banner17

Ey Araplar ve Türkler! Kalplerinizi Birbirine Sıkıca Bağlayın!

Tüm gayesi şuurlu ve samimi bir müslüman birliği olan Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey, ''Türk ve Arap'' kitabında şöyle sesleniyor: 'Ey Araplar ve Türkler! Sizi şaşırtmaya, sersem etmeye, birbirinizle uğraştırmaya çalışanlardan sakının…Birbirinizi iyi anlayın… Bütün İslâm âlemi, ümit içinde, sizin tam olarak birleşmenizi bekliyor.'' Efdal Okçu yazdı.

Ey Araplar ve Türkler! Kalplerinizi Birbirine Sıkıca Bağlayın!

Hindistan’dan Kuzey Afrika ve İngiltere’ye kadar tanınan, fakat Türkiye’de layıkı veçhiyle bilinmeyen Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey; ömrünü İslâm’ın dirliğine adamış, Batı’nın emperyalizmine karşı daima en şiddetli karşılığı vermiş, en ihtiyaç duyulan zamanda hilafeti ve müslüman birliğini en doğru şekilde değerlendirerek önemini beyan etmiş âlimimizdir.

Geride birbirinden değerli on yedi eser bırakan Halil Hâlid Bey’in Türk ve Arap kitabı ise ayrılık tohumlarıyla dolu günümüz için belki de en önemlisidir. Hayatı boyunca müslümanların birliğinden başka bir şey düşünmeyen âlimimizin bu birlik üzerine kaleme aldığı en önemli eseri Türk ve Arap’a dair bir şeyler söylemeden evvel Çerkeşşeyhi-zâde’yi kısaca hatırlayalım:

Cambridge Üniversitesi’nde ders veren ilk Türk hoca

Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey (1869-1931) Ankara’da doğmuş, Mekteb-i Hukuk’u bitirmiştir. Cambridge Üniversitesi’nde ders veren ilk Türk hoca unvanının sahibidir. 1908’de Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhâkı sırasında “boykot” mefhumunu Türkçede ilk kullanan kişi olmuştur. 1912 seçimlerinde Ankara milletvekili olmuş, meclisin feshedilmesi ile Bombay başşehbenderi [başkonsolos] olarak Hindistan’a gitmiştir. Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanca, Urduca ve Farsça dillerini bilen Halil Hâlid Bey, 1922’den sonra İstanbul Darülfünunu Edebiyat ve İlâhiyat Fakültesi’nde de dersler vermiştir. İstanbul’da vefat etmiş, Merkezefendi Kabristanı’na defnedilmiştir.

Bu kronolojik aktarımdan sonra Mehmet Ertuğrul Düzdağ Bey’in Halil Hâlid Bey için sarf ettiği şu ifadeler, âlimimizin asıl değerinin ifadesi açısından oldukça önemlidir: “Hakkında biriken bilgi ve intibâlarımın neticesi olarak, kendisinin ihlâslı bir mü’min, etraflı ve derin bilgi sahibi bir mütefekkir ve her hâl ü kârda İslâmiyet’e ve müslümanlara hizmet etmeye çalışan samimî, şuurlu, imanın izzet ve vakarına hakkıyla sahip, kalemiyle mücâhid bir zât olduğuna kanaat getirmiş bulunuyorum.”

“Pan-İslâmizm, zararlı ve içi boş bir siyasî deyim”

Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey’in Türk ve Arap kitabı, Arapça tercümesi ile 1912’de Kahire’de basılmış. Kitap, kendisinin, İslâm birliğini bozmak için ortaya atılmış “kavmiyetçilik” akımına ve bilhassa hilafet ve resmî dil üzerine kışkırtmalara cevap mahiyetindeki en önemli eseridir.

Türk ve Arap, Mehmet Ertuğrul Düzdağ tarafından ilk olarak 1994 yılında neşredilmiştir. 2016’da ise Kapı Yayınları’ndan istifadeyi önemli ölçüde artıracak ilavelerle yeniden yayımlanmıştır. Yeniden yayımlanmasını, güncelliğini kaybetmeyen konusunun ehemmiyetinin bilakis giderek artması şeklinde yorumlamak yanlış olmayacaktır.

M. Ertuğrul Düzdağ, neşre hazırladığı Türk ve Arap kitabına, Çerkeşşeyhi-zâde ve eserleri hakkında doyurucu bilgiler vererek başlamıştır. Bu bilgilerin ardından Halil Hâlid Bey hakkında yazılmış yazılar ile Çerkeşşeyhi-zâde’nin The Times gazetesinde çıkmış yazılarının bir kısmını da ekler olarak okuyucuya sunmuştur. Bu ilaveler, müellifi net ve doğru tanımamız açısından son derece yerinde olmuştur.

M. Ertuğrul Düzdağ’ın Çerkeşşeyhi-zâde hakkında yazılmış alıntı yazıları sunması ile, Halil Hâlid Bey’in; istikametini muhafaza yönünden Avrupa’ya giden birçok öğrenciden farklı olduğunu, bir yabancının Hâlid Bey’in istihza gücünün adeta Voltaire seviyesinde olduğunu söylediğini ve hilafetin Osmanlı’ya kazandırılış yıldönümlerinin bir bayram olarak kutlanmasını teklif ettiğini öğreniyoruz.

Yine The Times’ta çıkmış yazılarının alıntılandığı bölüm ile de Halil Hâlid Bey’in; Pan-İslâmizm ile Hilafet’in birbirine karıştırılmamasını önemsediğini ve Pan-İslâmizm’in, İslâm’ın dostu olmayan kişilerce icat edilmiş zararlı ve içi boş bir siyasî deyim olduğuna dikkat çektiğini anlıyoruz.

Dini ve milleti tek şey saymak

Kitabın özünü oluşturan Türk ve Arap metninde Halil Hâlid Bey, Türklere Arapları, Araplara da Türkleri olumsuz anlatarak kışkırtanlara karşı doğruyu ve olması gerekeni kaleme almış, bu iki toplumun birbiri için vazgeçilmez olduğunu anlatmıştır: “Ben bir Türk’üm, lâkin –velev şaka için bile olsa– Arap kavmine çatan veya onu kötüleyen bir söz söylemeye gönlüm razı olmaz ve böyle bir şeye dilim varmaz. …Bilmem ki Arap ve Türk’ten hangisinin övülecek vasıfları daha fazladır. Bu hususta benim bildiğim ve kat’î şekilde inandığım bir şey varsa o da: Bu iki milletten her birinin, diğerinin sahip olduğu ve Türk’ün Arap, Arap’ın da Türk olmadan, şanlarını ve istiklâllerini koruyarak yaşayamayacaklarıdır. …Arap’ın yardımından mahrum bir Türk devletinin istiklâline sahip olarak devam edebileceği zannına ben, bir hayâl-i muhâl derim.”

Türk siyaset ahlâkı, Çerkeşşeyhi-zâde tarafından kısa ve öz olarak “Dini ve milleti tek şey saymak” olarak tarif edilmiştir. Bu mümtaz ahlâkın ise Batı tarafından hiç sevilmeyip daima tahribine çalışıldığını ifade etmiştir. Düşüncelerinden gelecek için ümitvâr olduğu anlaşılan Çerkeşşeyhi-zâde Hâlid Bey, din ve milliyet birliğinin kuvvetlendirilmesiyle bütün müslüman milletler arasındaki birliğin sağlanacağını haber vermektedir:  “Dini ve milleti tek şey sayan Türk siyasî inancı, Şark memleketlerini istilâ etmek isteyen Batılı siyaset adamlarının arzularına hiç uygun gelmez. İşte bundan dolayıdır ki Batılılar, İslâm ülkelerinde ırkçılık tefrikasına sebep olacak hareketleri teşvik etmekten geri kalmıyorlar. …Türklerle Araplar arasında ‘din ve milliyetin birliği’ fikrini kuvvetlendirmek lazımdır. Bu fikir kuvvetlendirilirse İslâm dairesi içindeki öteki küçük milletlerin de Arap ve Türklere katılarak aynı şekilde olumlu düşünecekleri muhakkaktır.”

“Devletin resmî lisanını değiştirmeye uğraşmak bölücülüktür”

“Anti-emperyalist bir Osmanlı aydını” olarak da tanımlanan Halil Hâlid Bey’in, Türkler ve istilâ niyetli Batılıların aynı işteki niyetlerini tahlili de son derece mühimdir. Türklerin hâkim oldukları Arap memleketlerinde imar ettikleri faydalı eserleri yerli halkın istifadesi için yaptırdıklarını; fakat Batılıların istilâ ettikleri Şark ülkelerinde inşa ettikleri eserleri ise yerli halktan daha fazla istifade etmek için yaptırdıklarını anlatır. Zihniyetlerin niyet farkını bu şekilde sunduktan sonra da kendisinin de bir Türk olduğunu ifade ederek Türklerin haksız tenkitlere uğramalarının talihin bir gereği olduğunu dile getirir.

Dil üzerine de çok sıhhatli görüşleri olan Halil Hâlid Bey, eserinde; tüm müslümanların resmî dilinin Arapça olmasını istemenin/beklemenin, fıtratın tabiiliğine aykırı olduğunu söyler. Ayrıca bir asır önce, bir devletin resmî dilini değiştirmeye çalışmanın “bölücülük” olduğunu netçe ifade etmesi de dikkate şâyândır: “ ‘Arapça, müslüman milletlerin umumî ve resmî lisanı olmalı’ diye fikir ileri sürenler, insan topluluklarının hâl ve davranışlarındaki tabiî gelişmeler hakkında fazla bir bilgiye sahip olmasalar gerektir… Osmanlı vatanının neresinde olursa olsun devletin resmî lisanını değiştirmeye uğraşmak, ancak ‘seperatizm’ yani bölücülük davası için çalışanlara yakışır.”

Hilafetin birleştirici gücünü olmazsa olmazlardan olarak gören Halil Hâlid Bey, hilafetin başka devletlere geçmesi gibi son zamanlarda yayılan arabozucu fikirlere karşılık son derece anlamlı bir yorum getirmiştir. Hâlid Bey’e göre hilafete dokunmak İslâm istiklâlinin temelini sarsar: “Peygamber-i Zîşân’ımız beşeriyetin güzidesidir. Yalnız Araplar değil, bütün müslümanlar onun ümmetidir. Onu sadece bir millete mâl etmek ve ‘Hilafet sadece Arapların elinde bulunmalıdır.’ demek, Şeriat-i Muhammediyye’nin birleştirici maksadına uygun değildir. Müslümanların umumi icmâı ve serbestçe tasvibi iledir ki Osmanlı saltanat makamı hâlen, İslâm Hilafeti’nin de makamı olarak bulunmaktadır. Ona dokunulmamalıdır, dokunulursa İslâm istiklâlinin temeli sarsılır…”

“Bütün İslâm âlemi, ümit içinde, sizin tam olarak birleşmenizi bekliyor”

“Hazır ol ceng ü cidâle ister isen sulh u salâh!” kaidesi mucibince Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey’in Osmanlı devletine bir vazife tevdi ettiğini görüyoruz. Vazife, Arap memleketlerini tâlim ettirip silahlandırmaya çalışmaktır. Yoksa ilerleme adına hiçbir zaman rahatça çalışma fırsatı bulamayacağımızı hatırlatarak bizi uyarır: “Şimdi Osmanlı devletinin vazifesi; Arapları, hemen ve sessiz sedasız bir şekilde zamanın icaplarına göre tâlim ettirip yetiştirmeye ve silahlandırmaya çalışmaktır. Yoksa memleketlerimiz, yine ansızın istilâlara uğrar ve yine medenî ilerlememizi sağlamak için rahatça çalışmamıza fırsat bırakılmaz.”

Bilhassa bizler savaş görmemiş bir nesil olduğumuz için Halil Hâlid Bey’in bu görev hatırlatması son derece yerinde ve elzemdir. Daha fazla istilâya dûçar olmamak için işaret edilen vazifeyi herhâlde bir an önce üzerimize almamız, gereklerini yerine getirmemiz gerekmektedir.

Cezayir’i bir Fransız şehri zannettiğini yazdığı Cezayir Hâtıratı’ndan ve Batı emperyalizmi hakkında görüşlerini anlattığı en önemli kitabı Hilâl ve Salib Münazaası kitaplarından beş sene sonra Türk ve Arap kitabını kaleme alan Halil Hâlid Bey, bu eserdeki her tavsiyesiyle adeta ileriyi çok iyi gördüğünü ispat etmektedir. Artık bize düşen de tespitlerine kulak verip tavsiyelere uymaktır.

Son olarak, tüm gayesi şuurlu ve samimi bir müslüman birliği olan Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey’in Türk ve Arap kitabının hitamını oluşturan şu cümleleri ise -günümüz dünya düzeni düşünüldüğünde- bugün Türk-Arap-Kürt… ve/veya Sünnî-Şiî… bağlamlarında kulak verilmeye ne kadar da muhtaçtır:

“Ey Araplar ve Türkler!

Sizi şaşırtmaya, sersem etmeye, birbirinizle uğraştırmaya çalışanlardan sakının…

Bilgisizlikten doğan kötü zanları artık bırakın…

Birbirinizi iyi anlayın…

Bütün İslâm âlemi, ümit içinde, sizin tam olarak birleşmenizi bekliyor…

Kalplerinizi birbirine sıkıca bağlayın…

Birbirinizi sevin: Ta ki Allah da sizi sevsin.”

Çerkeşşeyhi-zâde Halil Hâlid Bey, Türk ve Arap, Kapı Yayınları

 

Efdal Okçu

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2017, 17:01
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20