Ey Küfra burcunun münevver mahı!

Pir Muhammed Küfrevî, Hazret-i Pir’in torunlarından Vahyeddin Küfrevi tarafından kaleme alınmış, Kaynak Yayınları’nın bastığı bu eser, hakkında çok fazla yayın ve bilgi bulunmayan Pir Muhammed Küfrevi Hazretleri hakkında kaynak bir eser. Suleyha Şişman, kitabı sizler için anlatıyor.

Ey Küfra burcunun münevver mahı!

Pir Muhammed Küfrevi Hazretleri’nin ismini ilk defa Hüseyin Kutlu Hocaefendi’nin Efe Hazretleri ile ilgili bir sohbetinde işitmiştim. Çok acayip bir sahne resmetmişti Hüseyin Hoca: Küfrevi Hazretleri her gün iki oğlu Abdülhadi ve Abdülbaki Efendilerin koluna girerek tekkeye gelir, iki saat sohbet edermiş. Posta oturduktan sonra, yaz kış dağdan getirilerek önüne konan bir leğen dolusu kara mübarek ellerini sokar, sohbet sırlanıncaya dek Hazret’in hararetinden karlar erir, Hazret de haremi teşrif için kalkarmış.

Hüseyin Hoca’nın bu sohbetinden birkaç ay sonra çok güzel bir kitabı çıktı: Efe Hazretleri: Alvar İmamı Muhammed Lutfî Efendi. Yaklaşık bir ay sonra da bu kitapla birbirlerinin mütemmim cüz’i sayılabilecek bir başka eser yayımlandı: Pir Muhammed Küfrevî.

“Öyle bir nazar etti ki başım Arş’a değdi zannettim”

Efe Hazretleri’nin Küfrevi Hazretleri’ne intisap edişi şöyle anlatılır: Alvar İmamı’nın ilk hocası, peder-i alileri Hüseyin Efendi, şeyhleri Hacı Feyzullah Efendi ve Mir Hamza Nigari Hazretleri’nin göçmesinden sonra Bitlis’te Küfrevi Hazretleri’ni ziyarete gider. Bu yolculukta Efe Hazretleri de hazır bulunmaktadır. Hazret-i Pir sohbetten sonra meclisten ayrılırken Efe Hazretleri de gayriihtiyari, bir manevi kuvveye kapılıp kapıya doğru yönelir. Dışarı çıktığında bir kolunda Şeyh Abdülhadi, diğerinde Şeyh Abdülbaki olduğu halde Pir-i Küfrevi ayakta beklemektedir ve Efe Hazretleri’ne yaklaşmasını işaret eder. Efe Hazretleri bundan sonrasını, “O zat-ı mukaddes, mübarek elleriyle şakaklarımdan tutup öyle bir nazar etti ki başım Arş’a değdi zannettim!” diye anlatmaktadır.

Bu, kuds-i nazara mazhar olduğu günün gecesinde Efe Hazretleri bir mana görür. Küfrevi Hazretleri bir dizine Şeyh Abdülbaki Efendi’yi. diğerine de Muhammed Lutfi Efendi’yi oturtmaktadır. Ertesi gün Hazret-i Pir, “Hüseyin Efendi bize kemalinden gelmiş. Bize hiç ihtiyacı yok!” iltifatıyla Hace Hüseyin Efendi’yi halife tayin ederken. Efe Hazretlerini de pederine yardımcı olarak vazifelendirir. Efe Hazretleri kendisini bu göreve layık görmediğini düşünürken, Hazret-i Pir ona yönelerek, “Muhammed Efendi! Seni evladımız Abdülbaki’den ayırt etmedik, görmedin mi?” buyururlar. Efe Hazretleri de bundan beş yıl sonra 27 yaşında Hazreti Pir’den hilafet alır.

Küfra burcunun münevver mahı

Kitaba dönersek… Pir Muhammed Küfrevî, Hazreti Pir’in torunlarından Vahyeddin Küfrevi tarafından kaleme alınmış. Kaynak Yayınları’nın bastığı bu eser, hakkında -maalesef- çok fazla yayın ve bilgi bulunmayan –nazarımdan kaçmadıysa DİA’da madde yok mesela- Küfrevi Hazretleri hakkında kaynak bir kitap olmuş.

Hazret, bugünkü adı Şirvan olan, Siirt’e bağlı Küfra kasabasında 1775’te dünyayı teşrif etmiştir. Nisbesi Küfrevi de bu kasabaya nisbetledir. Peder-i alileri Medine’den hicret eden Şeyh Yusuf İzzeddin el-Bağdadi el-Kufi el-Medeni, valide-i muhteremeleri de Hazret-i Halid bin Velid radıyallahu anh neslinden Seyyide Halide Hanım’dır.

Muhammed Küfrevi Hazretleri altı yaşında hafızlığını tamamlamış, ilk icazeti kendisinden alarak babasının yanında başladığı ilim tahsilini, Celali Medresesi dâhil olmak üzere birçok medresede sürdürmüş, tamamlamış ve ilim öğretmekle meşgul olmuştur.

“Bizde emanetin var”

Küfrevi Hazretleri, Allah Teâla’nın cemalini ve Resulullah’ın (sas) nurunu görmek için geceleri, “Allah’ım, eğer senin kullarının iaşesi için olmasaydı, gündüzün de hep gece olmasını isterdim. Allah’ım, ne zaman firaktan visale, hayalden hakikate kavuşacağım? Zat-ı Zülcelal’inin cemalini ne zaman göstereceksin? Allah’ım, eğer bana izin verseydin, ben de Hz. Yusuf (as) gibi sana yalvaracak ve ‘Rabbim beni Müslüman olarak öldür ve salihlere kavuştur’ diyecektim.” diye münacatta bulunur.

Kırk yaşlarındayken yine, Rabbine kavuşma arzusuyla yandığı bir gece, âlem-i manada kendisini bir dağın tepesinde bulur. Dağın eteklerinden bir meşayih cemaati, Küfrevi Hazretleri’ni işaret ederek, “Allah, Allah!” sadaları ve zikirlerle ona doğru ilerlemektedir. Başlarındaki şeyh efendi yaklaşır ve şöyle buyurur: “Ölüm filan isteme. Daha senin yapacağın vazifeler var. Gel bizimle, beraber gidelim. Bize teslim edilmiş bir emanetin var. O emaneti sana teslim edelim. Daha sen çok yaşayacaksın!”

Küfrevi Hazretleri, aradan bir zaman geçtikten sonra ikinci bir rüya görür. Büyük bir nehrin kenarında abdest almış, dua okumaktayken büyük bir cemaat sabah namazı kılmak üzere saf tutmuştur. Yine aynı şeyh efendi kendisini çağırır ve ona şöyle seslenir: “Gel, seni bekliyoruz. Cemaatimize iştirak et. Bizde olan mukaddes emanetini al, git!” Hazret, şeyh efendinin yanına gitmek ister ama nehri nasıl geçeceğini düşünürken uykusundan uyanıverir.

Küfrevi Hazretleri, düğümün çözüldüğü üçüncü rüyasında kendisini bir deniz kenarında görür. Etrafını beraber tesbihe daldığı beyaz kuşlar sarmıştır. O beyaz kuşlar, beyaz entarili insanlara dönüşedursun, bu halka da merkezinde şeyh efendiyle zikreder. Şeyh’in işaretiyle, Küfrevi Hazretleri de zikre iştirak eder ve zikir tamam olunca şeyh efendi şunları söyler: “Üç seferdir seni çağırıyoruz, gelmedin. O emaneti, sana vermek zorundayız. Bu cemaat hep senin için toplandı. O emanet, Resul-i Azam’dan (sas) Şah-ı Nakşibendi’ye emanet edilmiş. O zattan, o emanet, bana tevdi edildi. Sana vermek üzere bana emredildi. Ben de seni bekliyorum. Eğer bu seferde gelmezsen ben sana gelmeye mecburum!” Bunun üzerine Küfrevi Hazretleri, bu mübarek zata sorarak onun, Nehri Köyü’nden Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin halifesi es-Seyyid Taha Hazretleri olduğunu öğrenir. Üç kere musahafa ederler, kucaklaşırlar.

Küfrevi Hazretleri, ertesi sabah vakit kaybetmeden yola koyulur, Nehri’nin yanındaki derenin ortasında kendisini bekleyen şeyh efendi ve cemaatle buluşur. Dergaha girer, çok kısa bir sürede halife olur. Çünkü şeyhinin de buyurduğu gibi o, “gelirken elindeki lambasını kurmuş, gazı doldurup şişesini temizlemiş, yanında da kibritini hazır bulundurmuştur.” Geriye lambayı uyandırmak kalmıştır. Seyyid Taha Hazretleri, emr-i manevi ile Küfrevi Hazretleri’ni Bitlis’te irşada memur eyler.

Kaf. Be. Sin. Ayn. He

Küfrevi Hazretleri, 1898’de sırlanan 123 yıllık uzun bir ömürde, binlerce müridine hizmet etmiş, üç yüzden fazla halife yetiştirmiştir. Türbe-i şerifi, Bitlis’tedir; bendesi ve halifesi Sultan Abdülhamid tarafından inşa edilmiştir. 1916’da Rus işgalinde kaçırılan kapının üst kısmına monte edilen, gümüş çerçeveli bir fayansta “Kıtmirü babuke Sultan Abdülhamid Han”a işaret eden, “Kaf. Be. Sin. Ayn. He” yazdığı rivayet olunmuştur.

Vahyeddin Küfrevi Hoca, bazı biyografik bilgilerden sonra, “Keramet 1, 2… 17” başlıklarıyla kaleme aldığı hadiselerle menakıbname havası verdiği eserde, Hazret-i Pir hakkında yaklaşık altmış sayfalık bir malumat sunuyor. Kitabın kalan üçte ikilik bölümünde ise, Hazret-i Pir’in halifelerini –Efe Hazretleri’ne hayli hacimli bir bölüm ayrılmış-, çocuklarını, torunlarını, Bediüzzaman Said Nursi ile münasebetini öğreniyoruz. Keyifle okunan ve büyük bir boşluğu dolduran bir eser...

Suleyha Şişman, “Ey Küfra burcunun münevver mahı!” dedi

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13