Ferman padişahın, dağlar bizimdir

"Kitap, özelde 80’li yıllarda Doğu Karadeniz’de yaşayan bir çocuğun aşkını, okul yıllarını, sevgisini ve yazarlık hevesini anlatmakla beraber o yılların Karadeniz’ine dair de önemli veriler sunuyor." Enes Akçay yazdı.

Ferman padişahın, dağlar bizimdir

“Bilirim kardeşim, o kırlarda zaman çok ağır geçer, bazen neredeyse kımıldamaz, bazen de tamamen durur.’’

Yazar Selahattin Yusuf, Trabzon’da Pkk terör örgütü tarafından şehit edilen Eren Bülbül’ü sosyal medyada bu şekilde anmıştı geçen yıl. Bu cümlelerin altında ise Eren’in yeşil çayırı ve hayvanları arkasına almış elinde değnek, ayağında terlik ile çekilmiş fotoğrafı vardı. Selahattin Yusuf da tıpkı Eren gibi Trabzonlu. Orada doğmuş, büyümüş, liseyi orada okumuş, ardından Ankara Siyasal. Pergelin bir ayağı Trabzon'da olmak üzere diğer ayağı ile önce Türkiye’yi sonra dünyayı anlamaya çalışan bir zihin onunki. Trabzon’u hiç unutmuyor. O kırlarda geçen yahut geçmeyen zamanlarını unutmuyor yazar ve kendisini yetiştiren coğrafyaya borcunu bir roman ile ödemeye çalışıyor.

İstanbul, Türk edebiyatı var olduğundan bu yana hep var. Ankara, Milli Mücadele edebiyatının ana mekânı. Bazı yazarlar Çukurova ile özdeşleşmiş. Bozkır ise Türk edebiyatının son yıllardaki ev sahibi. Ancak Karadeniz, Türk edebiyatında yeterince yer bulamadı. Yazar Türk edebiyatının cimri davrandığı Karadeniz’e şahsi vefa borcunu ödüyor bu roman ile. Çocukluğu Karadeniz’in yaylalarında geçmiş sonra mülkiye eğitimi ile hem Türkiye’yi hem dünyayı tanımış bir yazarın çocukluk anıları ile kültürel tüm birikimini harmanladığı bir roman olarak karşımıza çıkıyor; Eve Dönemezsin.

Roman 1980’li yıllarda Doğu Karadeniz’de yaşayan yoksul ve öksüz bir çocuğun hikâyesini anlatıyor özet olarak. İlkokul çağı 80’li yıllara denk gelen çocuk kahramanımızın aynı köydeki bir kıza olan aşkı ile başlıyor olaylar. Ama aşk, imkânsız bir aşk. Çünkü kahramanımız yoksul bir çocuk ve köyün Alamancı ailelerinden birinin kızına âşık oluyor. Aşkına karşılık bulamayan çocuğun, aşkını yollanmayacak mektuplara dökerek yazarlığa ilk adımlarına da şahit oluyor okuyucu. Kahramanın Doğu Karadeniz’de yetişen bir çocuk olması ve nihayetinde yazar olması akla hemen kitabın yazarını getiriyor ve bu açıdan esere yarı otobiyografik roman olarak bakmak mümkün.

Kitap, özelde 80’li yıllarda Doğu Karadeniz’de yaşayan bir çocuğun aşkını, okul yıllarını, sevgisini ve yazarlık hevesini anlatmakla beraber o yılların Karadeniz’ine dair de önemli veriler sunuyor. Karadeniz’de doğmuş ilkokulu, liseyi ve üniversiteyi orada okumuş ve hala orada yaşayan bir okuyucu olarak kitaba biraz da bu pencereden bakıyorum. Kitabı elime alıyor ve doğru olanın kitabı şehirde değil de tam da olayların geçtiği yerde yaylada okumak olduğu düşüncesi ile yaylaya çıkıyorum. Akarsuların böldüğü derin vadiyi gören tepeye çıkıyorum. Bir kitaba bir de manzaraya bakınca şunu söylüyorum; kitabın coğrafyası yahut coğrafyanın kitabı. Dışardan bakanlar Doğu Karadeniz’i yaylaları, ırmakları, yeşili, çayı ve fındığı ile biliyor. Doğu Anadolu ise hep mağduriyetleri ve imkânsızlıkları ile biliniyor. Hâlbuki Doğu Karadeniz de bilinenin aksine zor bir coğrafya. ’’Yöremiz bile sınıfımızın duvarındaki haritada yeşile boyanmış bir leke sadece. Bir fazlalık.’’ (s75) Denize paralel uzanan dağlar sadece denizin değil devlet hizmetlerinin de iç kesimlere, yükseklere ulaşmasını engelliyor çoğu zaman. Ufak mesafeleri kat edebilmek saatler sürüyor. Yol yapılamıyor, yapılan yollar yağmura, heyelana dayanamıyor. Dağınık yerleşme demek her tepenin başında bir ev demek. Her tepenin başına bir okul yapılamayacağı için Doğu Karadenizli çocuklar için okula ulaşmak çok zor. “Çünkü bir lükstür okul bizim buralarda’’ diyor yazar 12. sayfada. Okul ikinci plandadır çoğu zaman.” “Çayırı kim biçecek, otları kim serip kaldıracak, malın alafını kim taşıyacak?” cümleleri ile ifade ediliyor bu durum 13. sayfada. Coğrafya o çocukların omzuna okula gitmek, ödev yapmak dışında çok büyük sorumluluklar yüklüyor daha küçücük yaşlarda. Okul imkânı olanlar için işten, güçten kaçmak için bir fırsat olurken kimileri için ise işten, güçten vakit kalmayan ama jandarma zoruyla gidilen bir yer oluyor. Doğu Karadeniz’de çalışan bir öğretmen olarak kendi öğrencilerimi hatırlıyorum kitabı okurken. 80’lerden bu yana kırk yıl geçmiş neredeyse elbette iyiye giden çok şey var ama değişmeyen bir şeyler de var hala. Okullar Eylül’de açılmasına rağmen yaylada oldukları yahut fındık topladıkları için ilk on beş – yirmi gün okula gelemeyen, yayla mevsimi başladığı için okulu Mayıs sonu itibariyle terk eden öğrencilerim geliyor aklıma. Evler okula çok uzak olduğu için çoğu zaman kimsenin katılmadığı veli toplantıları.

Başkahramanın çocukluğu seksenli yıllara denk geldiği için 80 darbesinin Doğu Karadeniz’de nasıl hissedildiği de kitapta karşımıza çıkan durumlardan biri. “Devleti yöneten askere köylünün bakışı nedir, 80 darbesi eğitim kurumlarını nasıl etkilemiştir?” gibi soruların cevabını da var kitapta. “Öğretmenden daha büyük kim olabilir? Vali, devlet başkanı? Kenan Evren münevver mi mesela? Karşı karşıya gelseler, kim daha büyük? Ülkeyi kuran, yukarı kaldıran ne demek? Atatürk münevver değil başöğretmen. O halde münevver ondan daha büyük ve Kenan Evren’den de mi büyük?’’ (s.75)  Bir öğrencinin zihninde bu cümlelerle vücut buluyor o yıllardaki siyasi karmaşa.

Kitapta Doğu Karadeniz’e dair pek çok şey bulmak mümkün. Coğrafyanın sosyolojisine, kültürüne, ekonomik faaliyetlerine dair birçok veriyi sunuyor yazar kahramanın hikâyesi içerisinde. Bölgedeki yaylacılık faaliyetleri kitapta geniş yer tutmuş. Olayların büyük çoğunluğunun şehirden çok yaylada geçtiğini söylemek mümkün. Okuyucu yazarın eşsiz betimlemeleri sayesinde kendini yeşilin her bir tonunun bulunduğu yüksek yaylalarda buluyor. Yaylacılık olur da silah olmaz mı? Bölge insanın silah ile kurduğu yakın ilişki de kitapta dikkatimi çeken konulardan biri. Öyle ki benim doğduğum şehirde de hemen her evde silah bulunur. Fındık hasadının başlangıcı ve bitişinde bunu silah ile duyurmak bir gelenek haline gelmiştir adeta. Hatta coğrafyanın bazı ilçelerinin adı silah üretimi ile birlikte anılır olmuştur. Doğu Karadeniz insanın silah ile ilişkisini, ruhsatsız silahına jandarma tarafından el konulan Süleyman Dayı’dan dinleyelim. “Allah namus için, Kelam-ı kadim için efendiler! Er kişinin silahına el değmez.”(s.106) Silah üzerine Allah için yemin edilecek kadar kıymetli bu coğrafya da.  Bu kadar üzerinde durduğumuz silah, kitabın olay örgüsü içerisinde de önemli bir yer tutuyor ve hikâyenin akışında ciddi bir değişikliğe de sebep oluyor aynı zamanda. 

Mesele Doğu Karadeniz olur da Trabzonspor’dan söz açılmadan olur mu? Trabzonsporluluk müessesinin ciddi ciddi araştırılması gerektiğini düşünmüşümdür hep. Ben Ordulu’yum ama Trabzonlu çok arkadaşım oldu. Onların Trabzonspor tutkusunun maç izlemek ve takım tutmak ile açıklanamayacak kadar büyük bir mesele olduğunu düşünürüm hep. Arkadaşlarımın takımları ile kurdukları bağ varoluşsal bir anlam taşıyor adeta. Kaybedilen bir maçın üzüntüsünün bir haftaya yayıldığını gördüm arkadaşlarımda. Kitapta geçen şu ifadeler ise benim gözlemlerimi haklı çıkarıyor. “Kut Dayı, Rumenige’nin babası Kambur Hamdi’yi, Trabzonsporluyken din değiştirip Beşiktaşlı olduğu günden beri affetmemiş.” (s.145)

Yazar, kitapta Doğu Karadeniz ağzına ait birçok yöresel kelimeyi de özellikle kullanmış görünüyor. Bu sebeple kitabı okurken ara ara internette arama yapmak durumunda kalabiliyor okuyucu. Yazarın bu tavrını kıymetli bulduğumu ve yazarın tercihinin kitaba ayrı bir hava kattığını da söylemek isterim.  “Merek, hemençe, yampiri, mogof, gayde, meylis nahır, hevenk” bu kelimelerden sadece birkaçı.

Kitaba, Doğu Karadeniz’in yiğit evladı Eren’i anarak başlamıştım. Yine onunla bitirmek isterim. “Evinin yüksek çatı ucuna iliştirdiği çalımlı Türk bayrağı” ifadesi var yüz yedinci sayfada. Bizim yayla evlerinin hemen hepsinde bir Türk bayrağı vardır. Çoğunlukla evin çatısına yerleştirilir bayrak. Eren de çatısında bayrak olan yayla evlerinden birinde büyüdü. Ve o bayrağa sarıldı tabutu. Ruhu şad olsun.

Enes Akçay

Yayın Tarihi: 27 Temmuz 2021 Salı 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner26