüzde nasıl tartışılıp değerlendirileceği halen çözülememiştir. Örneğin Garaudy, Osmanlı arşivlerine girmemiştir bile. Kaldı ki onları tarihte sağlıklı bir yere oturtabilsin. Osmanlı Türkçesiyle yazılan eserler görülmemiş, şerh geleneğinin aslı ve astarı, yani gaye ve anlamı değerlendirilmemiştir. Modernist anlayışın yok saydığı ama aslında yok sayılamayacak kadar önemli, hatta hayati denilecek eserler halen arşivlerde veya sahaflarda keşfedilmeyi bekliyor. Aslında modernist anlayış ve düşünüşün keşfedemeyeceği eserlerdir onlar. Keşfedemeyeceği, anlamayacağı, okuyamayacağı… Aynı sıkıntı ve eksik Ali Şeriati’nin “Öze Dönüş” ve Aliya İzzetbegoviç’in “Doğu Batı Arasında İslam” adlı eserlerinde de mevcut.

Garaudy’nin derdi de sancısı da sahicidir

Onun dışında Garaudy’nin Yaşayan İslam’ı can yakıcıdır. Çünkü dünya Müslümanlarının halinden dem vurur. Ve neşterini kanayan veya kabuk bağlamış yaralarımıza indirir. “Şeriat”ın kelime anlamından; ceza hukuku, mülk, vakıf, devlet, ibadet, düşünce, kültür, kelam, fıkıh, teknoloji, yani Müslüman dünyanın tıkandığı, dar boğaza girdiği her konuyu işlemeye çalışır. Garaudy’nin düşüncelerinde, İslam’ın Batı’ya karşı savunusuyla birlikte Müslümanlara dönük eleştiriler birlikte bulunur. Garaudy her iki durumda da samimi. Onun için bir düşünce cengaveri denilebilir. Dinmek bilmeyen bir enerjisi var. Olabildiğince gerçekçi ve dürüst. Hiçbir Müslüman’ın bigane kalamayacağı noktalara temas eder. Kasti yanlışlardan sakınır.

Yaşayan İslam’la ilgili söylenecekler bu kadar değil. Daha çok konuşulmalı ve düşünülmelidir o. Kıyaslamalar ve günümüz düşünce hareketleriyle birlikte tabii. Yaşayan İslam’la ilgili ilginç bir bilgi ise, onun ilk olarak Türkiye’de yayımlanmış olmasıdır. Bu da söz konusu kitap Roger Garaudy’nin olunca ayrıca anlamlı bir hareket.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 15:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13