Fotokopi hayatlara 'kadim adamlar' ilacı

Aslında, daha dün yaşayanlar, bugün yaşamakta zorlanan ve başkalarının hayatlarını taklit edenlerden daha uzun yaşıyorlar…

Fotokopi hayatlara 'kadim adamlar' ilacı

Her kitap, insan adlı yapıya eklenen bir penceredir. Her kitap, aydınlığa, güneşe, açık yürekliliğe, ferahlığa bir adım daha yaklaştırır insanı. Hiç fark ettiniz mi; kitap okuyan insanın yüzü güzelleşir. Kitaptan yüzümüze vuran bir şavk vardır. Kitabın şavkıyla içimizin kuzey yanları güneş gören topraklar gibi göğerir. Mehmed Niyazi kitaplarından herhangi birini okuyun, yazdıklarıma hak vereceksiniz.

Mitat Enç’in Uzun Çarşının Uluları kitabındaki o kasaba büyüğü, 1940’lara sırtını dayamış Antep ile; yetmişli yıllarda Adapazarı’nın o delikanlı ilçesi Akyazı’nın hikayesindeki samimiyet ne kadar da göz yaşartıcı. Evet, her iki kitap da göz yaşartıcı ve fena halde samimi. İnsanların bir şekilde birbirlerine itimat ettikleri kadim bir zamanı anlattıklarından olsa gerek, “cennet geride bir yerde kaldı” hissi veriyorlar okuyucuya.Mehmed Niyazi

Bu adamlar masal değil, daha dün yaşadılar

Daha Dün Yaşadılar’ın Hacı Ziya’sından her mahalleye mutlaka bir tane lazım. Dişimiz dahi ağrısa mutlaka onu iyileştirecek bir yol bulan bu kadim zaman insanlarının köküne sanki barut suyu döküldü. Sararmış kitap sayfalarında okunduklarında postmodern bakışlar “kurmaca karakter” olarak görür Hacı Ziya’yı, Abdurrahim’i, Deli Fazlı’yı, Tevfik Amca’yı, Hurşit Bey’i, Diplomat Sadi’yi, Kabadayı Kemal’i… Oysa daha dün yaşadılar. Anadolu daha taşra olmamıştı ve mahallesinin, köyünün, kasabasının dışına çıkanların getirdiği haberler Abdussamed’in okuduğu Kur’an gibi dinlenirdi sessiz sedasız, birçok kere de şaşkınlık ve hayretle.

Mesela, “o adam, köye çatalı getiren adam”, “o var ya, dönen lastiği köye getiren moderin adamdır” sözlerinin yeni yeni peydahlandığı vakitlerde; gün görmüş, el alem içine karışmış, özü sözü bir, oturduğu mecliste ağzının içine bakılan adamlar vardı… Bir nevi asrî zamanların Dede Korkutları. Tabi, o insanlara itibar edenler karşısında kendisine çeki düzen verip, liyakatle verilen o gizli makama ihanet etmeyen kadim zamanın bilgeleri. Modern dünyayı da geleneğin dünyasını da iyi okumuş, yerinde soru sormayı, yerinde müdahale etmeyi, karıncanın hakkını da karınca yuvasına toynağını basan atın hakkını da veren insanlar. Akîl adamlar…

Hacı Ziya, incitmeden öğretmenin adıdır

Daha Dün Yaşadılar, bir gün unutulacaklarını, hatta “böyle adamlar yaşadı mı ya hû?” diye bilmez bir kaba lisanla soracağımızı hesap eden basiretli bir gözden kaçmayanların hikâyesi. Senin, benim, onun hikâyesi değil; köklerimizin hikâyesi. Unutmaya yatkın olan hafızlarımıza naif bir şekilde indirilmiş şefkat tokadı. Hatta şu yazıyı yazarken dahi, yazma, git Hacı Ziya’yı izle zaman aynasında; belki Deli Fazlı’yı polisten kurtarıyor, belki bir hacı amcayı evinde saklıyor, belki de Abdurrahim’in önüne bir boya sandığı koyuyordur. Hacı Ziya, incitmemenin, incitmeden öğretmenin adıdır. Hacı Ziya, kulu kötülemeyen, kulda kusur aramayan bir idrakin son nüvelerindendir. Hacı Ziya’nın etrafındaki insanlar mıknatısın nerede olduğunu bilirler. Adeta karpuzun içindeki şerbete yürüyen karıncalar gibi varırlar Hacı Ziya’nın dükkânına. Zira Hacı o dükkânda lastik satmaz, hikmet ve hoşgörü dağıtır.

“Nefsini mabutlaştıranın yalnızlaşması kader olduğundan günümüzün modern dünyasında en ürkütücü hastalık ne kanserdir, ne kolera; yalnızlıktır.” Evet, kitabın tanıtım cümlesi kitabın kalbindeki hikâyenin bu kahreden yalnızlık ve enaniyet olmadığını; onlara şifa olan dostluk ve ahbaplığın ne denli kıymetli olduğunu hatırlatıyor. (Ahbap kelimesi, ne yazıktır ki “ahbap çavuş ilişkisine” kurban gitmiş mübarek bir kelimedir.)

Komşusunun borcunu kendi borcu addeden insanlar,

Rakip partinin delegesinin başına bir hal gelince Ankara’ları ayağa kaldıran adamlar,

Mahallenin delisine aile, velisine el pençe divan duran, misafirine post olan esnaf,

Köylü kurnazlığını bile beceremeyip hakkını haset duyduğu arkadaşına bırakan politikacılar,

Bir malına üç daha katıp lord olurum derken, elindekini gözünü kırpmadan hayra harcayanlar,

Bir çıngıyla tutuşup, ocağı söndüğü gün dahi başkalarının yaralarını sarmaya koşan insanlar “daha dün yaşadılar”!

AkyazıKırk yıl önce iyilik yapmış insanları efsane gibi anlatıyoruz

Bugün o insanlar yaşamıyorlar. Köylü ya da şark kurnazı olanlar bir şekilde medyayı ve insanları yönlendirirken; adeta kalplere mühür basanlar mahalleleri ele geçiriyorlar. O insanların çocukları, kadim zamanın iyi insanlarını hatırlayan insanlar şaşkınlıkla seyrediyorlar dünyanın tersine ve menfaate doğru dönüşünü. Gemisini kurtaran kaptanların karada bile yelkenini doldurduğu bir zamanda, gidenlerin kefenlerine kırdıkları kalpleri ve biriktirdikleri dünyalıkları dolduramadıklarını/alamadıklarını her ne kadar görsek de; Hacı Ziyaların dinlenmediği bir dünya “nefsin mabutlaştırıldığı” bir dünyadır.

Meşveretin, istişare etmenin bu kültürdeki yerini kanlı canlı bir şekilde ifa eden insanları göreceksiniz Daha Dün Yaşadılar’da. Onlar, Çanakkale’den geriye kalan belki de son yiğit insanlardı. Sahi, “Çanakkale’den geriye kala kala onlar kaldı” diye bir terkip vardı; bir zamanlar yaşayan, dolu dolu yaşayan; yaşadıkları hayatta reklamların, filmlerin, ucuz romanların, batının perte çıkmış elbiselerinden/fikirlerinden, bedeli ödenmemiş aşkların izi olmayan o temiz insanlarla birlikte göçüp giden kökümüzdür. Hani, “kökü kuruyasıca” derler ya; sanki kökümüze barut suyu dökülüyor. Ve gidenleri evliya gibi anıyoruz, fakirleşen ruh dünyamızda. Zira iyilik o kadar korkutucu öğretiliyor ki insanlar iyilik yapmaktan korkuyorlar. Kırk yıl önce iyilik yapmış insanları efsane gibi anlatıyoruz.

Evet, onlar, kadim zamanların iyi insanları; baki zamanlara gölgeleri serin serin düşen insanlar. Onlar yaşadılar ama hikâyesi olmayan insanlar fotokopi gibi çoğalıp gitseler de fotokopi kâğıdı kadar kolay yanıp sönüyor ve yok oluyorlar. Sarı sayfalardan akan ırmakta ise “nefsinden önce ötekinin hakkını” gözetenlerin hikâyeleri kalıyor.

Zeki Bulduk, iyi hikâyeler okundukça-anlatıldıkça devam eden bir iyilik doğurduğuna inanıyor

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2019, 17:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13