Ferhat'ın aşkıyla akıp durmakta su

Fatma Şengil Süzer’in 'Ferhat ile Şirin- Aşk Hû' eseri, şiire yakın bir eser. Yasemin Kapusuz yazdı..

Ferhat'ın aşkıyla akıp durmakta su

Aşinası olduğumuz bir hikaye Ferhat ile Şirin. Defalarca okumuşuzdur. Ben bu defa Fatma Şengil Süzer Hanımefendi’nin kaleminden okudum Ferhat ile Şirin’i… Ferhat ile Şirin- Aşk Hu eseri, Okur Kitaplığı tarafından yayınlanmış. Roman, hikaye, şiir, anlatı, efsane, modern mesnevi… En çok da şiire yakın buldum kitabı. Fatma Şengil Süzer’in kendi ifadesiyle de şerhi kalp iledir böyle hikayelerin. Evet, şerhi olsaydı tekrar tekrar yazılmazdı aşk hikayeleri. İması bilinsin ister yazıcılar, yeter. “Kalp, söz ile konuşmazmış efendim” diyor Fatma Hanım. Ferhat ruhuna sahip bir Amasyalı olarak okudum kitabı. Ferhat biziz, Şirin de biziz. Ferhat da bizim, Şirin de bizim. Fatma Şengil Süzer, kitabı aşk ile, Ferhat’ın fısıltılarıyla yazmış olmalı. Öyle güzel bir yaz yağmuruydu ki bu kitap. Beş bölümden oluşuyordu: “Şah Mehmene Banu’nun Ülkesi”, “Hürmüz Şah’ın Ülkesi”, “Gururun Ülkeleri”, “Hıyanetin Ülkesi”, “Yıllar Sonra Ülkesi”.

Ve yağmur yağıyordu” diye başlıyordu kitap. Amasya’da idim. Dağların tepesinden şehri seyrediyordum. Dağlarda Ferhat’ın külüngü “aşk hu, aşk hu” diyordu tam da. Sisliydi, ağlamaklıydı “bir yaman dilber-i fettan” olan bu şehir. Kitapta da, şehirde de yağmur yağıyordu. Sonu ma’lum olan bir hikayeye ağlanırdı, yağılırdı işte… Şirin kız gibi incecikten bir yağmur… Allah’ın yazısının, yazgısının üstüne Cevahir gelip hikayesini anlatmaya başlasın.

Ferhat’ların, Şirin’lerin aşkıyla akıp durmakta su

Mehmene Banu, çınarın gölgesinde hocası Koca Selahaddin ile yaptığı dersleri hatırlar. Hocası “Kalplerin mülkiyeti O’ndadır, insanların kalplerine sen hükmedemezsin. Birini sevmek isteyip de sevemiyorsan, onun için dua et ve onun için güzel işler yap. Kalbinin yumuşadığını göreceksin ” demişti. Şirin deyince akan sular dururdu önce. Şirin’i çok seviyordu Mehmene Sultan. Ona öyle bir köşk yaptırdı ki ama bütün köşkler eksik... Şol güneşin yanında yıldızın lafı mı olur? Nakkaşlar şahı Behzat ve oğlu Ferhat nakışlar yapıyorlar köşküne. Herkes nakışlara hayran kalsın, Şirin kız, Ferhat’ın kirpiklerine mi tutuluyor? “Çekik gözlü bir nakışım ben: Ferhat/ Kan gibi damlıyor renklerim senin için/ Gör beni” Benzer duaları Züleyha da etmişti. Bütün âşıklar bilinmeyi istedi… Aşk ülkesinin büyük kapıları açılıyor. Aşk ülkesinin şahı mı oluyorlar birden? Şah, Mehmene Banu’dur. Ne zaman Şah’sın dese kendine, kalbindeki kurtlar çıldırır. Şah iken zebun olan Yavuz olsa idi Husrev de Mehmene Banu da değişiverirdi ya hikaye. “Merdum-i dideme bilmem ne füsun etti felek/ Giryemi kıldı füzun ekşimi hun etti felek/ Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan/ Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek” Ah Şah’ım! Ferhat’ın kulağına -aşk hu- nidalarıyla birlikte su sesleri gelmeseydi!

Baba Behzat, yalvarmada oğluna. Bi-Sütun dağı delinmez oğul, diyor. Akil adam, saraydan uzak durur. “Bir Oğul Verdim Saray’a” başlığıyla babanın oğluna feryadını, duasını, ahını öyle derinden etkileyecek şekilde yazmış ki Fatma Hanım, kitabı okumaya başladığımda başlayan yağmur artıyor ve ben yanımda şehre çöken sisi hayret makamında, çocuk masumiyetiyle seyre dalan oğulcuğuma bakıyorum. Aynı iç sesimiz ve ruhumuzla “aşk hu, aşk hu” diyoruz birlikte. Nelere kadirdir “aşk hu” bilinmez. Bi-sütun, aşk hu’ya ağlıyor. Su, su, su… Allah aşkıyla, Peygamber sevgisiyle, Ferhat’ların, Şirin’lerin aşkıyla akıp durmakta su… Su geldi şehre ama Ferhat Şirin’e değil zindana kavuştu. Zindandan dağlara, yollara, kuşlara, ceylanlara ulaştı. Divane oldu. “Aşk hu” dedi amma Şirin’i göremedi.

Şirin’i Ferhat’a veremezlerdi ya Şah dururken

Şirin, güzeldi. Başka yolu yoktu. Hürmüz Şah, Şah’tı. Şirin’i isteyecekti. Şah sözü: Onu alacaktı.

Bir Şah nasıl kız ister? Şirin’i istiyordu Şah! Yoksa! Ordumla alırım, diyordu. Öyle ya, bende-i Şah olan Ferhat kul, “aşk hu” ile dağları ağlatmıştı da alamamıştı Şirin’i. Ama fani âlemin Şah’ı ordusuyla alırdı Şirin’i. Ferhat’ın içinde dağ devrilir. Bir yiğit “aşk hu” ile dağı devirir. Bir yiğidi aşk devirir. Yürektedir her şey, yürekte ne dağlar vardır aşılmaz

Cevahir’e vaveyla düşer yine! Aşk, uzakta mı? Dağlar yakın bize. “Aşk hu” diyoruz yağmurla birlikte…

Şirin’i Ferhat’a veremezlerdi ya Şah dururken. “Aşk hu” diyordu Ferhat, uyumuyordu. Fısıltıcı Kadın, Şirin’den haber verecekti ona. Ölmeden öldürecekti Şirin Kız’ı. Önce acıdı. Altın kesesine dokununca acıması geçti. Su istedi Ferhat’tan. Ben bir güzeller güzeline ağlıyorum, nasıl ölür böyle bir güzel diye. Aşk hu… Güzel Şirin hu… Külüngü havaya fırlatır Ferhat!

Ve yağmur yağıyordu. Pıtır pıtır rahmet dökülüyordu semadan. Kitap, yağmurla başlayıp yağmurla bitiyordu. Hâlâ Amasya şehrine, Ferhat’ın dağlarına rahmet yağıyordu. Ferhat’ın ruhuna bürünüyorduk yine. “Külünk, toprağa değil, Ferhat’ın göğsüne düşmüş, yarmış göğsünü. Şirin’in nazenin bedeni bu kez dayanamamış acıya! İkisini de oraya gömmüşler.”

Hikayenin tarihi gerçekliği var elbet. Efsaneleri ile de zengindir Amasyamız. Bu efsane edebiyatçılarımızı çok etkilemiştir. Gencevi, Husrev ü Şirin’i mesnevileştirmiştir. Aynı konu tekrar tekrar ele alınmıştır daha sonraları. Konu değil, anlatış biçimi önemlidir. Ali Şir Nevai, Lamii gibi şairler de yazmış, otuz kadar eser yazılmıştır bu konuda. Karagözcülerimiz bile bu konuyu kullanmış, modern edebiyatçılarımızı da fazlasıyla etkilemiştir.

Fuzuli’nin şu dizelerinin şerhini kalplerimize bırakalım. Yüzyıllar Sonra Ülkesi’ni de biz, beton dağlar arasından, sevdiğimize mutfaktan getiremediğimiz suyu(!) düşünerek kendi vicdanlarımıza yazıverelim: “Taş bağırlı olmasaydı Bi-Sütun Ferhad için/ Su yerine gözlerinden aktırdı seyl-i hüsn”

Yasemin Kapusuz, “aşk hu ile bende-i Şah’ız efendim” diyerek yazdı

Yayın Tarihi: 03 Ocak 2015 Cumartesi 10:55 Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2021, 15:59
banner25
YORUM EKLE

banner26