banner17

Exupery Atatürk'e ne diyor?

Güneşin batışını seyretmeyi hava tahmini raporlarından daha fazla önemseyenler ve güllerine zaman ayıranlar için: Küçük Prens.

Exupery Atatürk'e ne diyor?
Küçük Prens
Küçük Prens

Kaç kişi fil yutmuş boa yılanını şapkadan ayırt edebilir? Kaç kişi bir şapkanın fil yutmuş bir boa yılanı olabileceğine ihtimal verebilir? Yahut bunun hayalini gözlerinde canlandırabilir? Kaç kişi bakarken görebilir ya da ayrıntıda gizli güzelliklere dikkat kesilir?Küçük Prens

Sizce kaç kişi güneşin doğuşunu ve batışını izlemeyi önemser? Hele de hava tahminleriyle yarın ne giyeceğini itina ile belirleyen ve yağmurdan da, güneşten de korkabilen insanlar varken? Bunu bilemesek de en azından Küçük Prens bizim aklımızda bu tasavvuru çiziyor; daha doğrusu kitabın yazarı Antoine De Saint-Exupery… Ve elbette ki insan aklının hayal edebileceği her şeyin bir gün gerçekleşebilme ihtimali vardır.

Aklı başında(!) biri misin sen de?

Kitap, açılışı yazar ile Küçük Prens’in tanışma öyküsüyle yapıyor. Olaylar Küçük Prens’in karşılaştığı kişiler ve onlarla yaşadığı diyaloglarla devam ederken, yine yazar ile olan ilişkisinde son buluyor. Kitabın daha ilk sayfalarında Küçük Prens’le tanışmadan evvel yalnız dünyasından bahsediyor yazar. Ve aslında kitabı çok güzel özetleyecek kilit cümleleri veriyor:

Küçük Prens
Küçük Prens

“Biraz akıllı gözüken biriyle karşılaştığımda, hep yanımda taşıdığım (I) numaralı resmimi çıkarır gösterirdim. ‘Gerçekten kavrayışlı mı değil mi’ diye, anlamak isterdim. Cevap aynı: ‘Şapka!’ O zaman ne boa yılanlarından, ne balta girmemiş ormanlardan, ne de yıldızlardan söz ederdim. Ben de onun gibi briçten, golften, siyasetten ve kravatlardan konuşurdum. O büyük adam da, böyle aklı başında biriyle tanıştığına çok memnun olurdu.”

Sonrasında yazar, uçağının bozulmasıyla iniş yaptığı bir çölde Küçük Prens ile tanışır. Küçük Prens’in B612 gezegenciğinde yaşadığını düşünmektedir. B612 gezegenciği bir Türk astronot tarafından keşfedilmiş, ancak astronot o zamanlar doğu kıyafetleriyle kongreye katıldığı için onu kimse önemsememiş. Devrimler (!) sonrasında ise astronot şık elbiselerle katıldığı kongrede bu sefer farklı karşılanmış. Burada tabii Exupery Türk devrimlerini yapan isim için çarpıcı bir sıfat kullanıyor. Bu sıfatı Küçük Prens'in Türkçe çevirilerinde okumanız kolay değil. Çünkü değiştiriliyor.

Sen insanları hangi özellikleriyle tanırsın?

Ve devam eder yazar:

“B612 gezegenciğiyle ilgili bu ayrıntıya girmemin ve size numarasını vermemin nedeni, büyüklerdir. Onlar rakamları sever. Onlara yeni bir arkadaştan söz ettiğinizde, en önemli şeyle ilgili soru sormazlar, “Sesi nasıldır? En çok hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?” diye… Bu tür soruları olmaz onların. Sadece “Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası ne kadar kazanır?” gibi şeyler sorarlar. Onu ancak o zaman tanımış olduklarına inanırlar.

Küçük Prens
Küçük Prens
Küçük Prens
Küçük Prens
Küçük Prens
Küçük Prens

Eğer büyüklere “Kırmızı tuğladan bir ev gördüm; pencerelerinde sardunyalar vardı, çatısında kumrular…” derseniz, bu evi kafalarında canlandırmaları olanaksızdır. Onlara: “Bir ev gördüm, yüz bin frank eder.” demelisiniz. O zaman “Ne güzel!” diye haykırırlar.

Gezegenin birinde bir çiçeğin var mı mesela senin?

Derken Küçük Prens ona üzgün olduğu zamanlar güneşin batışını izlemeyi ne kadar sevdiğini ve bunun gibi birçok incelikli davranışını anlatır. Ve derken arkadaşlıkları gelişir. Küçük Prens gezegenindeki tek bir çiçeğe (güle) olan sevgisini anlatır: “Eğer bir kişi, milyonlarca yıldızda sadece bir tane bulunan bir çiçeği seviyorsa, o yıldızlara baktığında mutlu olmasına yeter bu. ‘Orada onlardan birindedir çiçeğim’ der. Ama ya o koyun o çiçeği yerse, bütün yıldızlar birden sönmüş olur onun için! Bunun da mı önemi yok?”

Küçük Prens uçağı bozulan kahramanımıza o bitmek tükenmek bilmeyen sorularını yöneltirken, başka gezegenlere de yolculuk yapar. Bu gezegenlerde bir türlü istediği bir insanla karşılaşamaz. Önce emirler yağdıran bir kral, sonrasında kendini beğenmiş bir adam. Aklında sadece yapacağı işler ve rakamlar olan zengin adam, içki içtiğini unutmak için içki içen adam.

Başaklar arasında rüzgârın sesini dinledin mi hiç?

Derken Küçük Prens’in son durağı dünya olur. Orada bir tilki ile tanışır. Tilki onunla arkadaş olmak ister: “Şu anda sen benim için yüz bin tane çocuktan sadece birisin. Sana ihtiyacım yok. Senin de bana ihtiyacın yok. Ben senin için yüz bin tane tilkiden biriyim sadece. Ama beni evcilleştirirsen senin bana ihtiyacın olur, benim de sana. Benim için dünyada biricik olursun. Ben de senin için Dünya’da biricik olurum.” diyerek ona evcilleşme kelimesinin anlamını anlatır.

Ve devam eder: “Şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim için gereksizdir. Hiçbir şey hatırlatmaz bana buğday tarlaları. Bu da üzücü, doğal olarak. Ama senin altın sarısı saçların var. İşte, sen beni evcilleştirirsen, ne güzel olur! Bu altın renkli başaklar seni hatırlatır bana. Başaklar arasında rüzgârın sesini severim o zaman.”

Son soru: Kendini ondan 'sorumlu' hissettiğin ufacık bir şey dahi var mı sahiden?

Tilkiden ayrılırken Küçük Prens, “Elveda” der tilki. “İşte sırrım. Çok da basit: Yalnız kalp gözüyle görülür. Asıl olanı gözler göremez. Ona ayırdığın zamandır senin gülünü değerli yapan…”

Küçük Prens
Küçük Prens

“İnsanoğlu bu gerçeği unuttu. Ama sen unutmamalısın. Neyi evcilleştirmişsen ebediyen ondan sorumlusun. Gülünden sorumlusun.” derken tilki, bize emek isteyen sevgiyi ve onun ortaya çıkardığı güzel sorumluluğu vurguluyor.

Benimse burada aklıma Heidegger’in bir sözü geliyor: “Ötekinin mevcudiyeti hayatımıza bir gün tepeden indiğinde, hiçbir tabiat üstesinden gelemez bunun. İnsan yazgısı, başka insan yazgısına teslim eder kendini. Ve mutlak sevginin ödevi, bu teslimiyeti ilk günün dirliğinde tutmaktır.”

Kahramandan ayrılma vakti geldiğinde hüzünle birbirlerine veda ederken Küçük Prens ona yıldızlara bakmasını, orada olacağını söyler. Onun kimsede olmayan yıldızlara sahip olduğunu…

Ve hiçbir ‘büyük insan’, bir yerlerde tanımadığımız bir koyun bir gülü yediğinde evrende hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlayamayacaktır. Tabii içindeki çocuğu büyütmeyenler hariç…

Küçük Prens
“Benim için bu, dünyanın en güzel ve en hüzünlü manzara resmi. Bir önceki resme çok benziyor ama unutmamanız için bir kez daha çiziyorum. Küçük Prens'in Dünya'ya indiği ve ayrıldığı yer işte burası. Lütfen resme çok dikkatli bakın ve onu hafızanıza iyice yerleştirin. Eğer bir gün yolunuz Afrika’ya düşerse ve Sahara Çölü’nü geçerseniz, işte tam bu noktaya geldiğinizde lütfen biraz durun. Yanınıza bir çocuk gelirse, yüzü gülüyorsa, altın sarısı saçları varsa ve soru sorulduğu zaman cevap vermiyorsa, anlarsınız kim olduğunu. O zaman, n'olursunuz, beni böyle üzgün bırakmayın, yine geldiğini yazıverin bana...”

Şeyma Subaşı yıldızlara baktı

Güncelleme Tarihi: 02 Ağustos 2010, 17:10
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mervekasıga
mervekasıga - 8 yıl Önce

küçük prens,,,,,,,,,, bu kitaptan tüm insanlığa hediye etmek isterdim...erguvanlar altında rüzgar ayaklarımızı öperken ve sütlü kahvemizi çekerken okumak aynı anda ne hoş olurdu..

Şakir Didim
Şakir Didim - 8 yıl Önce

Kitabın devlet eliyle basılan bazı baskılarında o ifadenin değiştirilmeden kullanıldığını görebilirdiniz. Ama tabi eski günler... O zamanlar insanlar daha cesurmuş, devlet daha az okuyormuş.

Katre
Katre - 8 yıl Önce

On yıl önce okuduğum, 3 Nisan'da büyük bir heyecanla hediye ettiğim, dün tekrar satın alıp akşam yine okuyup bugün yine hediye ettiğim çok hoş bir kitap...

Şeyma Subaşı
Şeyma Subaşı - 8 yıl Önce

Eğer Merve Kasırga ise bu yorumu yazan, çok şaşırdım.
Ve demek isterim ki,
biz seninle Kalu Bela'da gözgöze geldik (:

KasırgaMerve
KasırgaMerve - 8 yıl Önce

Şaşırma kuzum nerede görüşeceğimiz belli olmuyor işte, kader:)
muhabetle..

banner8

banner19

banner20